Bir Katre Su Bir Katre Çay


kuşlarkuşlarkuşlarkuşlar

Çaya Methiye

Bu cihanda iki aziz bir katre su bir katre çay.
Su çaydan önce gelse de ikisini de aziz say.

Suyu çöllerde özlersin çayı kırmızı güllerde.
İkisi de ayrı güzel hep dillerde gönüllerde.

Her katresi cana ilaç toprak suya dil çaya aç.
Su ummanda çay demlikte sevgileri kulaç kulaç.

Gahi yağmur gahi kardır ikisi de cana yârdir.
Su billurdur çaysa yakut tam da yirmi dört ayardır.

Su çayın üstünde buğu çay suyun içinde kuğu.
Su çaya can veren aziz çay özünde can soluğu.

Hem su hem çay uğur kadem çayın albenisi de dem.
Hiçbirini ayırt etmem içe gelmiş ninem dedem.

Su temizlik binasıdır çay huzurun anasıdır.
Su elmasa ayna olur çay da suyun kınasıdır.

Bir katre su bir katre dem ben onlara kem diyemem.
Suyun hatırı var bende su olmazsa çay içemem.

Biri aziz biri leziz tutkunuz iki cana biz.
Hiçbirinden vazgeçmeyiz, suyu çayı sevenleriz.

Bir katre su bir katre çay, iki özdeş billur saray.
Bu ikili berrak pınar, suyu güneş çayı ay say.

Su son demde bedenime, girizgâhtır kefenime.
Çayı da ikram ederim gelenime gidenime.

Şimdi saçlarım ağardı ilk tanıdığımda toydum.
Katre katre yudum yudum onları sevdim uyudum

Çayımdan bir yudum alsam gönlüm saraylarda yaşar.
Çayı sıcak suya salsam, haz bulutu dağlar aşar.

Semaverin duası çay suyun altın şuası çay.
Kış gecesi çay bir masal, kıskanır onu dolunay.

Bir katre su gönlüme ket, su bedendir çay iskelet.
Huzur çaydaki bereket içerken hep iltifat et.

Elbet, veda buruk olur, gönül o dem hicran solur.
Dost, dostu gönülde bulur,bir katre su bir katre çay.

Çay dudağa değen kara, deminde yaramı sara.
Hüsnü çay suyunda ara hiç düşünme kara kara.

Uzar gider bu methiye, dokun etliye sütlüye.
Yudum yudum tüket diye çay sana billur hediye.

Bir katre su bin can olur, bin can bin bir hayat solur.
Semaverde gürül gürül bir katre su bir katre çay.

Karanfille gülle sırdaş, akan suyla biraz adaş.
Mekanlar olsa da salaş, içer onu efe , dadaş.

Ömrüm oldukça ey peri gönlümde demlerim seni.
Bir katre su bir katre çay kendine ram eyler beni.


Ankara,18.09.2009 İ.K

Gün gelir..


gün gelir sevda koyarsa soluksuz seni,gün olur yolun düşerse gurbet ellere,al bu dertten yüreğini,dalgalara sal..kederin büyüyorsa kuytuluklarda,gidecek deniz yoksa,bulamadınsa..al bu dertten yüreeğini yağmurlara sal..

Bir vav çizermisin hocam


Bir vav çizermisin hocam
ucu ruhuma dokunan,
ve okunurken “aşk” diye okunan…

Bir vav çizermisin hocam,
Ruhumdaki düğümleri çözermisin,
Bir kuğuyla “aşk” denizinde yüzermisin.

Bir vav çizermisin hocam
Gözü dünyaya kapalı,
Vakur, derviş kafalı,
“aşk”ı anlatır yüreği yaralı…

Bir vav çizermisin hocam,
Ağyare harf gibi duran
Yare “aşk” diye okunan…

şiir: Bilal Tırnakçı

fotoğraf: g ü L â L e

Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine


Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine
 
 
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
…Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris’ten
Newyork’tan Londra’dan
Moskova’dan Pekin’den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki’den Nefi’den Şeyh Galib’den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
 

III

Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben

IV

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai Karakoç

Hala umut var cunku Allah var


Kirildiysa yureginin fay hatti
ve koptuysa icinde tufan
enkaz altindaysa gokleri delen sevdan
martilar kustuyse deryaya
Konusmaz olduysa bulbul gul ile
Kapandiysa umudun perdesi
makbere donduyse umutlar
Bitmez olduysa yollar
Gecmez olduysa yillar
O dem dirilme mevsimidir gayri
O halde kalk ve diril! durma ayri
insa etmek icin yeniden vicdani
Sen Nuh ol ve siva kollari
Dik dur ve gec boylece ummani
Sen geminle ilerle ve as dalgalari
Gemide yalniz kaldiysan Kenan utansin
Ferhat ol ve vur taslara kazmayi
Ve ask modunda ol sen her daim
Kollarin bos kalirsa Sirin utansin
Yer demir gok bakir olduysa eger
Ucurtmani vuruyorsa bir ruzgar
Gonul pencerenin kirildiysa cami
Ve sen usuyorsan seyrederken sevdani
Gunes isitmiyorsa ve golgeyse ona bulutlar
Gokten yagmur yerine yagiyorsa kezzap
Zehir icerek sarhos oluyorsa umutlarin
Iste o dem!
Ibrahimi dusun! ve korkma sakin atesten
Seninde imdadina kosarda bir karinca
Ve ates serin olur yakmaz seni gercekten
Nemrudun makamini devirirde bir sinek
Bekle gonul bekle o gunlerde gelecek
Sen Ibrahim makaminda Kerem ol ki
Boylece yanmayi goze alasin
Sen mahzun olmayasin ve dik durasin
Yanamayan tas yurekli Asli utansin
Kirildiysa martilarin kanatlari
ve isik vermiyorsa yildizlar
Guvercin yuvasini istila etmisse yarasalar
Soz cikmiyorsa dudaktan ve surgunse bir baska vadide
Cole donduyse deniz ve intihar modundaysa yunuslar
Ihanet ahlaka donusmusse halkin gozunde
Yalniz kaldiysa Hakki haykiran yigitler
Ve icmek zorundaysan cileyi serbet tadinda
Ve sehvet tadinda yasiyorsa hayati yiginlar
O dem Musayi dusun!Ve vur asani yureklere
Col meskenin olsun ve dus Hakkin pesine
Sen Musa ol ve collerde vaaz ver
Seni duymayan mel’un utansin
Mecnun olduysan ve dustuysen yollara
Sana kavusmayan Leyla utansin
Sen kanatlarini ac ve pervaz et goklerde
Sana tas atan eller utansin
Kollarini ac ki umman olasin
Sana damlamayan katre utansin
Sen oku ey gonul! umudun siirini
Seni dinlemeyen kulak utansin
Kirilsada yureginin fay hatti
Hala umut var cunku Allah var
Sen ayaktasin…
Bilgin Erdogan

KURBANIM


Yar adıyla başlayayım sözüme
Gülsüz bağda bülbül ötmez kurbanım
Sözü önce söyleyeyim özüme
Yoksa kalpten kalbe gitmez kurbanım

Sen senin olmazsan tüm dertler biter
Varını yokunu mürşidine ver
Ustanın elinde kütük ol yeter
Teslim olan zarar etmez kurbanım

Güvenme kendine ben oldum diye
Pişenler hamım der, bir düşün niye
Tövbe lazım ettiğimiz tövbeye
Bir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım

İltifat beklemek kırılmak nedir
O kapıdan kovsa sen bacadan gir
Ha sevmiş ha dövmüş ikisi de bir
Sevmese kaşını çatmaz kurbanım

Çalış nasibini al dünyadan yana
Ama sanma dünya yar olur sana
Ahiret parası lazım insana
Güneş hep batıdan batmaz kurbanım

Hizmet yoksa himmet olmaz bu kesin
Hem hizmet nimettir böyle bilesin
Gayret et gönle gir “benimdir” desin
Sultan kölesini atmaz kurbanım

Yap dediğini yap emrine göre
Bu iş bensiz olmaz deme boş yere
O eli tutmuşsa insan bir kere
Nefsini hesaba katmaz kurbanım

Cahiller ağzını açınca ben der
Ben deyip yol alan var mı hiç göster
Eli hep güzel gör kendini hep yer
Tezek su dibine batmaz kurbanım

Günahtı sevaptı bunlar boş hesap
Her neyi yaparsan Allah için yap
Avamın işidir bu hesap kitap
Aşıklar kar zarar gütmez kurbanım

Dua kabul, niye sıddıkın ahı
Ne dedi hızıra nakşibend şahı
Hatırla idrak et anla bu rahı
Ben sadıkım demek yetmez kurbanım

Sadakat ne derse doğru demekmiş
Onsuz doğrulara eğri demekmiş
Sadakat sıddıkın bağrı demekmiş
Ciğer yanar duman tütmez kurbanım

Er olmak isteyen serinden geçer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini seçer
Ağyarın balını tatmaz kurbanım

Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
Başı koy İsmail gibi meydana
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım

SERDAR TUNCER

BEN SONBAHARIM…


yanlizadam1ti.jpg

Beni bir mevsime benzetmek istersen eğer;
Sonbaharım…
Kimi zaman köşeden gülümseyen bir güneş olurum,
Kimi zaman döne döne düşen bir yaprak.
Kimi gün usul usul yağan bir yağmur olurum,
Kimi gün deli deli savuran bir rüzgâr.
BEN SONBAHARIM…

Beni bir çiçeğer benzetmek istersen eğer;
Çiğdemim…
Sapsarı rengiyle içini ısıtan,
Koparmak istersen ellerini kanatan,
Erişemeyeceğin kadar derinde
Korkacağın kadar narin.
BEN ÇİĞDEMİM…

Beni bir renge benzetmek istersen eğer;
Griyim…
Ne beyaz kadar saf, berrak ve katkısız,
Ne siyah kadar net, kasvetli ve asil,
Tam ikisinin ortası.
BEN GRİYİM…

Beni bir kavrama benzetmek istersen eğer;
Sevgiyim…
Bir bebeğin gülüşü kadar içten,
Güneşin doğuşu kadar sabit,
Gecenin rengi kadar etkileyici,
Yaşam kadar gerçek.
BEN SEVGİYİM…

YA SEN ?????
(alinti)