Su Kasidesi (Fuzûlî )


Tam boyutlu görseli gösterTam boyutlu görseli göster

Ey göz, gönlümdeki ateşlere gözyaşlarından su serpme
Çünkü, böylesine tutuşan ateşlere su fayda etmez.

Bilmiyorum, dönen gökkubbe mi su rengindedir,
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamış?

Kılıç gibi bakışlarının etkisiyle gönlüm parça parça olsa şaşma,
Çünkü; su duvardan aka aka yarıklar oluştururur.

Yaralı gönül, senin ok atışlarına benzeyen kirpiklerinin sözünü korkarak söyler,
Yarası olanlar da suyu yavaş yavaş ve ihtiyatla içer.

Bahçıvan boşuna yorulmasın ve gül bahçesini sele versin,
Çünkü bin gül bahçesini sulasa senin yüzün gibi bir gülün açılmasına olanak yoktur.

Gül isteyerek dikenine su vermek boşuna değildir,
Senin yanağını anarak kirpiklerim ıslansa ne olur?

Gam gününde hastaya gönülden kılıç gibi keskin bakışlarını esirgeme;
Çünkü karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

Gönül, sevgilinin oka benzeyen kirpiklerini arzula ve ondan ayrı olduğum zaman hasretimi dindir.
Susuzum, bu aşk sahrasında bir kez de benim için su ara.

Ben şiddetle dudağını arzuluyorum, sofularsa Kevser istiyorlar,
Tabii, sarhoşa şarap, ayıklara da su içmek hoş gelir.

Su, durmadan sevgilinin cennet bahçesine dönmüş yurduna doğru akıp gidiyor,
Galiba o da, o selvi boylu güzele aşık olmuş.

Toprak olup sevgilininin yurduna giden suyun önünü kesmeliyim,
Çünkü su benim rakibim olmuştur, onu oraya gitmesini önlemeliyim.

Dostlarım, onun elini öpmek arzusuyla ölürsem,
Toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.

Selvi, kumrunun yalvarmasına inatla karşı çıkıyor,
Su, selvinin çevresinde dolanıp yalvarsın da onu bu inatçılıktan vazgeçirsin.

Gülün budağı güle renk vermek için hile ile bülbülün kanını içmek istiyor,
Su gülün gövdesine yürüyüp yalvarsın da, zavallı bülbülü kurtarsın.

Su olmazı oldurmuş, Hazreti peygamberin yoluna girerek,
tertemiz doğasını insanlık alemine göstermiştir.

İnsanların ulusu Muhammed, seçkinlik incisinin denizidir ki;
Onun mucizeleri kötülerin ateşine su serpip söndürmektedir.

Kızgın bir günde Muhammed’in yanındakilere parmağından su verdiğini,
Kim işitse hayret eder ve şaşırır.

Muhammed’e gönül veren, onun dostu olan yılan zehri içse hayat suyu olur,
Onun düşmanları ise tatlı su içse yılan zehiri olur.

Ömürler süren yıllardır ki, su başını taştan taşa vurarak bir avare gibi gezer,
Bütün amacı peygamberin mezarına ulaşabilmektir.

Cehennem korkusu yanık gönlüme gam ateşi salmıştır,
Fakat, peygamberin ihsanının bulutunun su serperek o ateşi söndüreceğini umuyorum.

Fuzuli’nin sözleri, seni övmenin bereketiyle nisan yağmurundan düşüp büyük incilere dönen
o yağmur damlaları gibi inci olmuştur.

Umduğum şudur; kıyamet gününde yüzünü görmekten yoksun olmayayım,
ve sana kavuşmakla hasretimin yangınını söndürmüşcesine su içmiş gibi olup serinleyeyim.

Fuzûlî

Seni Seviyorum Efendim….


biliyorum,şu kalem tutan parmaklarım bile layık değil SENİ yazmaya..
ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM…
biliyorum,yüreğimin duvarları kapkara… siyah noktalar çepeçevre sarmalamış dört yanı,ama SENİ ÖZLÜYORUM EFENDİM…
gözyaşlarım hak etmiyor sevgini,yüzüm yok SANA bakmaya,..
ama bu gözler hasretinle kanıyor EFENDİM…
SEN doğarken güneş gibi kainata,ben yoktum,göremedim gelişini…
hazreti AMİNE’nın bağrındaki o güneş ,O NUR SENDİN..
gelişini müjdeleyen melekler ,geldin diye tebessüm eden ARŞ,birbirlerine doğusunu haber veren yıldızlar..o parlak yıldızlardan bir tane ben olsaydım EFENDİM..
KISRA’nın sarayında yıkılan sütunların her birine bir darbede ben vursaydım..
gelişini müjdeleyen kuvvetli bir rüzgarda ben olsaydım..
SAVE gölünü kurutan bir nebze AŞKTA ben olsaydım..
sesleseydim kainada,”AHMET‘ın yıldızı doğdu “deseydım…
O YILDIZ doğduğundan beri sönük kaldı bütün yıldızlar..
EFENDİM! sahralarda bastığın kum tanecikleri olsaydım da,mübarek ayaklarının altında yandıkça yansaydım..
canım feda olsun SANA EFENDİM,ruhum feda olsun SANA..
layık değilim biliyorum,layık değilim SENİ yazmaya,ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM..
ayağına batan bir tek dikene dahi kalbi incinen o iman dolu erlerden ,o aslan parçası yüreklerden biride ben olsaydım…
SANA canıyla,malıyla,ve butün hayatıyla tabi olan o yiğitlerin,o iman dolu abidelerin imanından bir katrede ben olsaydım..
MUS’ap bin UMEYR misali,sancağı sağ elime alsaydım,kopunca sağ elim,onu sol elime alsaydım,o da kopunca sancağı başimla gövdem arasına sıkıştırsaydım…
bir SÜMEYYE olsaydım,imanını iki devenin halatları ucuna teslim etmeyen SÜMEYYE…
bir BİLAL olsaydım,kızgın kumların üzerinde,karnında onlarca kaya,kırbaçlar yeğdıkça vucuduna,yinede“ALLAH-U EHAD”diyen bir BİLAL!.
BİR yasir olsaydım ,paslı mızrakların hedefi olsaydı sinem yinede,
“LA İLAHE İLLALLAH” nidalarıyla haykırsaydım..
EFENDİM! biliyorum layık değilim SENİ özlemeye,SENİ sevmeye,
SENİ yazmaya..

O’nu ararken ….

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül ;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül !
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül !
Ey kupkuru çölleri çennete çeviren gül !

“Ümmetim içinde beni en çok sevenler; benden sonra gelip de bana iman eden,beni görmedikleri halde mushafta yazılı olanları aynen kabul eden kimselerdir.” (Hadis-i şerif)

Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler… Gir
gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler… İlham
olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve
gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse…
Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma
çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir
kez olsun…
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor.
Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır
bahtını üftadelerinin…
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?
İskender PALA