İçimizden Birileri


Sarı Gül Resimleri

Onlar ikindi vakti tek ayakları uyuşmuş şekilde ortalıkta seke seke dolaşır,sorsanız çorba içtim derler.

Nasıl bir çorba insanın ayağını uyuşturur ki?

Onlar belediye otobüsünü kapısının solunda durur ve ”sünnettir” diye sağdan binenlere sürekli yol veririler.

En son bindikleri için de ayakta kalırlar ama olsun,

Onlar akşam namazı kılındıktan sonra herkesin dışarı çıkmasına rağmen caminin içinde kalırlar.

Pek çok zaman ”caminin içinde uyumayın kardeşim!” uyarısı aldıkları olmuştur.

Onlar bir yolculuğa çıkacakları zaman hemen gözlerini yumarlar,yanına oturanlar da ”Vay be ,eleman kafayı koyduğu gibi uyudu!”derler.

Onlar savaş çıkacağını duysalar bakkaldan bol miktarda çay ve sigara alırlar.

Onları misafir ettiğinizde,bir köşede oturup battaniyeyi başlarına çekerek gizli işler çevirebilirler.

Ne yapıyorsun sen,dendiğinde de”Gözüm ağrıyor vicks çekiyorum”derler,

Onlar bayram seyran olmadığı halde birbirlerinin elini öperler ve asla büyük küçük ayırt etmezler…

Onlar İsviçreli bilim adamlarının her gün bulduğu diş fırçalarına inat,ceplerinden misvaklarını eksik etmezler. .

Onlar her yıl tatillerini köylerinde geçirirler.

Tatil dönüşü ”Ooo,ne güzel yanmışsın Hikmet!

Sırrını bize de söylesene..”diyenlere

 ”Hizmet Nimettir kurban” diye cevap verirler.

Onlar doktorların ”Kesinlikle başkasıyla aynı kaptan yemek yemeyin!”

ihtarına kulak asmadan,yirmi kişi aynı kaptan yemek yerler.

Üstelik hiçbirinin hasta olduğu da görülmemiştir.

Tam tersine tedavi olan sayısı şaşırtıcı boyuttadır.

Tıp dünyası hala bu duruma bir anlam verememiştir. .

Onlar her seferinde ”Bu sefer duşa girip hemen yatacağım..”

demelerine rağmen köyün çay ocağına girince muhabbete kapılıp saati unuturlar. .

Onlar senelerdir ellerinde kumanda,televizyon karşısında

”Bizim kanalımız çıkacak” diye beklerler.

Az kaldı galiba…

-Onlar zahiren yalnız gözükselerde asla yalnız dolaşmazlar.Hatta bazılarının otobüse binerken 15 akbil bastığı dahi görülmüştür.

-Onlar kışın ortasında buz gibi suyun altında banyo yaptıklarından soğuk algınlıklarına karşı bağışıklık kazanmışlardır,üstüne bir de çorba içtiler mi,en baba yiğit virüs bile vız gelir.

-Onlar hala oran,orantı ve musluk problemi çözerler.

Kafalarına takılan soru şudur:

”Köyümüzde beş bin adam var,nerden baksan elli-altmış kadar da musluk…

Bu adamlar beş vakit abdest alıyorlar.

Bu kadar musluk bu kadar adama nasıl yetiyor?”

Yetiyor işte…

-Onlar etliye sütlüye pek karışmaz.

En karışık dönemlerde herkes

 ”Hepimiz şuyuz,hepimiz bilmem kimiz!”

diye slogan atarken,onlar hep bir ağızdan

”Hepimiz pişmanız” derler…

Menzil Net’ten alıntı.

Umman varken,derede yüzmek niye ?


S.A can kardeşlerim  x

 ALLAH ‘ın izni ve Gavs’ımızın himmetiyle döndük Menzil’den.

Öncelikle söyleyim ki;birçoğunuza nikleriyle

(Kendim bile bu kadar çok nikin hafızamda olduğunu bilmiyordum  x )

hepinize Bilvanis.Net ailesi olarak bolca dua ettik

Baba ocağında,makbul olur inşAllah.
    Oradaki yaşananları,hissedilenleri ifade etmeye kelimeler de akıl da aciz kalacak muhakkak,

o yüzden belki de milyonda birini aktarmaya çalışıcam bizleri dualarla uğurlayan kurbanlara.

Menzil mahşer günü gibiydi kurbanlar,5000 sofi vardı desem,inanın belki eksik kalacak,hatta gerçekten yarısını söylemiş gibi olucam.

Küçücük iller bile 4-5 kafileyle gelmişler Sultan diyarına,büyük illeri artık siz düşünün.

Merdivenlerde bile uyuyan kardeşler vardı…

Gözyaşlarımızı tutamadık.

Mübarek’in ”Gün gelecek sarığımın ucunu gören kendini beni görmüş sayacak.

Gün gelecek beni göreni gören bile elhamdülillah diyip,memleketine dönecek.

sözlerine ağlayarak iman ettik.

Hem şükrettik,hem hüzünlendik.

Kainatı gözbebeğinde birleştiriyor hızla Gavs Hz Baba sultan…
    Otobüs daha Durak yazısını görür görmez,yürekler tutuşmaya başladı.

Hani kıvrım kıvrım Menzil yolu var ya kurbanlar,çevresindeki dağ bayır yeşilin en güzeliyle bezenmişti.

Ben ömrümde öyle yeşil görmedim.

O otlar bile şuurundaydı sanki,üzerlerine değen Hak dostu ummanın.
    Sultanımız kahverengi bir cübbe giymişti,öyle yakışmıştı ki güzeller güzeline;heybetinden yürüdüğü zerre titriyordu sanki,yazarken bile titriyorum.

Gözü,mübarek yüzü,sesi,nefesi bizi bizden geçirdi,gözlerimiz murad aldı elhamdülillah  x
    Ne yazsam anlatamıyor kurbanlar,aciz kalemimden daha fazlası çıkamıyor.

Hepimiz hastayız muhakkak,hani Baba Sultan her yareye ayrı merhem sürer ya,yine öyle oldu kurbanlar.

25 yılını Gavs’ımızın hizmetine vermiş sofi büyüklerimizden bir tanesinin sohbetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

                        Dedi ki;                                                                                                                                                                     

Siz siz olun -hal-e takılmayın.

-Hal-e bakıp da kimsenin peşinden gitmeyin.

-Hal-ehli olmayın.

Birbirinizle olun,ibadet edin,muhabbet edin ama takılmayın birbirinize.

Sofi sofiye bakar,sofi sofiyi takip etmeye başlar,

bir bakmışsınız ki o takip ettiğiniz sofiye tabi olmuşsunuz,

bir bakmışsınız ki onu mürşidiniz yapmışsınız.

ALLAH  korusun.

Umman varken,derede yüzmek niye?

 
   İşte kurbanlar,o büyüğümüzün sohbeti çok etkiledi beni.

Ben yaptım bu hatayı;Umman varken dereye tabi oldum,gül varken yaprağa tabi oldum.

Şaştım,mürşidimden himmet dilerken,sofisine kul köle oldum uzuun yıllar.

O sohbet öyle dağladı ki içimi.O sohbette benim ilacım vardı,naklettim,

kimbilir okuyan kardeşlerimden daha kimlerin ilacı bu sohbetin içinde.ALLAH   razı olsun Gavs Hz’nden.
   Hani Peygamber efendimiz zamanında,

Ümmü Kays isimli bir kıza talip olan gence;kızın babası hicreti şart koşmuştu da,delikanlı

 Hak rızası için değil de,sırf o kıza sahip olmak için hicret etmiş ve adına

Ümmü Kays’ın muhaciri denilmişti ya,işte o misal.

Dereleri,gölleri bırakalım inşAllah can kardeşlerim,o ummanda bir damla olmaya çalışalım kabul ederlerse.

Mürşidimiz yeter bize,gayrısı yalan,gayrısı boş.

Ancak bu kadar yazabildim kurbanlar,yazılmıyor ne yaşarsan yaşa,kelimeler aciz kalıyor.

ALLAH  bu kapıdan ayırmasın bizi can kardeşlerim  x

________________________________________________

Bilvanis.netten alintidir.

liva

Kalbin Sesi


Menzil’e 2. veya 3. gidişimdi.

Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hz.lerine manevi halimi anlatmak ve hakkında soru sormak amacı ile yanaşmıştım. Kendisine halimi biraz anlatmaya başlayınca;

-“Diline vurma sofi” buyurdu..

Şaşırdım..dilime vurmazsam nasıl anlatacaktım? Ben tekrar anlatayım dedim bunun üzerine;

-“Allah razı olsun sofi, diline vurma dedik” buyurdular.

Anlamadığımı gören koruma sofisi beni kolumdan çekerek bir kenara oturtup şunu söyledi;

-“Sadatın huzuruna geldiğinde ona söyleyeceklerini kalbinden ilet. Allah-u Teala “Semii” ve “Basiyr” dir.Ona senin kalbinden söylediklerini işittirmektedir.”

Şimdi mevzuyu anlamaya başlamıştım ve hemen aklıma takılanı soruverdim;

-“Pekiii, sorularımızın cevabını nasıl alacağız?”

Sofi hemen cevabını verdi

-“Allah’dan birşey istediğinde karşılığında sana birşey söyleniyor mu?”

-“Hayır”

-“Peki, o zaman sen ne yapıyorsun?”

-“Allah’ın duamı kabul edeceği saati bekliyorum”

Sofi son noktayı koydu

-“Bu da aynı şeydir, Allah senin sözlerini Seyda Hz.lerine işittirir ve gereken zamanı gelince yapılır. Sana düşen kalbinden konuşurken edebe bürünmektir. Çünki seni o anda Allah-u Teala dinlemektedir.”

Aklıma takılan soruyu hemen orada soruverdim;

-“Peki, neden Allah kalplerimizden geçenleri Seyda Hz.lerine işittiriyor?”

Sofi cevaben;

-“Sen himmet istediğinde sekeratda da olabilirsin. Bu durumda dilin, sesin velhasıl tüm azaların bağlanmıştır.Eğer nasibi varsa geriye konuşabilen bir tek kalbin kalmıştır.İşte o kalbin feryadı Sultana erişir de senin yardımına koşar.”

Hemen diğer soruyu arkasından ekleyiverdim;

-“Sekeratda olmadığımız zaman neden işittiriliyor”

-“Güzel soru” dedi sofi ve devam etti “İnsan nefsi fısıldadıkları ile suça teşvik eder.Bütün suçlar nefs ve şeytanın vesvesesi ile oluşmakta.Sadat bir sofiyi himayesine aldığı zaman Allah-u Teala sofiyi herşeyi ile mürşide teslim eder. Bu teslimiyet rızkından amel defterine kadar aklına gelebilecek herşeyi içine alır. Himayesine almakla onun maddi ve manevi terbiyesini de üstlenir. Sofiyi terbiye etmek için nefsin neler fısıldadığını Allah-u Teala Sadat’a anında bildirir.Yani kalbini ve nefsini mürşid duymaktadır. Duyamasaydı seni nefs ve şeytanın vesvesesine karşı nasıl savunurdu?”

Ben kalp ile konuşmaya ve konuştuğum zaman Sadat’ın beni işittiğine ikna olmuştum.Daha sonradan içime dert olmasın diye bir soru daha sorayım dedim;

-“Pekii, ben İstanbul’dayım O ise 1350 km uzakta.Bu durumda benim kalbimi nasıl işitir?”

Sofi biraz teessüf ile baktı ve;

-“Biz bunca sözü boşuna mı söyledik şimdiye kadar? Sen bilmez misin Allah için zaman ve mekan yoktur..”

Soracak başka sorum kalmamıştı. Ancak o anda hissettiğim tek şey kalplerde olanı her an ve her yerde Allah-u Teala Mürşide bildirdiğine göre kalbimizin içindeki kötü düşünce ve hislerden dolayı benim halim ne olacaktı? Bunu da sorayım dedim ve sordum;

-“Korkma, Allah-u Teala herşeyi işittirir ve onlar da karga ile bülbülün seslerini iyi ayırırlar.Yani nefsinin sözleri ile vesvese geldiği zaman mesul olmazsın ancak o sözlere uyup da günah işlersen sorumlu olursun.” dedi ve devam etti;

-“Onların gayeleri nefsi tamamen Allah’ın istediği şekle sokmaktır.Bu nedenle sen nefse uymaya meyil edersen sana ikaz gelebilir.Anlamazsan ikazın dozu sertleşir yine anlamazsan ikaz tokat olur.Aslında görüldüğü gibi gelen tokat veya bela senin selametin için bir rahmetdir. Allah’a asi olmaman veya bir harama girmemen için alınmış bir önlemdir.”

Sofi ile helalleşip ayrıldıktan sonra kendi kendime düşünmeye başladım;

-“Allah beni Sadat’ın kapısına göndermekle ne kadar büyük bir nimet lütfeylemiş…Ya Rabbi, sana sonsuz şükürler olsun..”
____________________________
Nasihatler.Net alintidir

Mevlâna Hâlid Hz buyurmuşlar ki; “Ben, başkalarının kusur ve noksanlarını göremi


Mevlâna Hâlid – i Bağdâdî –kaddesallâhu sırrâhil aliyye- Hazretleri buyurmuşlar ki;

“Ben, başkalarının kusur ve noksanlarını arkama attım; kendi hatâlarımı önüme koydum. Kendi hatâlarımı görmekten ve onlarla meşgul olmaktan, başkalarının kusur ve noksanlarını göremiyorum!..”

Bilvanis.net ten alintidir

bhaluk

RAYİHASIYLA GÖNÜLLERİ YAKAN SULTAN


Yıllar önce bir kıta okumuştum:

Ahir zamanın gülü
Şehadetin bülbülü
Onun nisbet kokusu
Sarar bütün gönülü

Muhabbet dolu bir dervişin yazdığı belli olan bu şiir, her zaman Seyda Hazretlerini hatırlatırdı bana…

Seyda Hazretleriyle kıldığınız bir akşam namazından sonra, camide rabıta için oturduktan bir müddet sonra, camiyi bir serinliğin ve tarifi mümkün olmayan güzel rayihanın sardığını hissederdiniz.

Kendinizi; bir çiçek bahçesinin ortasında otururken, nazlı nazlı esen meltem yelinin, bin bir çiçeğin yapraklarını süzerek getirdiğini sandığınız kokunun ortasında bulurdunuz. Buna bir mana vermek gibi bir meşguliyetin içine girmeden, yaşadığınız o anın tadını çıkarmak en güzeliydi.

Eğer bir Allah dostuna yakın yaşıyorsanız, hikmet halkalarını tane tane yaşama imkânı da bulabiliyorsunuz.

Yine bir akşam namazından sonra, bu duygularla rabıta yapmış ve caminin fevkhanesinde bulunan çalışma odamıza çıkmıştım. (Seyda Hazretleri “Semafil” der. İç Anadolu’da “fevkhane” derler.)

Bahar serinliğini yaşatan koku

Bir süre sonra kapı açıldı, o sıcak Temmuz akşamında, odayı serinleten tebessümü ile Seyda Hazretleri içeri girdi. Seyda Hazretlerinin gelişiyle birlikte, odaya dolan serinliğin ardından gelen reyhan kokusu, adeta odanın her tarafına sinmeye çalışırcasına hızla odaya yayılırken, beni kendimden geçirmişti.

Öylesine bir rayiha sardı ki odanın içini, hiç bir çiçek bahçesinde ya da hiç bir ıtriyat dükkânında böylesine bir huzur, böylesine bir huşu veren bir ıtır duymak mümkün değildi…

Bu kokuyu bir kez almış olanlar bir daha unutamazlardı. O rayihayı tanımlamak, isimlendirmek mümkün değil. Koku olmasının dışında bir adı yoktur da.

Sıcak bir Temmuz akşamının içinde, bunaldığınız anda, bahar serinliğini yaşamanın tadını bir hayal edin, belki bir nebze anlarsınız…

“Nisbet kokusu” derlerdi büyükler buna…

Yıllardır bırakamadığım bir huyum vardı. Ne zaman koku satan bir dükkâna girsem, mevcut kokuların hemen hemen hepsini tek tek burnuma götürürdüm. Bu alışkanlığıma bir mana veremezdim o zamanlar. Yıllar sonra anladım ki, bu alışkanlığım aslında Seyda Hazretlerinden gelen rayihanın bir benzerini bulma ümidinden kaynaklanmaktaydı ve bunu anladığımda terk ettim bu alışkanlığımı.

Çünkü Seyda Hazretlerinden gelen koku, cam şişelerde muhafaza edilebilecek bir koku değildi. Bu kokuya bürünebilmenin şişelerde duran esanslardan sürünmekle olamayacağını anlamıştım

Seyda Hazretleri cübbesini çıkardı, ben hemen aldım ve bir kenara korken:

– Abdest alacağım Ahmet… Dedi. Çoraplarını da çıkarıp abdest almak için yan odaya geçtiğinde, ben hala odadaki kokunun hayalini kurmaktaydım.

Seyda Hazretleri abdest almış ve tekrar odaya gelmişti. İlk odaya geldiğinden daha farklı ve daha keskin bir rayiha sarmıştı odayı. Biraz önceki kokunun sarhoşluğu beni mest ederken, dağların eteklerinden serin suların kenarından uçarak, bin bir çiçeğin polenini toplayarak getiren meltem yeli gibi etrafa yayılan bu yeni güzel ıtır ile bayılacak gibi olmuştum.

Bizde neden nisbet kokusu yok?

Biz neden etrafımıza güzel kokular saçamıyoruz?…

“İç dünyamızda, kalbimizde vesvesenin, hasedin, kibrin bıraktığı kötü kokuların arasında kayboluveren bu güzel kokuyu nasıl açığa çıkaracağız?

Yakup (aleyhisselam), Yusuf (as)’ın kokusunu aylarca uzaklıktan alabilmişti, oysa Mısır’a; yanına kadar giden kardeşleri, o kokuyu neden duyamamışlardı?

O nisbet kokusu her zaman vardı. Fakat kardeşlerinin hasedi yüzünden mi kardeşlerine gizli kalmıştı acaba?

Demek ki içimizdeki hastalıklardan kurtulabilirsek, biz de sevgilinin haliyle hallenebilir, etrafımıza reyhan kokuları saçabiliriz.

Sevgilinin kokusu peşisıra

Sevgili Peygamberimiz; “Dünyanızdan, bana … güzel koku (da) sevdirildi” buyurdu.

İmam Muhammed Bâkır (rahmetullahi aleyh): “Resûl-i Ekrem’in (sav) geçtiği yoldan, üç gün sonra da birileri geçtiğinde onun güzel kokusunu alırlar, onun oradan geçtiğini anlarlardı” buyuruyor. (Allâme Tebatebaî; “Sunen-un-Nebî”, (terc.) s. 291, N. 462, El-Kâfî’den naklen)

Allah dostlarının, bir nisan yağmurunun ardından dünyayı saran bahar kokusu gibi girdikleri her ortama serinlik ve koku vermeleri ne kadar doğal. Çünkü Allah dostları, ışıklarının kaynağı olan Resûl-i Ekrem (sav) Efendimize duydukları sevgi ve aşkla O’nun gül kokusuna sarınıveriyorlar.

Hz. Veysel Karani (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki: “Sevmenin bir şartı vardır. Seven, sevdiğinin her haline muvafakat eder, onun haliyle hallenir. Kişi sevdiğinin hali ile hallenmedikten sonra, seviyorum demesi boştur.”

Eğer ki kendimizden şikâyetçi isek, halimizden memnun değil isek, iyi bir insan olmanın yollarını arıyorsak, aslında çözüm hemen yanı başımızda.

İç dünyamızdan ve günahlarımızdan sızıveren kötü kokuları gidermenin çaresi; Sevgilinin rayihası değil mi?

Sevgilinin kokusu bambaşkadır. Sevgilinin kokusunu bir kez hissettiyseniz, ayrı kaldığınız aylar yıllar sonra bile üzerinize sinmiş meçhul bir koku bile onu hatırlatacaktır… Ve bizi onun haliyle hallendirecektir.

Sevgili’nin haliyle hallenen insanda, sevgilinin nisbet kokusu peydah olacaktır… İşte bu koku, ön yargılarla kapanmış gözlerimizi açacak, hüsnü niyetimizi artıracak ve herkeste, her şeyde bu rayihayı duymaya başlayacağız o zaman.

Çünkü burnunda o koku varsa, seviyorsun demektir. Sevgiyi bulan insan, her şeyi ve herkesi sever.

Seyda Hazretleri odadan çıktığında, ben de ardından çıkmıştım. Önüme bakmama, gözlerimi açmama gerek yoktu. O güzel kokuyu takip etmem yeterliydi…

Ben de öyle yaptım.

AHMET ÖZ -Gülistan dergisi

 

_____________________

Nasihatler.net ten alıntidir

MENZİLDEN HABERLER…


ALEM BU İRŞADA KAYITSIZ KALAYAMAYACAK İNŞAALLAH…

16/11/2006 SABAH GAZETESİ HABERİ….1

Tövbe turuna her yıl 500 bin kişi gidiyor

Yeni bir hayata başlamak ya da alkol ve kumardan kurtulmak isteyenler akın akın

Adıyaman’daki Menzil dergâhına gidiyor.

Durak köyündeki dergâha düzenlenen iki günlük

“Tövbe turları” bir lokma bir hırka felsefesiyle geçiyor.

Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı, resmi adı Durak Köyü olan Menzil’e Türkiye’nin her yerinden tövbe turları düzenleniyor.

Kimi alkol ve kumardan kurtulup “Allah yolunda” yeni bir hayata başlamak umuduyla, kimi meraktan her yıl 500 bin kişi

Menzil Dergâhı’nı ziyaret ediyor, her seçim öncesi siyaset rüzgârının buradan yönlendirildiği iddia ediliyor.

Yeni Aktüel muhabirleri, uzun görüşmelerden sonra fotoğraf çekme izni alınabilen Menzil’e girdi ve son olarak

İsmailağa cemaatinden Bayram Ali Öztürk’ün öldürülmesiyle adı yeniden gündeme gelen dergâhtaiki gün geçirdi. İşte merak edilen soruların yanıtları:

16/11/2006 SABAH GAZETESİ HABERİ….2

Allah yolunda bir sofu
“Durak Köyü” ya da milyonlarca insanın aşina olduğu adıyla, Nemrut Dağı’nın eteklerindeki “Menzil Dergâhı.” Seyyid (Hz. Muhammed’in soyundan gelen) Erol ailesinin yaşadığı, Anadolu’nun en büyük Nakşibendi cemaati Menzil’e ev sahipliği yapan bu küçük köye, Türkiye’nin her yerinden otobüslerle her yıl ortalama 500 bin insanın tövbe etmek için ya da meraktan geldiği söyleniyor. Dergâh özellikle yeni bir hayata başlamak isteyen alkol ve kumar bağımlılarının”tövbe kapısı” olarak biliniyor. Anlatılanlara bakılırsa, sorunlu eski hayatlarını köyün girişinde bırakan ziyaretçiler, iki günün sonunda “Allah yolunda bir sofu” olarak memleketine dönüyor.

Şifa niyetine pirinç çorbası

Nüfusu ortalama bin civarında olan 130-140 hanelik köyün günlük ziyaretçi sayısı 1000-1500’ün altına düşmüyor. Bu sayı hafta sonunda 10 bine, bayram ve kandillerde 15 bine çıkıyor. Ziyaretçilerin çoğu cumadan gelip cumartesi ikindi namazından sonra “şeyh” Abdülbaki Erol’dan tövbe alıyor, geceyi Menzil’de sohbet ortamında geçirdikten sonra pazar öğlenedoğru dönüyor. Menzile gidip beş kuruş harcamadan dönmek mümkün. Sabah ve ikindi namazından sonra ziyaretçilere günde iki kez pirinç çorbası, yanında da yassı, uzun ve esmer bir ekmek ikram ediliyor. Bu çorbanın içilmesi “şifa niyetine” özellikle tavsiye ediliyor. Gece konaklamak isteyenler köyün yedi bin kişilik camisinin altındaki yatakhanede, yetmezse caminin içinde misafir ediliyor. Konaklayacaklara bir battaniye veriliyor. Ziyaretçiler için binlerce ekmeğin çıkarılmasında, çorbanın kaynatılması ve dağıtılmasında, yatakhanenin hazırlanmasında ya da dergahın öteki günlükişlerinde isteyen ziyaretçiler de gönüllü olarak görev alıyor. Bir lokma, bir hırkanın kesmediği ziyaretçiler için de alternatifler köy meydanında sıralanmış: Pastane, lokanta, lahmacun fırını, bakkal, yumurta ve tatlı satılan açık tezgah. Ancak en çok hediyelik ya da hatıra eşya dükkanları dikkat çekiyor. ‘Mehmetçik’ resimli çakmaklardan ‘Kurtlar Vadisi’ resimli çakmaklara, ilahi CD’lerinden fotoğraf albümlerine kadar her şey mevcut. Ancak en çok rağbet görenler iğneden ipliğe üzerinde “Menzil hatırası” yazılı olanlar.

nasıhatler net ten alıntıdır.

Sultan kurmuş; buyrun sofraya


SOHBET: AHİR ZAMAN

earth4.gif
Seyda hazretleri içinde bulunduğumuz bu devrin ahir

zaman olduğundan sık sık bahseder, deliller getirir; kötülüklerin, günahın arttığını, buna karşılık yapılan iyilik ve ibadetlere kat kat sevap verileceğini müjdelerdi.
Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyaya verdiği kadar kıymet vermiyor. Dünya işinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor.

 Hâl böyle olunca nasıl Allah insandan razı olur? İnsanın yanında değerli şey, Allah’ın (c.c) rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır.

Sahabeler zamanında biri cemaatle namaza yetişemezse matem tutardı.
Evde cenaze varmışçasına üzülürdü.

Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı, işte ahiret ve Allah rızası, aşkı, sevgisi yanlarında bu kadar kıymetliydi.

Tabii ki onlar da Cenab-ı Hakk’ın yanında makbullerdi.

 Bu zamanda insanların birçoğu Allah yolunu terk etmiş

 ve ibadetten habersiz hale gelmiş, geriye kalan ise

ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.
Artık insan da, dünyanın sonuna gelinmiştir,

kıyamet iyice yaklaşmıştır kanaati doğmaya başlıyor.

 Bununla beraber sûrun son nefhasına kadar Allah dostları bulunacak,

 eksik olmayacaktır.

 x

www.menzil.net
garra

_________________

ALLAH (cc) razi olsun hepsinden

Hizmetlerini kabul etsin..