Hoşgeldin Ya Resulallah..


 

Hoşgeldin ya Resûlallah; aramıza, evimize, gönlümüze hoş geldin. Dünyamıza, çağımıza, bağımıza hoş geldin! Bir nur halesi gibi ezelden beri yürüyüp geldin; kâinatı şenlendirdin, varlıkları bereketlendirdin, kavimleri feyizlendirdin, ümmetini nurlandırdın, günahkârları umutlandırdın!

Çünkü sen kâinatın baş tacısın, mevcudatın sebebisin, insanların efendisisin!

Çünkü sen öyle bir nursun ki, kâinat kitabının kâtibinin kaleminin mürekkebisin. Sen âlemin hem çekirdeği, hem meyvesisin! Sen mevcudâtın ruhusun, kâinatın vicdanısın, dünyanın aklısın!

Biz sana gelemedik ya Resûlallah. Ama sen bize hep geldin. Hep geleceksin. Bize gelmekten hiç bıkmadın, bıkmayacaksın. Nitekim Kur’ân seni bize, “Sizden birisi… Size çok düşkün, çok şefkatli ve çok merhametli” diye tanıtıyor.

Ya Resûlallah! Ne esef vericidir ki, biz, sana düşkün olamadık! Biz, seni bilemedik! Biz, sana gelemedik!

Bizim yüzümüz yok sana gelmeye! Biz haddimizi çok aştık çünkü!

Biz kendi nefsimize düştük! Biz kendi kuyumuza düştük!

Bizim yüzümüz olmasa da, sen dünya dolusu rahmetle geldin!

Biz günahkâr olduk; sen müjdeyle geldin.

Biz isyankâr olduk; sen afla geldin.

Biz zulümkâr olduk; sen mürüvvetle geldin!

Geldiğinden beri ufkumuz aydınlık bizim artık Elhamdülillah. Karanlık mecâzî oldu, aydınlık hakîkat artık. O gün bu gündür karanlık geçici, aydınlık ebedî; karanlık yüzeysel, aydınlık özde; karanlık hayâlî, aydınlık gerçek. Hakîkat güneşi bütün kâinâtın semâsında bu gün. Her taraf nurlu, her taraf aydınlık.

Ya Resulallah! Senin kutlu ismin ve getirdiğin nûr doğudan batıya her yere ulaştı, her yeri zaptetti bugün. Devir senin devrin, zaman senin zamanın. Çağa hâkim olan sensin.İnsanlığı ayakta tutan sensin.

Senin (asm) aramıza, kalbimize, dünyamıza gelişini bir kez daha tebrik ediyoruz ya Resulallah. Sana (asm) ve Senin âl ve ashabına kâinâtın zerreleri sayısınca salât ve selâm olsun.

Efendimiz geldiğinde kâinât ve kâinâtın her bir zerresi görülmemiş bir sevince gark oldu. Karanlıklar bir anda nûrla yırtıldı, doğudan batıya her yer nûrla doldu. Putlar devrildi. Bin yıldan beri yanan Mecûsî ateşi söndü. Kutsanan Save Gölü bir anda kurudu. İrân’da Kisrâ’nın sarayının on dört sütunu çatır çatır yıkıldı. Gökten bir yıldız doğdu ve yıldızlar salkım saçak yere doğru eğildiler.

O an, kâinâta şân ve şeref veren Kâinâtın Efendisi ve dünyanın ve âhiretin Güneşi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm dünyaya geldi. . .

_____________________
Dervisler .net ten alintidir

Bi_iznillah //

Reklamlar

“Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed” (sav)


Sen yüce bir bir ahlak üzeresin” (Kalem/4)

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya /107)

Ben güzel ahlâk’ı tamamlamakiçin gönderildim.

Senin şânını ve adını yüceltmedik mi? (İnşirah/4)

”O ‘nun adı kelime-i Tevhid de, Kelime-i Şehadet te, Ezanda, Kamette, Namazda Tahıyyat okurken teşehhüdde, Kuran’ı Kerimde ki pek çok ayette Allah’ın (c.c) ismi ile beraber hep zikredildi.

”Muhakkak ki sana bey’at edenler, ancak Allah’a bey’at etmektedirler (Feth/10)

” Andolsun ki Resulullah’ta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel örnekler vardır (Azhap/21)

Yüz’lerce Sala’at ve Güllerce Selâm
“Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su”-Fuzuli

Gül yüzü buluşma yeridir,
En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
İlk tanışma ve son ayrılıktır.
Sonra mayelenir bakış;
Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.

O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
Güle uzak duramayız.
Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz.
Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.

Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş.
Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
Önce Teveccüh Eden varmış.
Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
Gizliden açığa çıkmış “Mahfi Hazine”
Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.

Yoksa biz dikenler idik,
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
Beğenimizle kuşattık gülü;
Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
Güller olduk, güldük.
Güller açıldı, güle döndük.
Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
Gül yüzünden tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık.
Bildik ki,
Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.

Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren.
Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır.
Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez.
“Batan şeyleri sevmez”
Yitip gidenlere gönül vermez.
O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
Aşk O’nun teveccühü ile var oldu.
Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.

Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi.
Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi.
Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi.
Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı.
Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle
Varlığa yüz buldu.
Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü.

Biz dikenlerdik aslında.
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Gül-ü Muhammed’in (sav) yüzünde buluştuk.
Gül-ü Muhammed (sav) yüzünde tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık
Gül yüzünden var olduk.

Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e,
Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e
Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik.
Dr.Senai DEMİRCİ

Hz.Muhammed (s.a.v.) Alemlere Rahmettir


Hz.Muhammed SAV hatlı Kırmızı Gül

Kutlu doğum;

 Yeryüzüne dağılmış bir buçuk milyar Müslümanın, kâinatın, yüzüsuyu hürmetine yaratıldığına inandığı bir peygamberin doğumudur.

Kutlu doğum aynı zamanda, tasvvuf erbabının; nuru, bir anlamda ruhu ve manası ilk olarak, her şeyden ve her varlıktan önce yaratılan; ete kemiğe bürünmüş eşref varlık diye ifade ettiği yüce insanın doğumudur.

Şair ve mütefekkir Necip Fazıl’ın,

 “Büyüklüğünü anlatmak için Allah deme de, ne dersen de!”

 ve

 “O ki, o yüzden varız!”

diye ifade ettiği bir peygamberin bütün insanlık için müjde ve şefaat olan doğumudur.

Hz. Muhammed (s.a.v.), ideal insanın, olması gereken insanın temsilcisidir, modelidir.

Bütün insanî faziletleri nefsinde toplayan, hiçbir insanın olamayacağı kadar insanî kusurlardan uzak bir şahsiyettir.

Böyle olduğu içindir ki, Allah (c.c.) onu bütün insanlığa ahlak ve fazilet örneği olarak göstermiştir

(Ahzab s. 21).

O, ahlakın somutlaşmış hâlidir.

Bunun en önemli göstergesi dürüstlüğü, hakşinaslığı ve güvenilir olmasıdır. Bu doğum, gökkubbe altında bir benzerine bir daha şahit olunamayacak ilk ve son doğumdur.

Yeryüzünde onun dışında hiçbir insan ve peygamber onun kadar kâinatın Yaratıcısının müjde ve iltifatlarına mazhar olmamıştır.

 Yine hiçbir insan ve peygamber Yüce Yaratıcının katında

 O’nun kadar izzet ve itibar sahibi kılınmamıştır.

 Bu yüzden yalnız O, bütün âlemlere rahmettir; bütün insanların ve cinlerin peygamberidir.

Yalnız O, hem dünyanın hem ahiretin efendisidir; bütün peygamberlerin sonuncusudur.

O, Yüce Allah (cc) tarafından Mirac’la ödüllendirilen, en üstün payelere, şereflere, mazhariyetlere layık görülen tek insan ve tek peygamberdir.

PEYGAMBERİN GÜZEL SIFATLARI

Hz. Muhammed (s.a.v.); şefkat, merhamet, cömertlik, hoşgörü…

 gibi, bilinen, tanınan her türlü erdemin de en yetkin temsilcisiydi.

 Yine Allah (c.c.) ve mü’minler tarafından yüzyıllardır sadece onun şanını, şerefini, seçkinliğini ifade etmek için kullanılan, bundan sonra da hep kullanılacak olan birçok sıfat ve pâye vardır.

Rahmeten li’l-âlemîn

(âlemlere rahmet olan),

Hâtemü’n-nebiyyîn

(peygamberlerin sonuncusu),

Sultanü’l-enbiya

(peygamberlerin sultanı),

 Seyyidü’l- mürselîn

 (bütün peygamberlerin efendisi),

 Seyyidü’l- kevneyn

 (dünya ve ahiretin efendisi),

Resûlü’s- sekaleyn

(insanların ve cinlerin peygamberi),

 Kân-ı irfan (irfan kaynağı),

Kân-ı kerem (cömertlik pınarı)

bu sıfat ve payelerdendir.

Birçok kimse, peygamberimiz

Hz. Muhammed’in adı anıldığı zaman söylenen “Sallallahü aleyhi vesellem” (Allah’ın rahmeti ve esenliği o peygambere olsun)

şeklindeki kısa dua ifadesini; keyfî, geleneklerden kaynaklanan bir kalıp söz sanırlar.

Halbuki bu ifade, Yüce Allah’ın kitabında yer alan bir emirdir.

 Bu emir mealen şöyledir:

 “Muhakkak ki Allah ve melekler, peygambere salât ederler (onun için iyilik ve rahmet dilerler), o halde ey inananlar siz de ona rahmet ve en samimi şekilde esenlik dileyin”

(Ahzab s. 56).

Beş vakit namazda okuduğumuz,

 “Her türlü iyilik ve ibadet yalnız Allah içindir.

 Ey peygamber, Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bize ve Allah’ın iyi kullarına…”

anlamındaki et-Tehiyyatü duası, Mirac’da Allah ile peygamber arasında teati edilen sözlerin bir ifadesidir.

Merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu, peygamberimiz (sav) için yazılmış en güzel naatlardan biri olan

 “Ebediyen Sevecek Can Onu Canan Olarak” adlı naat’ının bir beytinde

 Hz. Peygamberi yücelten ayetlere şu göndermeyi yapmıştır:

Yeter ayetleri Kur’an’ın eğer lazımsa
Rif’at-ı zatının ilamına burhan olarak

Hz. Muhammed (sav), bütün zorluklarına rağmen peygamberlik görevini kusursuz ifa eden; sonuçta ortaya çıkan muhteşem başarıyı yaşarken gören en büyük peygamberdir.

 Davasına bağlılığı, sabır ve sebatı, bağışlayıcılğı ve engin merhameti, tevazuu vb. gibi insanların bir türlü kemaline eremediği değerleri kusursuz temsil etmiş ve benzerine rastlanmayacak gerçek bir model oluşturmuş tek insan ve peygamberdir.

Oturması kalkması, yemesi, içmesi, yürümesi, gülmesi gibi günlük hayatındaki her davranışı ümmetine ve tüm insanlığa kemal örneği olarak gösterilen yegâne insandır.

Yaşadığımız şu dünyada ondan başka hiç kimseye ona gösterilen hürmet ve bağlılık gösterilmemiştir.

 Asr-ı saadette birçok sahabi, ona bağlılığın ve onun için fedakârlığın her türlü takdir ve hayranlığı hak eden örneklerini vermişlerdir.

O’NA DUYULAN SEVGİ

Hz. Ebu Bekir, İslamla çok geç şereflenen babası peygamberimizin huzurunda aşkla kelime-i şahadet getirirken sevincinden değil üzüntüsünden ağlıyordu.

Orada bulunanlar hayret edip sordular:

“Ey Ebu Bekir, bu nasıl şey, sevineceğin bir günde gözyaşı döküyorsun?” Cevap eşine az rastlanır bir fedakârlığın ifadesidir:

“Ben isterdim ki şu anda şahadet getiren benim babam değil, peygamberimzin amcası Ebu Talip olsun…

Onun, amcasının Müslüman olmasını ne kadar büyük bir iştiyakla arzu ettğini bilmiyor musunuz?

İşte şu anda bu olmadığı, peygamber bu sevinci yaşayamadığı için ağlıyorum…”


Uhud savaşında müşrikler, esir aldıkları Zeyd bin Desene’yi öldürmeye karar verdiler. Ölüm cezasını uygulayacak olan Ebu Süfyan, Zeyd bin Desene’ye sordu:

“Şu anda senin yerinde Muhammed’in olmasını, sen de sağ salim çoluk çocuğunun arasına dönmeyi ne kadar isterdin değil mi?”

Hz. Zeyd, bir insanın bir insana bağlılığının tarihte çok az rastlanacak bir örneği olan şu cevabı verdi:

 “Muhammed (sav)’in burada değil benim yerime idam edilmesine, benim kurtulmam için ayağına bir diken batmasına bile vallahi razı olmam!”

Bu cevap üzerine Ebu Süfyan, “Vallahi ben dünyada arkadaşları tarafından Muhammed kadar sevilen birini görmedim…”

demekten kendini alamadı.

YAZILAN GÜZELLEMELER

Yine yaşadığımız şu dünyada hiç kimseye ona duyulan takdir ve hayranlık duyulmamıştır.

Asr-ı saadetten bu yana bütün İslam âleminde onu övmek, yüceltmek için birbirinden güzel mevlitler, naat’lar yazılmıştır.

13. yüzyılda yaşamış Mısırlı şair el- Busirî’nin “Kaside-i Bürde”si, Hz. Muhammed (sav)’i en iyi metheden ve en çok tanınan, birçok dile çevrilen eserlerden biridir.

Bu ünlü eserin bir beyti mealen şöyledir:

“Onun mübarek kemiklerine temas eden toprağa denk hiçbir güzel koku bulunmaz. Ne saadet onu koklayana ve öpene!”

yazının devamı için asagidaki linki tiklatin lutfen

http://yenisafak.com.tr/yorum/?i=181484

İSMAİL ÖZCAN
Eğitimci – Yazar

Yeni Safak Gazetesinden alintidir

Adı Aşk Olan



Ey…
Âdem, su ile toprak arasında iken nebi olan!..

 Ey insanların ve meleklerin kapısına sığındığı…

 Ey tevhidin kilidi ve anahtarı olan!..

 Ey ümmetinden her ferdin, ayağını bir defa öpebilmiş bir kum tanesi olmayı arzulayacağı Resul…

Ey insanlığın iftiharı!..

 Ey iki cihanın saadet güneşi; peygamberlerin bile şefaat için kapısını çalacağı gaye insan!..

Ey Allah Tealâ’nın seçkin yaratıp insanların arasına gönderdiği!..

 Ey, seni tanımaksızın ve sana saygı göstermeksizin Allah Tealâ’nın kabul dergâhı kapısının açılmayacağı aziz Nebi…

Ey…
İnceliği ve güzelliği karşısında kendi kabalığımızı ve çirkinliğimizi gördüğümüz Fahr-i Kâinat…

Ey Allah’ın Kur’an’la ismini yücelttiği hayâ ve edep kaynağı!..

 Ey nuranî esasların kıblesi, nebilerin sonuncusu, resullerin efendisi…

Ey var oluşunun şerefine Allah’ın topyekûn varlığı hediye ettiği ilk ve son varlık nuru!..

 Ey ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemiş mahzun peygamber… Ey bulutların başının üzerinde şemsiye açtığı Cenab-ı Peygamber… Ey bir parmak işaretiyle ayı ikiye bölen, mucizenin ta kendisi!..

Ey…
Allah kelâmına mecra bir çift kutsi dudağın sahibi…

Ey Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz ki Allah ve melekleri, peygambere salâvat getirirler.

Ey iman eden kimseler! Siz de O’na teslimiyetle salât ve selam edin.”

(Ahzab, 56)

 diye buyurduğu âlemlerin iftihar kaynağı…

 Ey “Kim bir yazıda benim üzerime salâvat getirirse, ismim o kitapta devam ettiği müddetçe, melekler yazana istiğfar etmekten ayrılmazlar.” diyen kutlu söz!

Ey eskimeyen biricik yeni ve solmayan biricik renk!

Ey cömertlik denizinin avuçlarında dalgalandığı Resul-i Ekrem!..

Ey…
Hazret-i İbrahim’in duası, Hazret-i İsa’nın müjdesi!

Ey: “Âlemleri senin için yarattım.” hitabının muhatabı!..

Ey ümmetinden birisinin hataya düşmesinden, azaba duçar olmasından elemlenen rahmet peygamberi!..

Ey kendisini Rabbinin edeplendirdiği ve edebini en güzel şekilde eylediği evrenin şeref burcu!..

 Ey ebedi saadet devletinin padişahı, kâinat sedefinin incisi!..

Ey müminlerin yüzünün akı, gözünün nuru olan emin peygamber!..

Ey…
Meleklerin hayâsına gıpta ettiği sevgililer sevgilisi…

 Ey güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilen, yaratılmış en güzel insan!..

Ey Allah’ın kendisini miraçla şereflendirdiği, tekrar ashabının arasına dönerek yeryüzünü kendi miracına çıkartan biricik sevgili!..

Ey Allah’ın en sevdiği olmak mertebesine yükselen, rütbelerin en ilerisindeki Peygamber-i Zîşan!.. Ey gül medeniyetinin mimarı, iki cihan serveri!..
Ey iki kurbanlığın yetimi!..

Ey…
“Allahım beni mahzun etme, bana vaadini lütfet.” diye Rabbine yalvaran, Âlemlerin Rabbi’ne ulaşmak için en büyük vasıta olan Efendiler Efendisi…

Ey Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de “Sen’in şanını ve adını (dünya ve ahirette) yükseltmedik mi?”

(İnşirah, 4) hitabının muhatabı!..

Ey kendisine indirileni en güzel şekilde tebliğ eden!..

Ey…
Dostu Ebubekir’in, mübarek naaşına bakarak: “Yaşarken güzeldin, öldüğünde güzelsin, bir kere öldün, bir daha ölmeyeceksin!” dediği güzellik şahikası!..

Ey senden bahseden şairlerin, senden bahsetmekle şiirlerine şeref kazandırdığı!..

Ey şairlik edasına sığmayan, kalemin ve kelâmın anlatmakta aciz kaldığı…

Ey düşmanlarının bile kendisinde kusur bulamadığı!..

 Ey adı Allah’la birlikte anılan!..

 Ey adı aşk olan!..

Hani ashabına: “Siz öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki, dinin onda birine uymazsanız helâk olursunuz. Fakat öyle bir zaman gelecek ki o zaman dinin onda birine uyan kurtulacak.” demiş, onları uyarmış, bizleri müjdelemiştin.

 İşte sana o zamandan sesleniyorum ey Peygamberim…
Hani: “Özlüyorum.” demiştin de ashabın: “Anam babam sana kurban olsun

ey Allah’ın Resulü, neyi özlüyorsun?” diye sormuştu.

 Sen de: “Âhir zaman kardeşlerimi özlüyorum.” demiştin.

 İşte sana âhir zamandan sesleniyorum ya Resulallah.

Tek özlemim ve ümidim senin bu hitabının muhatabı olabilmektir.
Hani o kutlu insanlardan o güzide ashabından olan,

Ebu Nuayman birkaç defa karşına sarhoş çıkmıştı da Ömer celâllenip kılıcını çekmiş: “Müsaade et şuna dersini vereyim ya Resulallah!” demişti. Sen ise onu tutmuş: “Bırak ey Ömer, o Allah ve Resulü’nü sever, Allah ve Resulü de onu sever.” buyurmuştun. Bunları yazan, Allah’ın ve Resulü’nün karşısında mahçup bir kul var ki; o Allah ve Resulü’nü sevmektedir.

Ey Mâlikü’l-Mülk olan Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm

Ey kişi ile kalbi arasına giren, kalpleri evirip çeviren Allahım!

Kalbimi senin dinin üzerine sabit kıl.

 Ey kulunu bütün yaratılmışlardan üstün kılan Rabbim!

“Seni sevmeyi ve seni seveni sevmeyi ve senin sevgine beni yaklaştıracak şeyi sevmeyi bana nasip et.

Bana senin sevgini sıcak ve hararetli bir günde soğuk suyu arzulamaktan daha sevimli kıl.”
Ey esrarına varılamayan, sırrına erilemeyen…

Artık bizleri sana ve Resulüne mahçup olmaktan kurtar.

“Ben onlardan razıyım…” dediğin, Resulünün “Ümmetim!” diye hitap ettiği, alnındaki secde izini aşkının mührü olarak taşıyan kullarından eyle.

Kullarınla bir eyle…
Ey mazlumların, sadıkların ve âşıkların Rabbi!

 Sevgili Resulünün hürmetine O’nun yetimleri olan bizleri; bu ümmeti iki cihanda azîz eyle…
Murat ÇERİ / Semerkand Dergisi

 Amin…

Seni Seviyorum Efendim….


biliyorum,şu kalem tutan parmaklarım bile layık değil SENİ yazmaya..
ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM…
biliyorum,yüreğimin duvarları kapkara… siyah noktalar çepeçevre sarmalamış dört yanı,ama SENİ ÖZLÜYORUM EFENDİM…
gözyaşlarım hak etmiyor sevgini,yüzüm yok SANA bakmaya,..
ama bu gözler hasretinle kanıyor EFENDİM…
SEN doğarken güneş gibi kainata,ben yoktum,göremedim gelişini…
hazreti AMİNE’nın bağrındaki o güneş ,O NUR SENDİN..
gelişini müjdeleyen melekler ,geldin diye tebessüm eden ARŞ,birbirlerine doğusunu haber veren yıldızlar..o parlak yıldızlardan bir tane ben olsaydım EFENDİM..
KISRA’nın sarayında yıkılan sütunların her birine bir darbede ben vursaydım..
gelişini müjdeleyen kuvvetli bir rüzgarda ben olsaydım..
SAVE gölünü kurutan bir nebze AŞKTA ben olsaydım..
sesleseydim kainada,”AHMET‘ın yıldızı doğdu “deseydım…
O YILDIZ doğduğundan beri sönük kaldı bütün yıldızlar..
EFENDİM! sahralarda bastığın kum tanecikleri olsaydım da,mübarek ayaklarının altında yandıkça yansaydım..
canım feda olsun SANA EFENDİM,ruhum feda olsun SANA..
layık değilim biliyorum,layık değilim SENİ yazmaya,ama SENİ SEVİYORUM EFENDİM..
ayağına batan bir tek dikene dahi kalbi incinen o iman dolu erlerden ,o aslan parçası yüreklerden biride ben olsaydım…
SANA canıyla,malıyla,ve butün hayatıyla tabi olan o yiğitlerin,o iman dolu abidelerin imanından bir katrede ben olsaydım..
MUS’ap bin UMEYR misali,sancağı sağ elime alsaydım,kopunca sağ elim,onu sol elime alsaydım,o da kopunca sancağı başimla gövdem arasına sıkıştırsaydım…
bir SÜMEYYE olsaydım,imanını iki devenin halatları ucuna teslim etmeyen SÜMEYYE…
bir BİLAL olsaydım,kızgın kumların üzerinde,karnında onlarca kaya,kırbaçlar yeğdıkça vucuduna,yinede“ALLAH-U EHAD”diyen bir BİLAL!.
BİR yasir olsaydım ,paslı mızrakların hedefi olsaydı sinem yinede,
“LA İLAHE İLLALLAH” nidalarıyla haykırsaydım..
EFENDİM! biliyorum layık değilim SENİ özlemeye,SENİ sevmeye,
SENİ yazmaya..

O’nu ararken ….

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül ;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül !
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül !
Ey kupkuru çölleri çennete çeviren gül !

“Ümmetim içinde beni en çok sevenler; benden sonra gelip de bana iman eden,beni görmedikleri halde mushafta yazılı olanları aynen kabul eden kimselerdir.” (Hadis-i şerif)

Bir kez doğ içimize de isterse kaybolsun dolunaylar, güneşler… Gir
gözümüze de bir nefes, isterse silinsin tûtyâlar, sürmeler… İlham
olup ak gönlümüze bir anda, isterse yitirilsin uçtan uca naatler ve
gazeller, beyitler ve dizeler uçtan uca yitirilsin isterse…
Gel efendim, dostluğuna muhtacız; umutsuz ve çaresiz bırakma
çaresizlerini. Gel yeter ki, hakkımızda verilecek her hükme razı olalım. Gel ey, bitir bitmeyen hasretini içimizde!
Gel ey, onsuz mutluluk bulamadığımız!..
Gel ey, kendisine layık olamadığımız!..
Gel benim efendim, bir kez olsun dokun yüreğime, yüreğime dokun bir
kez olsun…
Yüreğim kanıyor efendim, kanıyor yüreğim!..
Çığlık çığlığa beşeriyet, çiğnenmiş reyhanlar misali hep seni arıyor.
Uyandır zindanlara koyduğumuz Yusufî sevdalarımızı efendim. Uyandır
bahtını üftadelerinin…
Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım kara bahtın uyanmaz mı?
İskender PALA

”Seni Seven Torunun, Büşra…”


Bir ”Kutlu Doğum” haftası nedeniyle bir ilk öğretim okulunda, ders içinde, ”Peygamber’e Mektup”yarışması düzenlenmiştir…
Birincilik 9 yaşında bir kız çocuğunundur…
Ödül töreni düzenlenir…
Genç bir öğretmen hanım,birinciliği kazanan mektup elinde,kürsüye gelir,okumaya başlar.

 

 

”Nur yüzlü,gül kokulu Sevgili Peygamberim burada durur devam edemez…
yazan,9 yaşında bir kız çocuğu;okuyan,genç bir hanım;ağlayan,onlarla beraber bütün bir salondur…
Öğretmen hanımisesi titreyerek bir deneme daha yapar,yine okuyamaz…sonra bir deneme daha…
hıçkırıklara boğulur…
 
 
Mektubu bu kez de Genç bir erkek öğretmen alır…
O,yutkuna yutkuna da olsa mektubu okumayı başarır..
 

 

”Nur yüzlü gül kokulu Sevgili Peygamberim!
”seni çok ama çok seviyorum o temiz,pak ellerini öpmek i
nşAllah nasip olur senin Nur yüzünü görmek,
Dünya’nın en güzel sözlerini senden dinlemek o gül kokunu
 duymak inşAllah bana ve diğer müslamanlara nasip olur.
sen müslümanlığı yaymak için çabaladın inşAllah biz de
çabalarız ki sen mutlu olasın senin mutlu olman için canımı bile veririm
Cennete girersem ilk işim seni bulmak olur.
Senin o güzel Hadis-i Şerİflerini dinlemek çok hoşuma gidiyor.
Senin o Nurlu ellerini binlerce kez öpüyorum.
Çok iyi bir kişi olursam rüyama girermisin?
Müslamanları oluşturmak için ne kadar çaba sarfettin.
Sorularımla seni sıkıyorsam binlerce kez özür dilerim.
Sen her şeye layıksın.Altı yaşında yetim kaldın.
Bu nasıl bir duygu anlatır mısın?
Seni çok seviyorum.
Ellerinden milyonlarca kez öpüyorum…

 

 ”Seni Seven Torunun, Büşra…”