Pencerem Açılmıyorsa Bil Ki; Sonsuzluğa Gitmişimdir Ben.


 
  

Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili,

Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…

 

 

 

 

 

 

 

“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…”
Rabbimiz yolun sonunu hayreyleye.

 

 

 

Her aşığım diyenaşıkolmaz

Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşıkolmaz.

Sıradan kalblerde AŞK DERDİbulunmaz..

Keşke düşüncelerde yollar gibi olsa…

Geçip gidebilsek…

Önümden gitme!
Seni takip edemeyebilirim.Arkamdan gelme!Sana yol gösteremeyebilirim.

Yanımda yürü!

Ve sadece dostum ol…

Kaç yalancı yaz geçirdi
BUZ
Kesti gönlüm

Sen hiç kendine küstün mü?
Ben küstüm

 

 

 …yokum…

 
 
 
 

 Her gecenin bir gündüzü olduğuna inananlardan mısın?

bir katre olma, kendini deniz haline getir
madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin

 

beri gel, beri !

 

Hz. Mevlana

 

 

 

    Öfkeler diktik gönlümüzün baş köşesine,

    nefretler ektik kalbimizin temiz bahçesine!

    Unuttuk bizi asıl seveni,

    unuttuk asıl sevmemiz gerekeni.

 

 

O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.

(En’âm; 59)

 

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

Yaprakta hayat
dalda hayat
gövdede hayat
hayat papatyada
kırda göz alabildiğince
varolmak dediğin nedir ki?
Gölge-m-de hayat

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

“Tâkâtimin tükenmek makamına savrulduğu an…
belki birkaç nefes daha sabredebilirim bu bekleyişe…”

Aşk yalnızca vuslat değildir
yokluğuna sabretmektir bazen
her bakışını senet saymıyorum geleceğimize
ben yarı yolda iz bırakmam
yaranın güzeli de varmış anladım
içim kanadıkça büyüyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum…

 
 
 
 
 
 

Umudum tükendi derken…..

” Bir silgi gibi tükendim ben…

Başkalarının yaptıkları hataları silmeye çalıştım;
mürekkeple yazmışlar oysa.

Ben kurşunkalem silgisiydim.

Azaldığımla kaldım… 

 
Aynı güneşin ısıttığı yürekleriz biz.
Tek kişilik hayatlarda çift kişilik ümitleriz biz

 

 

  
Yine hüzünlü bir kasım gecesi…

Soğumuş ince belli bardağımda buz gibi çayım,

İki damla sevgiliye göz yaşım

~ikLimya~
___________
  
 

 

…kendimi arıyorum…

…gören var mı…

Gözyaşı



Akarsu neredeyse orası yeşerir.
Nerede göz yaşı dökülürse oraya rahmet nâzil olur.
MEVLÂNA Celâleddin-i Rûmî (KS)

Yaratan,rahmetini kahrından üstün saydı,
Ne olurdu hâlimiz,gözyaşı olmasaydı
Necip Fazıl KISAKüREK

Gözünün nurunu geliştirmek isteyen,ALLAH korkusu ile ağlasın.
Hz.Ali (RA)

Korunması lâzım gelen dört şey vardır:
Gözün,dilin,kalbin,hevâ ve hevesin
Abdullah bHübeyk (RahA)

Yol oldur ki,doğru vara,göz oldur ki,Hakkı göre,
Er oldur ki,alçakta dura,yüceden bakan göz değil
Yunus EMRE (KS)

 Gözyaşı,mağfiret için,ALLAH’ın,kullarından istediği istirhamdır
Ali TAYYAR

 Âşık Yunus eder âhı gözyaşı döker günâhı
Yunus EMRE (KS)

 Bir göz ki,olmaya ibret onun nazarında,
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde
Eşref-i RÛMÎ

Gözü haramdan korumak,ne güzel şehvet perdesidir.
Hz.Osman (RA)

Gözyaşı yarınki gülmenin,bugünkü müjdecisidir
Ali TAYYAR

 Kalbin gözleri,vücudun gözlerinden daha iyi görür
Reşat Nuri GüNTEKiN

 Kalp,yalnız gözyaşı ile yıkanır ve temizlenir
ibnurrahmi

Gözyaşı imânın kal’asıdır,içi muhafaza eder
Ali TAYYAR

Hepimiz kahkahalarımızı gözyaşımızla ödüyoruz
Peyami SAFA

Göz kalbin hunusidir,gördüğünü hemen kalbe indirir
Ali TAYYAR

Her damla gözyaşı,kalbimizin yıkanıp sıkılmasıdır
Orhan ZiYA

 Bâzen dudakların bitiremediği cümleleri,gözler tamamlar
AHikmet MüFTüOğLU

 En çabuk kuruyan,göz yaşıdır
Çiçero

 Yözyaşı ile yıkanan yüzden,daha temiz yüz olmaz.
Williame SHAKESPEARE

 Kapalı gözler,ruhu seyretmenin en güzel şeklidir.
Victor HUGO

 Akıl başka yerde olunca,gözler kör olur.
PSYRUS

 Göz kendisinden başka her şeyi görür
TFULLER


H i K M E T L E R :

 Gözler,sevgiyi kalbe götüren en hassas merkezlerdir

 Gözlerin hareketi,kalplerde olana delildir

 Göz yaşı,kalpte olan ataşe delildir

 Neye yarar ALLAH için dökülmeyen göz yaşı,
Neye yarar nâmahreme görünen kadın başı

 Nâmahrem yüzüne bakmakla cünüp olan,
gözünü nedâmet yaşları ile guslettirsin

 Göz yaşı,elemin sızıntısı ve sevincin şebnemidir

A T A S ö Z L E R i :

 Taâmın lezzeti tuzundan,
tuz ekmek hakkı bilmeyen,âkibet gözünden olur

 Bir görmek,bin defa okumaktan yeğdir

 Gözü tanede olan kuşun ayağı,tuzaktan kurtulamaz

 Bir göz ağlarken öbür göz gülmez

 Gördüğünü koyup işittiğine gitme

 Göz bir penceredir,gönüle bakar

 Fettân insanın sözünden ziyâde,gözüne bakmalı.

 

Aşk ateşi..


Aşk, bir uçurumdan düşmek gibi bir şey, işte bu yüzden sevgili’ye ” yar ” denir…

– Hz. Mevlana

 
İran’lı bir şair diyor ki:

“AŞK’a uçarsan kanatların yanar”

Bu söze cevaben Mevlana Hazretleri diyor ki:

“AŞK’a uçmazsan kanat neye yarar”

 

 

 


Aşk hiçbir zaman söylenemeyen,
söylenemediği için büyük olan,
sevgilinin adını bile dile düşürmemek için adını anmayan ve
kendi dünyasında onu çoğaltan bir duygudur…

 
 
 
Sen düşünceden ibaretsin, geriye et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun…

Hz. Mevlânâ

 
 
Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz.
Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz.
Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen . . .
Tümüyle gönüldesin, gönülse senden habersiz.

Senin izin hayalde,hayalin senden nasibi yok.
Senin adın dildedir, dilse senden habersiz.

İnsanların senden haberi isimledir, izledir.
İsme, ize karşılık, hepsi senden habersiz.
Künhünün denizinde inci arayanlar,
yakin ve zan vadisinde senden habersiz.

Seni nasıl şerh edip anlatayım? Çünkü sonsuza dek . . .
şerh senden âcizdir, anlatım senden habersiz.

Cebrail kanadından sinek nasıl habersizse . . .
senden haber veren de senden öyle habersiz.”

Atar, Divan, gazel:366, s. 310.

 

 

 
 
Yaratilisin sebebi bütün hastaliklarin takibi, böbürlenmenin,
bencilligin devasi, elemlerin merhemi ilahi asktir:
“Ask, o suledir ki, parladi mi sevgiliden baska ne varsa hepsini yakar”,
“Ask, kimseye niyazi ve ihtiyaci olmayan Allah’in vasiflarindandir.
Ondan baskasina asik olma, geçici bir hevestir.”,
“Ey bizim kibir ve azametimizin ilaci, ey bizim Eflatunumuz!

Ey bizim Calinusumuz!”, “Toprak beden, asktan göklere çikti,
dag oynamaya basladi, çeviklesti. Ey asik! Tur’un cani oldu.
Tur sarhos, Musa da düsüp bayilmis… Kimin aska meyli yoksa o
kanatsiz bir kus gibidir. Vah ona!”

Hz.Mevlana

Aşk ateşi önce sevilene düşer, ondan da âşıka sıçrar.
Muma bak da gör. Önce kendisi yandı, sonra pervaneyi yaktı.

H.z Mevlana

Ben ben de değil,sende de hem sen,hem ben,
Ben hem benimim,hem de senin ,sen de benim,
Bir öyle garip hale bugün geldim ki
Sen ben misin,bilmiyorum,ben mi senim?
Mevlana

 

Âşıkların bu nâraları zevk ve neşe mumunun yüzündedir.
Şaşılacak şey şu ki, mum geldi, yanıyor,
fakat pervâneden eser yok, görünmüyor.
İşte bu mum, öyle bir mumdur ki,
gündüzden de, geceden de üstündür.
Ey can; koş, koş ki, gönül mumu can istiyor..

Mevlâna k.s

“Beni bir Ben bilirim birde Beni Yaradan, Bana bir Ben gerek birde Beni anlayan!..”
((Hz.Mevlana))

 

 
 
 

 

Geldim Mevlam Sana yine
gidecek başka kapım mı varki

Senden başka….

Hürmetli nesnedir AŞK

Hz. Mevlana

 
 
  

Aşk birbirinde yok olmaktır,iki iken bir olmaktır birliğe, ermektir.
Aşığın benliği sevgilin zatında yol olacak,Yunus un deyişiyle”sen çıkarsan aradan geriye kalır Yaradan”.Yani benlik yok edilecek ,varlığa kavuşalıcaktır.
Var olmak için yok olmak gerekir.
Bir yürekte aşk varsa başka bütün sevgiler yanar kül olur.Sevenden sevilenden başka ne varsa yakar hatta sevgili için kendini de yakar.
Aşk olmayınca neşe ve sevinç artmaz.Aşksız olursa en güzel vücut bile salınamaz.Buluttan denize yüz damla düşer ama aşk harekete geçmedikçe hiç biri sedefte inci olamaz.
Sen şehvet ve arzularına aşk adını vermişsin ,halbuki şehvetten aşka giden yol çok uzundur.
Kainatta var olan her şey ,sevgilinin tecellisinden ibarettir.Aslında ,aşık bir perdedir.Var olan ancak sevgilidir .Aşık ise bir ölüdür .Var gibi görünen bir yoktur.
Aşk deliliktir biz delinin delisiyiz…

HZ.MEVLANA

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de…

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

 
Murat sensin.
Neden oradan buraya koşuyorsun?
O, sen demektir.
Ama sakın sen, ben deme, hep sen diye söyle.
Senlik, Oluk şaşkınlıktan ileri gelir.
Göz dürüst görürse,
Sen, O olursun..
O da sen olur…

(Hz. Mevlana)

Allah aşkına sus, yersiz sözler söyleyerek,

susma huyunu öldürme!

Bu kasî-deyi uzatma, kısa kes; çünkü asîde geliyor.

Aşk, insanı yok eder, var eder,

gönülsüz bırakır!.

Mevlana

 

 

 

 

Yürekten Yansımalar..


Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum”[1]

Bazı kelimeler vardır, söyledikçe anlam kaybına uğrarlar bellekte, bazıları da vardır ki, tekrar ettikçe ayrı bir anlam kazanır, damağınızda/dimağınızda lezzet bırakırlar. Aşk gibi, İstanbul gibi… ve her nedense shadow gibi…

“Önce aşk vardı. Gökler kat kat kurulmamış, yeryüzü kadem kadem örülmemişken, aşk vardı. Ay gecede saklanmadan ve gölge güneşe nikahlanmadan, aşk vardı. Dağlar yerin boynuna gerdanlık gibi takılmamış, yıldızlar gökyüzünde billur avizeler gibi yakılmamıştı ve aşk vardı. Hava suyla dertleşip toprak için ağlamamışken ve su toprakla bir olup ateşe kin bağlamamışken, aşk vardı… Kaderi heceleyen mühürlü defterden ve üzerine ant içilen kalemden önceydi O. Önce yoktu ve aşk vardı…”[2]

ve aşk kendisini,

”Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim.
Kalmasa da şöhretimi duymayan,
Kimliğimi tarif etmek zor benim…”[3]
diye tarif ediyorken… Önce aşkı, ille de aşkı anlatmalı, ille de…

Aşk bazen fiziki/beşeri/geçici; bazen metafizik/dini/hakikidir terminolojide. Tarifi zor olanı tarife kalkmak, öyleyse tarife kalkışanların sözlerine danışmalı, yalanlarına inanmalı, gerçeklerinden yudumlamalı… aşk her ne ise, ona adım atmalı…

Aramakla bulunmayanı aramalı satırlar arasında:

 ”Beyazıd-ı Bistami’nin dediği gibi: Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır. Aramalı öyleyse, Hallac’a uğramalı, o aşkın yüreğe. Hallac, Rabbine olan aşkıyla Dicle’nin yarasıdır, çilesidir, ızdırabıdır ve kelamıdır “Enel hak” diyen. Ona göre, “aşkta; abdesti, sahibinin kanıyla alınacak iki rekat namaz vardır.”[4]

O da aşka feda eder bedenini, beden ki aşığıyla aradaki örtü, suret, engeldir, sebepler de sadece engeli kaldırandır.

Aşk… Hallac-ı Mansur kadar Züleyha ‘dır. Dicle kadar Mısır’dir. Sureti aşmak kadar suretten yola çıkmaktır.

Aşk… Aşk Leyla ile Mecnun(Kays), Ferhat İle Şirin, Kerem ile Aslı, Mem ile Zin’dir de aşkı bilmek öncelikle Züleyha’yı bilmektir, önce onun kapısını çalmaktır.

Aşk, rüyayla uğrar yüreğine Zülayha’nın ve rüyasıyla değişir hayatı:



“Bu ne tanışıklık! Kimsin ey, in misin cin misin? Çık yollarıma benim sen ey, ne’msin bileyim. İste yollarımı önüne sereyim. İste ömrüne ömür vereyim.”der Züleyha ve bilir: ” Yarımını bulmazsa eksik kalacaktır. Bu suretin yollarıyla birleşmezse ömrünün yolları, içindeki boşluklar dolmayacaktır.” Hayatı Yusuf’un hayatı kadardır artık, varlığı Yusuf kadardır, Yusuf’tan haber almak için harcar servetini de kapılara düşer, karalara bürünür. Surettir onun için Yusuf, güzelliktir, bedendir. Aşksa suret, sureti aşmayana aşk uzaktır. Bilmeden Zülayha, suret özlemdir, duadır, istenendir. “Suret deyip geçmemeli, suretin asla nisbeti var. Üstelik bazen bir suret aslından çok daha tehlikeli olabilir. Çünkü kendi içimizde kendi zenginliğimizde tehlikesiz büyümektedir.” [5]

Oysa sureti aşmadan Yusuf’suzdur Züleyha, sureti aştığındaysa Yusuf onundur; bir kalemde geri verilen gençlik ve güzellikle.

Aşk ya içten dışadır, ya dıştan içe.

“Yaradan’ın aşkı içerden dışarıya çıkar; oysa yaratılanın aşkı dışarıdan içeriye girer. Nereye kadar nüfuz edeceği kişinin aşk yeteneğine göre değişir. En ziyade tesir ettiği zaman kalbin dış zarına kadar gelebilir. Kur’an’ın ifadesine göre Yusuf’un güzelliği Züleyha’yı çarptı(Yusuf,30)ğı zaman aşk ancak kalbin zarına gelebilmişti. Eğer oradan içeri girseydi Züleyha velayet makamına geçecekti. Çünkü aşkın önündeki tüm perdeler kalktığında nefis de aşka tutulmuş olur ki o vakit dünya, yaratıklar, şehvetler, arzular, her şeyi terk eder.”[6]

Aşk, sevgili olmaktır, tek olmaktır, vazgeçmektir her şeyden, bedenden ve dünyadan… ve ızdıraba talip olmaktır karşılık beklemeden… “aşk almadan vermenin, verdikçe yücelmenin, yaşamak için vermeyi ibadet bilmenin adı değil mi? Dilharab(gönlü perişan) olan derviş-i dilriş(yaralı yürek) hiç dilşâd (gönlü hoş)olur mu?”[7]diye sorar yazar, aşkı ara sokağa benzeterek;

 

 

dert ve ızdıraptan kurtulmanın çaresine bakanların ara sokaklarda işi ne diyerek, ara sokaklara girmeye korkanlara, ızdıraba talip olmadan aşkın durağına uğranamayacağını hatırlatır. Ya da isyandır[8] başka bir şairin dilinde, ya da kavuşulamayan ve adı dilden dile yayılan bir rivayettir Monna Rosa [9] gibi.


Aşk kimi bir insanadır kimi de yaratıcıya… Kimi içten dışadır, kimi dıştan içe… iki yüzü vardır da her iki yüzünde de tek olmadan, sevgili olmadan aşk yoktur…

Satırlar, dizeler bunları söylüyor işte… Tüm yazılanların toplamı,

 

Aşk bana göre değil” oluyor ve birileri de “Ben aşığım arkadaş” diyorsa, içten içe bir kıskançlıkla yalan söylüyordur diyorsunuz. Kendinize bakıyorsunuz, “Aşık oldum mu ?”diye ve fark ediyorsunuz ki, aşkta bir sureti seviyor, o sureti yüceltiyor, onu farklılaştırıyor, onunla yirmi dört saat yaşayıp, onunla bir yaşam hayal ediyorsunuz. O, bunları bilmeden bir sevgili inşa ediyorsunuz, ondan çok kendinizden kattığınız özelliklerle. O, siz oluyorsunuz aslında, siz o değil. Onunla H.E.Adıvar’ın, “hayallerime giydirdiğim bir esvaptın”[10]

dediği şeyi gerçekleştiriyorsunuz, o olmadan onu inşa ediyorsunuz. Öyle ki, bazen yanınızdan geçip gidiyor ve siz onu görmüyorsunuz


Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanında Raif Efendi ’si gibi. Raif, gençlik yıllarında Almanya’ya gider ve orada bir resim sergisinde gördüğü kadın tablosuna aşık olur. Yanına gelen bir kadın ressamla konuşur ve daha sonra bir gece aynı kadınla yine karşılaşır. Günlerce tabloyu izlemiş, onu muhayyilesinde “düşünmeyi öğrenmiş, hayat hakkında hükümlerini vermiş, dünyayı istihfaf eden” olarak tanımlamış, ona hayalen dokunamayacak kadar yüceleştirmiş, Raif’in sözleriyle “o soluk insan yüzüne kitaplar dolduracak kadar manalar vermiş, onda, hakikatte asla mevcut olmayan vasıflar” [11]

yüklemiştir. Tablodaki kadınla iki kere karşılaşmasına rağmen, evet o kadın, aslını göremeyecek kadar surete aşık olmuştur, hayalinde yarattığı surete. Suretin varlığı kadına ait değildir artık, aşık olana aittir.

Aşk bir kurmaca aslında bu noktadan bakıldığında, bir kurma ve yıkma işlemi. Kurup kurup yıktığınız bir iskambil destesi. Kurduğunuz bir şato ama üflenince yıkılacak kadar da güçsüz, gerçek dışı, hayali. Sevgilinin kendisi de gelse, onda bulacağınız hiçbir şey, sizin inşa ettikleriniz kadar güzel olmayacak, hiçbir mimik, jest, diyalog size istediğinizi vermeyecek, sizin kurgunuzla sevgilinin gerçeği hiçbir zaman örtüşmeyecek çünkü.

Sizin gibi bir ölümlü değildir hayalinizdeki sevgili… İnsanüstüdür, aslında biraz da bu yüzden değerlidir. Siz, tek kişilik bir ilişkide hem sevgili olursunuz hem aşık. Yönetmen sizdirsiniz, senarist siz. O sadece suretiyle, görüntüsüyle bu filmin dramatizasyonuna yardımcı olur. Sadece surettir, esvaptır, görüntüdür. Kendisi gelse, yıkılıverecektir belki de hayalleriniz. Korkarsınız gerçekleşmesinden, gerçekleşmesi için kendinizi parçalarken hem de.

Kays çölde karşılaştığı Leyla’yı tanıyamaz, onun için mecnun olmuşken hem de… Raif, konuştuğu kadının suretine aşık olduğu kadın olduğunu anlayamaz, sokaklarda bilmediğini sandığı kadını ararken hem de… İster içten dışa, ister dıştan içe, suret inşa edersiniz sevdiğinize. Kavuşmak ister ama kavuşmaktan korkarsınız…

Ve Narkissos… Suda gördüğü kendi suretine aşık olan ve ona/kendine ulaşmak için suyun başında susuz kalan…

Kendi güzelliğine aşık da olsan; kendine/güzelliğe kavuşmak için, kendini aradan çıkarmak gerekir, yok olmak gerekir… Aşkta kavuşmak için ille de aradan çekilmek gerekir.

Ve aşk, sizi tüketmedikçe, suyun kenarında susuz kalan Narkissos gibi, aşk sadece surettir yüreğinizde, izlediğiniz ve hiç kavuşulamayacak olan, sizi başlangıçta takılı bırakan ve tamamlanmanıza izin vermeyen.

Herkes aslında kendi suretinden başlar aşk yolculuğuna ve aslında herkes kendi yarattığı güzelliğe/kendine aşık olur. Suret aradan çekilmedikçe de, aşk uzak bir ülkenin varılamayan sınırı olur.

Narkissos, o sınırı aşanlardandır.

 

————————————————————————— —–
[1] Sezai Karakoç, Gün Doğmadan/Kara Yılan[2] Ömür Ceylan, Önce Aşk Vardı.[3] Cemal Safi, Tek Hece

[4] Sadık Yalsuzuçanlar, Gezgin.

[5] Nazan Bekiroğlu, Yusuf u Züleyha.

[6] İskender Pala, Aşkname

[7] Dücane Cündioğlu, Cenab-ı Aşka Dair.

[8] Nurullah Genç, Aşkım isyandır benim.

[9] Sezai Karakoç, Monna Rosa.

[10] Halide Edip Adıvar, Sinekli Bakkal.

[11] Sabahattin Ali, Kürk Mantolu Madonna

Fuyzullah BİRISIK damlalar ….


 

 

-BULUNDUĞUNUZ HER YERDE “biriDAHA VAR. BUNA (+1 FORMÜLÜ) DİYORUZ. O SİZİ GÖRÜR, İŞİTİR VE YAPTIKLARINIZI KAYDETTİRİR. FİLMİNİZ YA Zebani”liktir. Ya da Huri”lik.

– NE ZAMAN “gölgeme” BAKSAM, GÖLGEMİN “Rad-15”i YAŞADIĞINI, TESLİMİYETİNİ GIPTA EDER; “YA RABBİ!! GÖLGEMİN SAMİMİYETİNİ BANA NASİP ET” DİYE DUA EDERİM…

-MÜJDE! MÜJDE! MÜJDE! İŞLEDİĞİNİZ “günahları” “sevaba” ÇEVİREBİLİRSİNİZ. YANLIŞ OKUMADINIZ. BUNUN İÇİN (Furkan-70)’i OKUYUP PRATİK YAPMANIZ YETERLİ. E HADİ BİSMİLLAH…

-İNFAK EDERKEN GÖNLÜMÜZDEN KOPAN PARÇANIN BÜYÜKLÜĞÜ “Cennetteki ” HELE DE VERECEKLERİMİZ bahçemize yeni fidanlar dikilmesini sağlar“SEVDİKLERİMİZDENSE…”

-İMANIN ONAYLADIĞI “bilgi”, PRATİĞE YANSIR. BİLGİ ÇOK “amel” AZ İSE İMANDA PROBLEM VAR DEMEKTİR. PROBLEMLİ İMANLI DA, ATEŞTE “zebanilerle dans eder.”

-AİLEMDEN HERHANGİ BİRİLERİ NE ZAMAN “CENNETLE ARAMA GİRMEK İSTESE” ONLARA “Mearic-11-14”ü HATIRLATARAK “KENARA ÇEKİLMELERİNİ” TALEP EDER. “ISLAH OLMALARI İÇİN” DUA EDERİM.

-ÖMRÜMÜZ üç kutu İÇİNDE GEÇİYOR “Ev, araba ve işyeri” KARANLIK, BUZ GİBİ VE DAR OLAN 4. KUTUDA SON BULUYOR. BU KUTUYU YA Huriler AÇAR YA DA Zebaniler…

– NE ZAMAN “günah” İŞLESEM ŞEYTANIN BİR SIFIR ÖNE GEÇTİĞİNİ BİLİR, GOLÜ “TÖVBE VE SALİH BİR AMEL İLE” İPTAL ETMEYE ÇALIŞIRIM.

– İNSANIN ÖMRÜ “saat pili” GİBİDİR. NE ZAMAN, NEREDE BİTECEĞİ ÖNCEDEN BİLİNMEZ.

– ÖLÜME HER YER, “Aynı uzaklıktadır.” SAVAŞA KATILMAKLA ÖMÜR “kısalmaz”, SAVAŞTAN KAÇMAKLA DA ÖMÜR “uzamaz”. İNSAN “eceli” İLE ÖLÜR.

 

Feyzullah bir ışık

 

Allah cc Dostlarindan Nasihatler..


 

   “Kapımıza gelen her kim ki nefsini şeytandan ve firavundan aşağı bilmezse bizden birşey alamaz”

Şah-ı Nakşibend Hz.leri (K.S.A)

“Bir mürşid sofisinin gece yatağında sağdan sola kaç defa döndüğünü bilmiyorsa gitsin dağda eşkiyalık yapsın”

S.Muhammed Raşid Hz.leri (K.S.A)

“Bir mürşidin dört ayrı yönde dört ayrı müridi aynı anda can verse ve mürşid bunların imanını kurtaramasa gitsin eşkiya olsun”

S.Muhammed Raşid Hz.leri (K.S.A)

“Hızmet, Nimettir”Gavs-i Sani (k.s.)

Cahil kalmayin;cahil olan hic bir sey bilmez,bilgisizlik de insanin sonu olur. Nasil ki araba kullanmasini bilmeyen arabayi devirirse ayni sekilde dini bilmeyenler de ibadetlerinde cesitli sıkıntilara ducar olurlar.
Gavs Abdülhakim Bilvanisi (k s )

“Siz niyetinizi Allah için güzel yapın.Her işiniz güzel olur. Kulun güzel niyetini Allah bilsin yeter…

Gavs-ı Sani (k.s)

ÖLMEYİ İSTEMEDİĞİN DURUMDA VE HALDE OLMA. ŞAH-I NAKŞİBEND

ESKİDEN İNSANLAR, YILLARCA GEZER KENDİLERİNE MÜRŞİT ARARLARDI.GÜNÜMÜZDE MÜRŞİTLER,KAPI KAPI DOLAŞIP MÜSLÜMANLARIN İMANLARINI KURTARMAYA ÇAĞIRIYOR.
ABDÜLHAKİM HÜSEYNİ.(K.S)

İnsanlarahizmet ve iyilik etmek isteyen kimse kendi nefsini ıslah etsin yeter nefsini ıslah etmeyen kimse insanlara gercek faydayı veremez Sadatlar nefislerini ıslah edip istikamet üzere gittiklerinden insanların hidayetine ve ebedi saadetine vesile olmaktadırlar. Gavs-ı Sani (k.s)

Çok büyük bir kıyamet gününün, en dehşetli, en zahmetli, en tehlikeli zamanındayız, çalışmak şarttır, gündüz gece çalışacağız sonra çalışmayı Allahu teala çok sever, Sadatlarda çok sever onun için dünya değilde ahiret için çalışacağız… Gavs-ı Sani (k.s)

TAKVA VAR İSE FETVA YA GEREK YOKTUR. GAVS I SANİ HZ(K.S)

“Hizmet edene hizmet edilir çünkü hizmet nimettir.” Gavs-i Sani (k.s)

Tövbe odur ki başkalarının da tövbesine vesile olur.” Gavs Abdülhakim el-Hüseynî Bilvânisî

“Zikir kalbin gıdasıdır; gıdasını almayan kalp zayıflar sonra da ölür. Kalp ancak zikir ile beslenir, kuvvetlenir, tatlanır, manen hayat bulur.” Gavs-ı Sânî (k.s)

“İstikamet, kerametten üstündür.” Abdülhakim Arvâsî (k.s.)

Allah bir kulu severse,sevdiğine gönderir,terbiye ettirir, azametine yakışacak edeb öğrettirir. Sonra onu sever.Sana müjdeler olsun.
Seni bir mürşide gönderdiyse haberin olsun, seni seviyor ŞAH-I NAKŞİBEND HZ.

___________________________________

Nasihatler.com dan alintidir

 

Kızılderililerden AtaSözler….


Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz. (Ute Kabilesi)

Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yasayanlara ilave eder. (Hopi Kabilesi)

Düşmanımı cesur ve kuvvetli yap! Eğer onu yenersem utanç duymayayım. (Apache Kabilesi)

Şeytan hakkında konuşmayın. Gençlerin kalbinde merak uyandırır. (Siyu Kabilesi)

Bir kere “Al sunu” demek, iki kere”Ben vereceğim” demekten iyidir. (Kabilesi bilinmiyor) * Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda, ama kayadan bile kuvvetli. (Siyu Kabilesi)

Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak (Sauk Kabilesi)

Bir düşman çok, yüz dost azdır. (Hopi Kabilesi)

Kehanet, muhtemel bir olayı kesin bir bakış ile görmekten başka şey değildir. Hava ya bulutlu olacaktır, ya da güneş açacaktır. (Cherokee Kabilesi)

Komşun hakkında hüküm vermeden önce, iki ay onun makosenleriyle yürü! (Cheyenne Kabilesi)

Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır. (Mohawk Kabilesi)

Unutmayın çocuklarınız sizin değildir. Onu yaratıcıdan ödünç aldınız. (Mohawk Kabilesi)

Günümüzde insanlar bilgiyi arar oldu, hikmeti değil. Halbuki bilgi mazidir, hikmet ise istikbal (Lumbee Kabilesi)

Aşkı tanıdığında, yaratıcıyı da tanırsın. (Fox Kabilesi) 

ALLAH  kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez;çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır. (Mohawk Kabilesi)