Ve yüreğim gitme zamanı….


https://yakazaa.files.wordpress.com/2010/04/95179-b-349951-hareketli_g25c325bcl.gif?w=584 
bir-el-tutki-oda-seni-tutsun
Ve yüreğim  gitme zamanı….
Dinle beni yüreğim…
sadece ve sessizce dinle….
ve selam et yüreğim…
sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et. ……..
 

Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz…bir haykırışla…
umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere…..
biz sevdanın esiriydik yüreğim….
biz aşk askeriydik…

Şimdi bir köşede bükükse boynumuz…
ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim….
bu yolda acının adını GÜL koyduk biz….
zehirin adını BAL koyduk biz….
itselerde, herkesi DOST bildik biz….
bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz…

Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı..
yüreğim kışın bahar olma zamanı….
hadi bir umut yine…
kalkalım ayağa..
hadi silelim gözyaşlarımızı…

      

kimse görmesin bilmesin ağladığımızı…
dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim….
vede bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı..
onları dost seçtik biz kendimize…
çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar…

vede ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar…
örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı….
saklasın bizim gözyaşlarımızı…..
elimizi kaldırdık ya semaya biz….
UNUTMA yüreğim biz istedik AŞIK olmayı RABBİMİZDEN
biz istedik dertleri can-ı gönülden…
gelsin dedik…
sevginin fedakarlığı olacakdı elbet….

Yüreğim AŞIKLAR için burası sadece bir gölgelikti..
yani okadar kısaydı..
O yüzden AŞIKLAR buraya hiç kıymet vermediler….
kimseyi incitmediler..
değmezdiki zaten bir gölgelikdi bura onlar için…
onların yurdu AŞIKLAR DİYARIYDI…..

ne kadar uzağız dimi yüreğim oraya..
gayret yüreğim…gayret ve az sabret yüreğim….
kapı kapı dolaşma zamanı şimdi…
sevginin sahibini anlatmak için…

kovulsakda anlatma zamanı yüreğim aşkın sahibini tanıtmak için…
anlatalım haykıralım ve yanalım yüreğim…
nereye gidiyor bu insanlar diye….
ağlayalım yüreğim ağlayalım…
bize sevgiyi öğretmişti RABBİM….
sevgiyi tanımamız için bize anne baba eş dost göndermişti…..
ama bunlar araçtı yüreğim…
basamak basamak HAKKA ulaşmak için….
sevmekti yüreğim sadece onun için….

Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz….
savrulduk heryere..
kaybettik benliğimizi..
unuttuk nerden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi….
ve şimdi yüreğim….
hatırlama ve hatırlatma zamanı…

 

gözler sahtelikleri gördü hep..
eller sahteye uzandı hep…
kaç el yetim başını okşuyor yüreğim…
kaç el bir gözyaşı siliyor….
oysaki bu eller bize yüreklere dokunmak için verilmişti…

ve kaçımız şimdi gerçekleri görüyor..
kaçımız işine geleni görüyor….
oysa yüreğim bu gözler hakkı görmek için verilmemişmiydi…..
ve kaçımızın kulağında sevgi sözcükleri çınlıyor….
kaçımız iyi şeyler duyuyoruz..
oysa bunların hepsi bize bir duyguyu büsbütün yaşamak için verilmişti….

AŞK…
işte ozaman göz onu görürdü,kulak onu duyardı,ayak ona varırdı,el ona uzanırdı……

Hasret yükünü sırtlayarak çok yollar aldık…
gözyaşlarımızı gönlümüze akıttık…
ve yüreğim senle beraber kanadak,acıtıldık,incitildik,itildik……
varsın yapsınlar yüreğim….
biz burda kalıcı değiliz…
varsın yapsınlar yüreğim biz lanet edici değiliz….
her şeyi gören her şeyi görüyo yüreğim…
sen üzülme…mahzun olma….

Umut hayalimiz olsun..

sevdamız sermayemiz olsun…
gözlerimiz ışığımız olsun…
sözümüz özümüz olsun…
halimiz aşkımız olsun…
benliğimiz HAK ESİRİ olsun…..
güneşimiz rüyamız olsun….
ve bir gün öldüğümüzde ADIMIZ AŞIK KONSUN…..

hep diyorum ve hep diyeceğim yüreğim sanma AŞK kolay değildir….
AŞIKLAR DİYARINA varmak kolay değildir…
bedelde herşeyi ister….
AŞIKLAR kendilerini düşünmezlerdi kendileri yoktiki zaten onlar hiç buraya ait olmadılarki….
onların yaşadığı acıları yaşamadan bu yolda sana yol yok yüreğim..
yol yok…..

ve yüreğim yine gitme zamanı….
dönmeni bekleyen biri var dönecekmisin tekrar …..
umut et dua et yüreğim kavuşacaksın o eski yüreğine yüreğinin eşine ……

ve yüreğim yine gitme zamanı….
EDEBİ METİNLERDEN ….
NOT:
Tüm aramalarıma rağmen yazarını bulamadım.
ALLAH (cc) kendisinden razı olsun
Kalsınsağlıcakla.

Pencerem Açılmıyorsa Bil Ki; Sonsuzluğa Gitmişimdir Ben.


 
  

Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili,

Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…

 

 

 

 

 

 

 

“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…”
Rabbimiz yolun sonunu hayreyleye.

 

 

 

Her aşığım diyenaşıkolmaz

Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşıkolmaz.

Sıradan kalblerde AŞK DERDİbulunmaz..

Keşke düşüncelerde yollar gibi olsa…

Geçip gidebilsek…

Önümden gitme!
Seni takip edemeyebilirim.Arkamdan gelme!Sana yol gösteremeyebilirim.

Yanımda yürü!

Ve sadece dostum ol…

Kaç yalancı yaz geçirdi
BUZ
Kesti gönlüm

Sen hiç kendine küstün mü?
Ben küstüm

 

 

 …yokum…

 
 
 
 

 Her gecenin bir gündüzü olduğuna inananlardan mısın?

bir katre olma, kendini deniz haline getir
madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin

 

beri gel, beri !

 

Hz. Mevlana

 

 

 

    Öfkeler diktik gönlümüzün baş köşesine,

    nefretler ektik kalbimizin temiz bahçesine!

    Unuttuk bizi asıl seveni,

    unuttuk asıl sevmemiz gerekeni.

 

 

O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.

(En’âm; 59)

 

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

Yaprakta hayat
dalda hayat
gövdede hayat
hayat papatyada
kırda göz alabildiğince
varolmak dediğin nedir ki?
Gölge-m-de hayat

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

“Tâkâtimin tükenmek makamına savrulduğu an…
belki birkaç nefes daha sabredebilirim bu bekleyişe…”

Aşk yalnızca vuslat değildir
yokluğuna sabretmektir bazen
her bakışını senet saymıyorum geleceğimize
ben yarı yolda iz bırakmam
yaranın güzeli de varmış anladım
içim kanadıkça büyüyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum…

 
 
 
 
 
 

Umudum tükendi derken…..

” Bir silgi gibi tükendim ben…

Başkalarının yaptıkları hataları silmeye çalıştım;
mürekkeple yazmışlar oysa.

Ben kurşunkalem silgisiydim.

Azaldığımla kaldım… 

 
Aynı güneşin ısıttığı yürekleriz biz.
Tek kişilik hayatlarda çift kişilik ümitleriz biz

 

 

  
Yine hüzünlü bir kasım gecesi…

Soğumuş ince belli bardağımda buz gibi çayım,

İki damla sevgiliye göz yaşım

~ikLimya~
___________
  
 

 

…kendimi arıyorum…

…gören var mı…

DURSUN ALİ ERZİNCANLI


1969 yılında Erzurum’da doğdu. Babasının adı  Osman,  Annesinin adı ise Meliha’dır.  Abdurraman Şerif Beygu İlköğretim Okulu’nu bitirdikten sonra, bir bülümü Gürcükapı Camii’nde, diğer bölümü de Erzurum Müftülüğü’nde olmak üzere üç yıl Kur’an kursu talebeliği yaptı.

 Erzurum İmam Hatip lisesi’ni bitirdi. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arşivcilik Bölümü’nü kazanması nedeniyle ailesiyle birlikte “ Hayallerimin şehri

dediği İstanbul’a  geldi.

Üniversite öğreniminin ilk yılında Yönetmen Mesut Uçakan’nın yanında çalışmaya başladı.

 “Kelebekler Sonsuza Uçar” ve “Ölümsüz Karanfiller” sinema filmlerinde sanat grubunda görev aldı.

 Özel radyoların yayın hayatına girmesinden kısa bir süre sonra Moral Fm’de program yapmaya başladı.

15 yıl süren bu radyo programcılığı’nın on yılı “Moral Fm”de, beş yılı da “Radyo Onbeş”te geçti.
2000 yılında Yazdığı ilk Naat-ı Şerif’i olan “ Faran Dağlarında Açan Savgili”, şiir albümüne dönüştü ve

En Sevgili’ye” adıyla başlayacak bir serinin ilk albümü oldu. Peygamber Efendimiz’in şerefli hayatını konu alan bu şiir albümlerinin sekizincisi olan “ Adın geçer” isimli albüm 2009 yılında çıktı.

Yönetmenliğini Nazif Tunç’un yaptığı “Veysel Karani” ve “Rabia” filmlerinde başrolde oynadı. Evli ve üç çocuk babasıdır…

Eserlerinden bazıları:

Körpe Tutkular (Şiir Kitabı) Nesil Yayınları
Gecenin Şiiri (Şiir Kitabı) Nesil Yayınları
En Sevgili’ye (Şiir Kitabı) Nesil Yayınları
Kınalı Kuzular (Bant Tiyatrosu) Moral Prodüksiyon
O Geliyor (Bant Tiyatrosu) Moral Prodüksiyon
Delaliül Nur (Anlatı) Moral Prodüksiyon
Delailül Hayrat (Anlatı) Semerkand Yayınları
En Sevgiliye 1,2,3,4,5,6,7,8 (Şiir Albümü) Marmara Müzik
Veysel Karani (Televizyon Filmi) Halk Film
Rabia (Televizyon Filmi) Halk Film

 

Diyemediklerim var…


Meryem Aybike Sinan

Diyemediklerim var…
Güz beni bekler Şeyhim,
Efendim,
Diyemediklerim yakar gönlümü.
Bozkır rüzgârlarının önüne katılmış bir yaprağım.
Sürüklenip gelmişim kapına. Yüreğimde bir sonbahar telaşı. Bir göçmen kuşlarına bakıyorum bir kendime… Gökyüzünde kuşlar kafilesi döne döne uçuyor, renkli, ahenkli. Her kanat çırpışında yaralı bir kuşun kanadında bin tılsım gizli. Soğuk ve bezgin rüzgâra inat göçüyorlar ılık iklimlere.
Bense utanılası bir kördüğümü çözmeye çalışıyorum yıllardır.  Hayatın gizi üzerine bildiklerimi, bilmediklerime ayarlıyorum. Çözmüyorum bu kördüğümü. Çözemiyorum. Düğüm üstüne düğüm atıyorum aslında.
Yolumu şaşırmışım Şeyhim.
Irmakların coşkusu, göğün mavisi, güneşin altın saçları, rüzgârın hüzünlü uğultusu, denizin sonsuzluğu yakalıyor ruhumu binbir yerinden. Dünya dönüyor mütereddit.
Dökülüyorum yollarına. Sana gelen yollara düşüyorum.
Bir söz düşür yüreğime Şeyhim göklerden gelen.
Yaralı yüreğime bergüzar olsun.

Diyemediklerim var.
Söz beni bekler Şeyhim…
Diyemediklerim yakar gönlümü.
Gönül can evi, gönül Beytullah. Bir celsede düşür yüreğime közü. Hakk Hakk diye yak közü. Kar yüzü görmemiş bir ateş yansın yüreğimde. Biraz kül biraz duman olayım… Ellerim yaralı bir kelebek, kanat çırpsın göklere… Dualar yorgun düşsün dudaklarımda.
Bir kör kuyuda Yusuf olayım Şeyhim. Çöllere düşeyim sonra. Çöl yürek yangını. Yürek kavrulan çöl. Mısır’a hiç varmasa yolum. Yayan yapıldak çöllerde savrulayım. Bir çöl ikindisinde diktiğim gül, bir çöl seherinde açsa yine. Çöl Hüseyin demek. Hüseyin çöl gibi yakar gönlümü. Çöl bir ermiş. Her dem şükreden, tazelenen. Gündüz yakan, gece üşüten. Bir tarafı vaha, bir tarafı serap.
Çöl ceylanlarının âhı vursun yüreğime.
Bir avcı ol, gönder oklarını kalbimin dehlizlerine.
Köz beni bekler Şeyhim,
Diyemediklerimi sen söyle, yüreğimin tenhasına…
Vefasız yüreğime intizar olsun…

Göremediklerim var.
Göz beni bekler Şeyhim,
Sevdam hangi ırmağa düşmüş? Hangi umman bekler beni… Hangi dağlar saklar beni? Hangi dualara düşer dileğim? Bilemediklerim yakar gönlümü.
Ayaklandır damarlarımdaki donuk kanı. Güzel dualar adına, bir ırmağın akışına kat beni. Yatsı ezanı okunurken bir vav gibi eğileyim, büküleyim sevgilinin dergâhında.  Bir elif gibi mağrur, bir mim gibi mesrur, dizileyim sevgilinin yollarına. Helal bakışlara çeleyim gönlümü. En sevgilinin kapısında durayım kırk yıl Yunus misali.
 Bu zindan, bu yeryüzü kara bahtım ola…
Kervan göçmeden Şeyhim, kalmadan dağlar başında ebedi bahçelere gitmek diler bu gönül.
Ebedi bahçelere gitmek diler bir şafak vaktinde ruhum..
Kendimden geçmişim, kendimden uzaklara düşmüşüm, senden himmet diler bu yürek…
Öz beni bekler Şeyhim.
Göremediklerimi sen göster bana…
Gözlerim birbirinden bî-haber olsun.

Bilemediklerim var.
Giz beni bekler şeyhim.
Bir musikarın nağmesinde gizli tılsımlı sözler. Bir peygule güzinim dağlar başında. Karanlık nura akar. Yalnızlık çıkmazında bir akşamüstü o nura aksa yüreğim. Bildiğim bütün şeyleri unutsam. Ebedi bir huzura, ebedi bir hayata ayarlasam düşlerimi, giden kuşlarım dönse uzaklardan. Sonra…
Sabah sisi gibi düşsem yollara.
Aşk kervanı karşılasa beni ansızın, sevgiliye giden kafileye katılsam. Kalmasam dağlar başında. Gönül şehri baştan ayağa can kesilse. Yakup’un sabrı bilese sabırsızlığımı.
Bir giz düşür yüreğime Şeyhim,
Kurtulayım ruhumun hamallığından. Bilemediklerimi sen söyle bana…
Bildiklerime efsunkâr olsun.

Silemediklerim var.
İz beni bekler Şeyhim.
Sadakat içlenip sözlendiğinde, dönüp dönüp bakıyorum mahrem-i esrarıma. Ne zamanlar akmış hayatın yanağından. Bir gözyaşı, bir hüzün, bir güz yağmuru gibi yitip gitmiş nice zamanlar… Geriden geriye avucumda, heybemde kalanlar beni taşımaz yarınlara diyorum. Hiçlik denizindeyim şimdi. Bilemediklerim, göremediklerim, diyemediklerim, silemediklerim ve soramadıklarım yüzünden olsa gerektir çektiğim bunca çile.
Yollarıma çizdiğim izleri silmek gerektir.
Bir giz düşür yüreğime şeyhim. Beni ona götüren bir iz düşür yollarıma.
Gideyim.       
Silemediklerimi bırakarak. Bilemediklerimi bildiklerimden çıkarak.
Gideyim artık şeyhim…
Bir giz düşür yüreğime…
Bu yürek tâ ebede hizmetkâr olsun.

 

YAKLAŞIN


ne kadar da esneyebiliyor içimiz,,
sanki sınırı yok gibi…

hep kendime şaşıyorum,nerede bunun sonu.
ne kadar esneyebilir ne kadar derine kaçabilirim…

kesin olan şey.
kırılamadığım,
ancak kırgınlaşıyor ve yorgunlaşıyorum..
kırılamıyor, küsemiyorum….

korkunç bir derinlik var,
ve sen yaklaştıkça kılıcınla
o hep içeri kaçıyor..
tırtıkladıkça,tiftikledikçe hep içeri kaçıyor..

delmek istediğin ve kesmek istediğin yerde bulamıyorsun beni…

ben bu derinlikten korkuyorum..
karanlık mı aydınlık mı derinliğin rengi?

ben bundan korkuyorum…

delinmese de kesilmese de
çok inceleceği kesin sanıyorum…

zara döndün ey gönül, zara döndün ey gönlüm
zara döndün eyyy…

……

bir makara mıdır hayat,

yoksa imtihan mı….

nedir didişmelerimiz, sevişmelermiz….

bir tutam aşk seçeneğini seçmişliğimiz mi,
bir ızdırabı görmezden gelip sevinmişliğimiz mi…..

ben onu karanlıkların ortasında açan kudret çiçeğine benzettim..
kitebımda onca korkunçluğuna rağmen karamsarlık yazmıyor…

kendilerine lutuf ihsanda bulunulan kulların yanında durmak,
karanlık ve dalaletin açmalarına dil çıkartmak gibidir….

kitabimda karanlık yok,

zerdüştlerin karanlık ve zülmeti sindirmek için bin yıldır yaktıkları ateş bile
sönmüş nurundan kitabımın…

çareler utanmış gibi….

kitabımda sorun yok çözümsüz….

ben felakın rabbine sığınmışım ebeden….

göğsümde dolanan hannastan korkum yokkk…

……….

her göz bir değildir….
her görüş bir değildir…

her gören bir olmadığı gibi….

her söz bir değildir…
kelimeler aynı olsa da…
her ses bir değildir,harfler aynı gibi dursa da…

içinizden kurdu gözetleyen gözler olsun…
ALLAH  yolunda nöbet adına…
içinizden geceleri ağlayan olduğu gibi…

önceden bilen, iki adam değerindedir, derler…

şimdilerde çok adam değerinde…

şeytan kazığı sallamış, boğa kolay kazığı çıkartmış,
eve girib hanımın ata yadigari aynasını parçalamış…
hanım ağanın çok sevdiği boğayı kestirmiş,
ağa hanıma kızıp  öldürmüş,
hanımın yakınları ağanın tarafını öldürmüş bir savaş sürmüş gitmiş…

şeytan yaslanmış bir ağaca seyrediyor…
demiş ben ne yaptım ki hiç…
sadece kazığı salladım….

o sadece kazığı sallıyor her seferinde….

sonuçta kırılan biz….

…….

birilerimiz…

içimizden birilerimiz…

içimizden,
kazığın sallandığını görsün hemi??

belki menfaatimizedir, hemi?

her görüş bir değildir….
her gören bir değildir….

…….

kırgınlık sevginin alametidir…
kaçırılması ağır gelecek şeyin
önceden tutulan yası gibidir…

sonradan tutlacak yasın faydası yoktur…
kırgınlık sünnettir…

sizi ya tutayım yada ALLAH için salıvereyim, demektir…
sizi salı vermeyeyim demek gibidir…
yoksa salıvereyim mi demez..
salıveririrdi…

yanıma yaklaşın..
sözüme kulak verin…

biz külünden doğmuş anka gibiyiz…

muhabbetle sevgiyle dizdiğimiz satırlar…
daha yeni sanal çöp  hükmünde erişilmez durumdaydı…

nere gitsek içimizi üzen.
aradığımızı bulamadığımız anlamsız muhabbetler gbiydi…

sebeb  nefesti…

sadece bize kalan üçbeş karşılıksız satırlardı…
kendimiz doldurup içtiğimiz…

yavan ve dostlarsız….

neydi sevgimizi gömen sanal aleme…

kimsenin suçu yoktu…

bir şeyi farkedememiştik..

suçumuz oydu…

kazık…

sallanırken oyuna dalmıştık…

süt ağır ağır damlıyor…
bitiyordu ama görmüyorduk…

biz ayakkabı peşindeydik ama kazık acımasızca sallanıyordu….

sonuçta…
şeytanın da suçu yoktu….

her gören bir değildir…

iki göze cehennem ateşi haramdır..
bir ALLAH korkusuyla ağlayan göze..
iki, serhat boylarında nöbet bekleyen göze…

her göz de aynı değildir..

……..

omuzlarınızı yaklaştırın…

muhabbetinizin sağlamlığında gölgelenin…
omuzunuzu silkmeyin…

eşit yüke eşit omuz…

bu çatı sizin…
yaklaştırın omuzlarınızı…

kimsenin yükünü çekmeyin..
sadece kendi yükünüz altında omuzunuz olsun….

eşit omuz…

eşit yük…

…..

küs değilim..
içeri çekiyorum.

inceliyorum…

canım sıkılıyor..
delinmesin istiyorum…

ciğerimin  tekindeki yara,
diğerine sıçramasın diyorum…

….

bu çatıyı çatan usta…
kırk tane daha çattı…
ama böyle olmuyor…

duasından şüphesiz…

ayasofyanın çatısındaki peygamber tükrüğü gibi..
evladı resülün dusaından demekki.
bereketi salli barikte saklı…

…..

küs değilim…

…..

irisi alta düşmesin,
süzgecim ters dönmesin…

…..

ALLAH sevgiliye yakınlığınızı artırsın…
bu dünyada mutluluğu göresiniz,
rıza cennetine kanasınız..
inşaALLAH…

BERAAT KANDİLİ


Şâban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir.

Bu geceye, bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle “mübarek gece”; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle “Beraat gecesi” ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de “rahmet gecesi” gibi adlar da verilmiştir.

Bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi vardır. Bu konuda Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Şaban ayının yarısı (Beraat gecesi) olduğunda, gecesinde kalkın ibadet edin, gündüzünde de oruç tutun! Muhakkak ki yüce Allah, o günde dünya semasına iner ve imsak vaktine kadar şöyle der: “Affedilmeyi dileyen yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Şifa dileyen yok mu, şifa vereyim. Şunu isteyen yok mu vereyim…” (İbn Mâce)

Şöyle denilmiştir: Yeryüzündeki müslümanların iki bayram günü olduğu gibi, göklerdeki meleklerin de iki bayram gecesi vardır. Meleklerin iki bayram gecesinden biri, Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi; diğeri ise Kadir gecesidir.

Müslümanların iki bayram günü ise; Ramazan ve kurban bayramı günleridir. Bu sebeple Şâban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi meleklerin bayram gecesi olarak isimlendirilmiştir.

Berat gecesine ‘Kefaret gecesi’ de denilir. Bir hadis-i şerifte, “Kim bayram gecesini ve Şâban ayının on beşinci (Berat) gecesini ibadetle ihya ederse, kalplerin öldüğü günde o kişinin kalbi ölmez” (İbn Mâce) buyrulmuştur.

Bu gecenin bir adı da “şefaat gecesi”dir. Bunun delili şu hadis-i şeriftir:

“Resûlullah (s.a.v) Şaban ayının on üçüncü gecesi ümmetine şefaat etmek için dua edip yalvardı; kendisine, ümmetinin üçte birine şefaat etme izni verildi. On dördüncü gecesi yine dua edip yalvardı; bu sefer üçte ikisine şefaat etme yetkisi verildi. On beşinci gecesi bir daha yalvardı, bu sefer de, kaçak develer gibi Allah’tan kaçanlar dışında bütün ümmetine şefaat etme izni verildi.” (Ebû Davud)

Bu gecenin diğer bir ismi de “mağfiret gecesi”dir. Şu hadis-i şerif buna işaret eder:

“Allah Teala (c.c) Şaban’ın on beşinci gecesi kullarına nazar eder ve yeryüzünde bulunanlardan şirk koşanlarla haset edenler hariç, bütün müminleri mağfiret eder.” (İbn Mâce)

Diğer hadislerde, bu affın dışında tutulanlar içinde, haksız yere cana kıyanlar, anne babasına asi olanlar, sürekli içki içenler ve akraba ile hukukunu kesenler de zikredilmiştir.

“Bir selam bekler gönüller”


Kutadgu Bilig
“selamı veren eman verir; selamı alan selamette olur”
der ve
“garibe bir selam bir altın yerine geçer” diye ilave eder.

Ormanlar 
Barıştır selamın bir anlamı ve bir anlamı huzur.
Selim ile Salim Selami ile Selamet Süleyman ile Müslim Müslüman ile İslâm…
Hep aynı kökten hep aynı çiçekten. Ilgıt ılgıt rüzgar ışık ışık tebessüm.

Hiçbir şey iken biz Elest Bezmi’nde bize can bağışlayana can verme sözüdür selam.
Gök kapılarını açan kutlu zamanlar güzeli… Temiz yüreklerin ve gülen yüzlerin artırır aydınlığını.
Doldurur beyaz heybemizi ve boşaltır kara defterimizi. Rahmetinden alır kuvvetini diller ve o söz ile silinir bütün suçlar.

Selam bir gülümseyiş selam bir bakış selam bir merhabadır;
selam tam vaktinde bir gönül alma ta yürekten bir teşekkürdür.

Selam bir umman; sevgi saklar derinliklerinde.
Selam içten bir tebessüm kalbî bir yakınlıktır. Selam ve aleyk birbirini bütünleyen ikizler…

Selam geldi ve bütün yaslı çehrelerdeki kederlerin yerini en içten tebessümler aldı.
Onun sıcaklığıyla karanlık gönüllerimiz aydınlandı. Göz gözü görmez olduğunda ve ters düştüğünde birbirine bütün yollar ve dahası gönüller kapattığında birbirine çelikten kapılarını
açtırmaz mı bahar çiçeklerini bir selam?

Adı sinelerimizden kazınmak ve namı yeni nesillere unutturulmak istendi. Ve şair:

Bir devrde geldik ki azîzân unutulmuş
Tutmuş yerini hurd u büzürgân unutulmuş. demek zorunda bırakıldı..

Hasretlerimiz düğüm düğüm selamlarda gizlenir ve seher yelleriyle gönderilir yar olan uzak diyarlara.
Selamların en güzeli ile başlar ve selam ile sona erer bütün mektuplar.
Heyhat!.. Ne selamlar ile rahmet dilediğimiz dualarımız ne de satırlarında sevgi çiçekleri açan mektuplarımız kaldı.

Oysa o kıyamda bir ayet; kaidede bir tahiyyattı. Küçük büyüğe yürüyen oturana süvari piyadeye az çoğa…
Ama ne zaman ki ilâhi huzura selama durmayı unuttuk ve sağ cenahımızdaki meleği işsiz bıraktık işte o zaman unuttuk selamı.
Belki içimizdeki yabanlıklardır veya yabancılıklardır bize selamı unutturan. Sahi kalbimizin bütün paslı kapılarını ardına kadar açıp da o vefalı dosta en son ne zaman bir salât u selam yolladık?

Oysa O “sizden biriniz bir meclise girdiğinde evvela selam versin” ve “aranızda selamı yayınız” buyurmuştu.
Ve kutlu bir selam ile gelmişti dünyaya.

Oysa duymadı mühürlü kalpler teri gül kokanın selamını.

Oysa O bir gün arkadaşlarının arasında uzaklara bakıp “kardeşlerime selam olsun!” demişti.

Yazık ki biz o kelimeyi onun söylediği yalınlıkta onun söylediği sıcaklıkta ve tazelikte söyleyemedik.
Kurtuluşun saadetin barışın sevginin merhametin ve adaletin o bir kelimede saklı bulunduğunu dosdoğru anlayamadık ve anlatamadık.
Hatta “rüşvet değildir deyu” almadık.

Ne olur bugün Yunusleyin bir selam verelim onbir ay unutup bir ay hatırlayabildiklerimize.
Düşkünlere yetimlere dullara çocuklara sevgililere kimsesizlere…
Kalmasın selamın gönlünü okşamadığı bir yaralı yürek. Bir gülümseyişimizle ısıtalım ısıtamadıklarımızı.

Biz dünyadan gider olduk
kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua
kılanlara selam olsun.
Ecel büke belimizi
söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi
soranlara selam olsun…

Erol Uzun