EN BÜYÜK YAR’e:


YA RAB SANA HAVALE KULA ZULM EDEN BAŞLAR
SUSTURULSA DA DİLİM SUSTURULMAZ Kİ YAŞLAR
GÜNDÜZ GÜNEŞ ÜŞÜTÜR GECE YANGINLAR BAŞLAR
BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM……


Ey Gül Yüzlü Sevdiğim, Gül yetimi yüreğimin sana bir maruzatı var;
Bir gün senin isminle yanaştı bir yabancı yanıma kadar,

 “Gül kokusu getirdim “ dedi mutaf diyarından sana…

Ve o anda ALLAH  biliyor ya; yıkıldım ayaklarıma…

Seherlerde mübarek gül kokunu kokladığım, sevgini yüreğime damıttığım anın hükmünden bu yana çıkmıyor aklımdan o kutlu sevdan…”

Göz yaşlarımın duru durağı yok bilesin.

Oysa bu hasreti zincirlemeyi ne çok isterdim…

Ama özlemin biterse ben de biterim YAR….

Ezanlara beş vardı, benim gönlüm sana akardı, Tüm sevdalarım şaha kalkmış, isyanlardaydı.

Serçelerin ötüşleri ile kendimi avuturken, selamımı meleklerle saldım yollarına, …

Ulaştı mı kutlu divanına?
Can denizinin dalgası kıyılarıma vuruyor şimdi…

Ne yıldız ne güneş, bana çare değildir. Ben ufkuma doğan ebedi güneşimin harında kavruluyorum an be an..

Başka ne istenir ki EN BÜYÜK YAR’dan…
Ey GÜL KOKULUM; sar beni şefkatinle…

sana öksüzüm, sana yetimim, sana kimsesizim,….

“İhvan” demiştin ya sen asırlar önce, ashabına…

“Kardeşlerimi öyle çok özledim ki” demiştin henüz seni bilmeyen gönülleri kast ederek..

Biz bilmiyorduk ama sen bizi biliyordun…

Çünkü top yekün zamanın ve mekanın peygamberiydin…

Sendeki bu Hasreti dindiremeyen ashab ta, gıpta etmişti bizlere o gün… Şimdi soruyorum büyük bir umutla sürekli nefsime.

‘Kardeş olmak nasip olacak mı acaba bizlere …

Alnında secde nişanıyla Ak bahtlı olmaya layık mıyım ben de ‘ diye….

Özledim, özledim, çok özledim seni YAR!
Sevdana talip olmuşum, Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var…

Umut bu benimkisi..

İnancımdan doğan umudum.

Hani sen demiştin ya ‘Mümin umutsuz olmaz’..

O yüzden sabrımı çile yapıp sarıyorum kollarıma, giydiğim bu divanelik gömleğiyle beraber..,

Nefsimin temizlenmesi ve o ilahi nurun yansıması için başka kime yönlendirsem Kalbimi Ey Resulüm.

Senden başka kimim var…

Ey El-Emin, Sen ki ”Çocuk kokusu, cennet kokusu” demiştin ya koklarken kuzunun kuzusunu, Bu yüzden bebeğimi kokladıkça cennetteki kokunu duyuyorum diye her fırsatta, daha sıkı sarılıyorum yavruma.

Denizlerde su çok olsa da bardağın kadar olacak nasibin denir ama,

 Ey GÜL KOKULUM,

cüretimi bağışla talibim ben şimdi daha fazlasına! …
Sen ki cihana gelişinle Badiye Yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan, “İstikbalin Şanlı Sultanı”.

 Bu yüzden mi seni andıkça göz yaşlarımın bereketinde boğuluyorum…

Şimdilerde yürek bahçemde açan güllere dikenler dolanır oldu.

Çok şükür Rabbim, tövbem olan nedametimle Rü’yetine talip olduğumdan beridir ki, temizlemek zor değil bilirim ancak; ellerimdeki bu kan şefaatçi olur mu bana yarın huzur-u mahşerde….
Ben sevdayı sende tattım Ey Gül Kokulum…

Sende öğrendim mum olup eriyişin mucizevi artımını…..

Şimdi bu küçük gibi görünen şeylerdeki sevindiren ve ağlatan manzaranın büyüsündeyim…

Peteklerden damla damla sızan bal gibi sözlerinle, istikbalimi seninle şekillendirdim..

Ruhum seninle tatlandı artık.

Sen “merhamet ancak cehennemlik kimselerde bulunmaz” dedin ya ben bununla öğrendim nefrete meylettikçe yüreklerin nasıl cendereyle sıkıldığını, bununla öğrendim kine mağlup oldukça suretlerin nasıl karardığını…bununla öğrendim nefislerin adi bahanelerinin kulu nasıl perişan ettiğini…

Nitekim cehenneme odun da lazımmış.

RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK

ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR

 DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA…

Külli sevda dururken cüzi sevdayla neden yetineyim
Aç gözlülüğümü bağışla Rabbim
Ben bu sevdaya talibim…………/..
S.Yakıcı

 

Bilvanis.net ten alintidir

aynilesme

aynileşme -agyara_kapa baki kalan hoş sadası.


Gönüller sultanına susamış, dertli müritlere, her biri sanki ay gibi hatta yıl gibi gelen nice saatlar sonra varılır gönül köyümüze.

Köyümüze henüz varmadan tepenin üstünden gönül köyünün minareleri, camisi, merkadı  görünür.

 İşte o anda sofilerin sustuklarını görürsün.

 Bakarsın kimileri, sessizce ulaştıran Rabbine hamdü sena etmekte, aynı zamanda da sevinç gözyaşları dökmektedir.

         Şimdi, gözlerde tüten, gönüllerde daima hasreti çekilen, hep özlemle yadedilen güzel köyümüze gelmiş bulunmaktayız
Acaba kapısında sadık köle olsak, sultanım bizi kabul eder mi?

Diye düşünüp duruyor insan.

İşte, sonra şiirler filizleniyor, sevda köyü menzilin gecelerinden.

                  Varsam yüce dergahına
                                                    Beni kabul edermi ki
                                                    Yüzüm sürsem kapısına
                                                    Beni kabul edermi ki

                 Tüm gönüller, sultanını bekliyor
                                                 Sabırsızlıkla o gelecek
                                                 Gönüller şahlanmak üzeredir
                                                  O gelecek Kalplere şifa serpilecek.

                 Şimdi gönüller beklemede
                                                  Muhammed-i gülü, o nazlı goncayı
                                                  Endamıyla benziyor ceddine
                                                  Gülden gül alınmış sanki

        Şimdi sultanımızı görmek, ona kavuşmak zamanıdır. Aylardan beri gönül bu vakte, bu vuslata ulaşmanın tesellisi ile yaşayabilmiştir. Bu anın özlemiyle, iştiyakıyla yanıp tutuşmuştur. O görününce, bülbüller bile gülleri unutuverirler. Gözler onu gördüğünde, vuslatın hazzıyla gönüller sevinçten ağlamaya dururlar. Bütün ağızlara kilit vurulur. Diller konuşmaya takat getiremezler.

        Artık bütün kalabalık derin bir sessizliğe gömülmüş, Menzil de okunan o güzel ezanı dinlemeye koyulmuştur. Gözler sultanın kapısında, gönüller ise bayramlarına kavuşmak üzereler.

        Ve gönüller sultanının kapısı açılıyor. İşte sultan görünüyor. Herkesin başı öne eğilmiş. O yürüyor. Yürüdükçe sanki yer sallanıyor, gökyüzünü bir titremedir alıyor. Her adımı şeytanı öldürüyor. Bazı gönüller huzurdan, sevinçten ağlamakta, bazıları ise vuslat bayramının muhabbetine garkolmuş, halden bir hale giriyor.

        Sultanımızın başı eğik ama, herkes kendine baktığını hissediyor. Herkesin kalbinde bir mutluluk sultanımızın nazarı  üstüme değdi, bu günahkara nazar etti diyorlar. Öyle güzel bir koku kaplıyor ki ortalığı, bu koku sanki cennetten geliyor, sanki bu ceddi Hz.Muhammed (a.s) kokusudur.

        Şimdi merdiven den salına salına inmektedir, sultanımız. Sanki bütün cihan arkasından gelmektedir. Bütün gönüller ona çakılıp kalmıştır.

        O anda insan, zaman mefhumunu yitirdiğini anlıyor. Sultanımız onca insanın içinden kayıp gitmiş, camiye varmıştır bile. Vaktin nasıl geçtiğini, saniyelerin nasıl ilerlediğini insan o anda idrak edemiyor, farkına varamıyor. Aşk insana her şeyi unutturuyor.

        İnsan sultanından sohbete bir başladımı menzilde, akşamın nasıl geçtiğini, gecenin nasıl olduğunu idrak etmesi mümkün olmuyor. Sanki zaman dürülüp katlanıyor. Aşk insana her şeyi unutturuyor. İnsan oradan hiç geri dönmek istemiyor. Hatta öyle oluyor ki, daha oradayken orayı özlemeye başlıyor, bir daha gelmenin planları,  ciddi ciddi yapılmaya başlanıyor…

        Şimdi dünyada, gönüller çorak topraklara dönmüş, özünü kaybetmiş, sevdasını yitirmiştir. İşte yağmur o köydedir. Sultanımın bir nazarı, çöl olmuş kalpleri hemencecik diriltir. İnsanın özüne ALLAH  sevgisini aşılar. Yitik sevdamızı yeniden hatırlatır, öğretir ruhlarımıza…

_______________________________

Bilvanis.net ten alintidir.

Derleyen :uykucU

yazan:

aynilesme