GÜL ve BÜLBÜL


Gül dalında öten bülbülün olsam
Ötsem yanık yanık gönlüne dolsam
Aşkını dilesem kalbimi sunsam
Ne olur uğruna sararıp solsam
Baharım çiçeğim güzelim sevgilim
Sar beni kollarında canım diyeyim…
Bir kuş olsamda pencerene konsam
Aşkın şarkısı sana okusam
Göğsünde yatsamda biraz uyusam
Elemi unutsam neşemi bulsam
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül…
 
Gül ile Bülbül Aşk-ı Sevdası

aşık ettik bülbülü bülbül gitti asık oldu maşuk güle

asırlardır gül suskun yazık oldu gamlı bülbüle
gül hep nazlı ve edalı idi
tüm dert ile cefayı yazık o bülbül çekti
kim diyorsa aşk ölür yanılır bunu bil
o ateşi aşk düştü mü sevmemek yanmamak elde değil
her bahar gülistanda bir gül açılır ve bekler
bir kanat sesi duyulur ve kavuşur sevgililer
gül ile bülbül aşkı imkansızdır
bülbül gülü koparsa gül mahvolacaktır
bülbül kıyamazdı koparmaya
aşkı solacaktı
bülbül sadakatle gülistanda kaldı
aşık olduğu güle aşk nameleri şakıdı
bülbül çırpınırken aşkı-sevda ile
gül bülbülü hiç umursamazdı biran bile.
gül bülbüle olan aşkından sarardı soldu
bülbül güle aşkından perişan oldu
bülbül en içli şarkılarını söyledi
baharda açılacak aşkını her daim bekledi
bülbül iste bu yüzden içli icli sakır
gülün kokuları etrafa yayılır.
baharda güller açılır
sevgililer barışır.
Gül
 
ile Bülbül Aşk-ı Sevdası
Aşk-ı BülbülGülbağında derdini yazar bülbül,

Bahçedeki güle âşıktır bülbül…

Gül dalında aşk ile gezer bülbül,

Ömrü hep çile ile geçer bülbül,

 

Güle sitemde dile düşer bülbül,

Sînedeki güle âşıktır bülbül…

Vuslât için gülşene uçar bülbül,

Seher vakti Mevlâ’yı anar bülbül,

Güle nazarla didâr arar bülbül,

Cennetteki güle âşıktır bülbül…
 

 


Gül ve bülbül
Birisi koynunda diken taşıyan nazlı ve nazenin bir mâşuk, diğeri dikenlere aldırmadan gül dalında feryat eden dertli bir âşık. Gül, güzelliğini goncalar içinde saklar, bülbül goncanın açılmasını görebilmek için sabaha kadar diken üstünde dil dökerek bekler. Gül daima naz halinde, bülbül ise, niyaz halindedir.
Gül ve bülbül motifi, folklör ve edebiyatımızda büyük bir yer tutar. Divan edebiyatından halk edebiyatına, şarkılardan tasavvuf mûsikisine kadar bir çok san’at dalında bu ikiliyi baş rolde görmek mümkündür. Atasözlerinde, deyimlerde ve teşbihlerde gül ve bülbül ikilisi sıkça kullanılmıştır. Ahmet Haşim, “Merdiven” şiirinde ömrün hâzan mevsimini gül ile bülbülün hüzünlü aşkı ile özdeşleştirerek şöyle ifade eder:
“Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller,
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller.”

Bülbülün güle olan aşkı sadece mecazî bir muhabbetin ilânından ibaret değildir. Fâni muhabbetin akibeti fenaya ve zevale çıktığından, bülbülün şakıması hep acı bir feryadın, elim bir hüznün terennümü olarak görülmüştür. Halbuki, iman gözü ile bakılıp, kalp kulağı ile dinlendiği zaman, bu şakımaların bir feryat değil, bir zikir ve tesbihat olduğu anlaşılır. Bediüzzaman Hazretleri, kâinata Cenâb-ı Hak namına ve iman gözüyle baktığı için, bülbülün terennümünü şöyle tercüme eder:

“Meselâ, meşhur bülbül kuşu, gülün aşkıyla mâruf o hayvancığı Fâtır-ı Hakîm istihdam ediyor. Beş gaye için onu istimal ediyor. Birincisi, hayvanatın nebatata olan münasebetini ilân; ikincisi, Rezzak-ı Kerim tarafından gönderilen hediyeleri alkışlamak; üçüncüsü, hayvanatın imdadına gönderilen nebatatı güzelce karşılamak; dördüncüsü, hayvanat nev’înin nebatata derece-i aşka vasıl olan şiddet-i ihtiyacını beyan; beşincisi, Cenâb-ı Hak’kın bargâh-ı merhametine en lâtif bir tesbihi, en lâtif bir şevk içinde, gül gibi en lâtif bir yüzde takdim etmektir.”
Kâinattaki her sınıf mahlûkatın bir bülbülü vardır. Her sınıfın en seçkini,
en mümtazı, kendi taifesi namına en güzel tesbihat ve takdisatı Mâbuduna takdim eder. Hayvanat taifesinin sözcüsü ve serzakiri de, bülbüldür. Güzel sesli ve hazinâne tesbihatı ile hayvanatın şükür ve zikrini Rabb-i Rahîmine takdim ederken, gülün güzel yüzünde Cemil-i Zülcelâl’in Cemalini seyreder. Seyrettikçe aşka gelir. Bu aşk ile kendinden geçer, cezbe halinde şakımaya başlar. Kalp gözü açık olmayanlar da, bu cezbe halindeki zikir ve tesbihâtı, bir feryat ve figan olarak görürler.

Bediüzzaman Hazretleri, bu büyük âlemin ve içindeki bütün mahlûkatın her daim zikir halinde olduğunu, başlarında ise, serzakir olarak Hazret-i Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm’ın bulunduğunu belirtiyor. Nur-u Muhammedî’yi (asm) tarif ederken, şöyle diyor: “Şu gördüğün büyük âlem, pek güzel ve şa’şaalı bir cennet bahçesi tahayyül edilirse; Nur-u Muhammedî, onun andelibi (bülbülü) olur.” Demek ki, âlemlerin Efendisi olan Habibullah (S.A.V) da, âlem bahçesindeki bir bülbül gibi Rabbini zikrediyor, Mahbubuna muhabbetini arz ederken, bütün mahlûkat namına tesbihatını da takdim ediyor.
Ayrıca, ümmetinin affı için Rabbine hazinâne yalvarıyor, mü’minleri Cehennem ateşinden korumak için, bülbül misal feryâd-ı figân ediyor.
Hazret-i Muhammed Aleyhisselâtü Vesselâm’ın eşsiz cemâli de, gül ile tasvir edilmektedir. Her mü’min gönül, bu güle âşık bir bülbüldür. Salât ve selâmlarla terennüm ederek, şefaatine nail olmayı diliyoruz.
Gül perişan, bülbül dertli, ben dertli.

Hangi güle baksam bağrı kanıyor,
Gül perişan, bülbül dertli, ben dertli.
Hangi gönle girsem ateş yanıyor,
Yar perişan gönül dertli ben dertli.
Bülbül gülün, gül bülbülün meftunu,
Gonca nazın, yar sevginin meftunu,
Bir ömür ki sır ehlinin meftunu,
Sır perişan, gönül dertli ben dertli.

Her aşığın bir gül gibi yari var,
her sevdanın tükenmeyen zarı var,
Sevgi nihan, sevilenin arı var,
Ar perişan, gönül dertli, ben dertli.

 


BÜLBÜLLERİN ÖTME ZAMANI

Nisan..

Bülbüllerin ötme zamanı geldi.
“Seherde ağlayan bülbül / Sen ağlama ben ağlayım” diyen Aşık Veysel’in yanık sesinde bülbül olmak var ya başka birşey:“Ötme bülbül ötme bülbül/ Derdi derde katma bülbül / Benim derdim bana yeter / Bir dert de sen satma bülbül!”

Aşık Veysel bu..
Dizelerine vurunca çarpılıyorsun.
Bülbülleri hep kafeste oldukları için..
Acı acı öterler diye düşünürdüm.
Meğer,
Onca uğraşlarına rağmen kimseyi memnun edemezlermiş.
Yüzlerce türkiye konuk olmuşta..
Bulan sızlatmış,
Ağlatmış bülbülü.
Kavuşma ve çırpınış.
Sen git bülbül ol.
Sonra da gidip bir güle aşık ol.
Şiirler,


Efsaneler,
Masallar dökülsün.
Hepsinde de gülün dikeni gelsin sana batsın.

Efsane bu ya: Gülün rengi eskiden kırmızı değilmiş. Bülbül ise güle âşıkmış. Gül, kendisi için yanıp tutuşan bülbüle hiç yüz vermiyormuş. Bu duruma dayanamayan bülbül gidip gülün dalına konuvermiş. Dikenler bülbülün gövdesine batınca akan kanlar gülün dibine dökülmüş ve kanlar gülün köklerinden ve dikeninden damarlarına geçmiş. Gül, o günden sonra kırmızı açmaya başlamış. İnsanoğlu da bu ne güzel kırmızı güldür demiş.

Bütün güzellikler acıdan geçecek ya..
Bir yerde sızlayacakya bir şeyler.
Hadi gelde kırmızı güle bak şimdi.
Kimbilir hangi bülbülün kanı aktı.

Bülbüller nisanda ötmeye başlıyor da..
Ne zaman mı susuyor.
Dutlar olduğu zaman.
“Dut yemiş bülbüle döndüm” sözü bunun üzerine söylenmiş.
Duttaki bir madde bülbüllerin sesinin kısılmalarına neden oluyormuş.

“Ötme bülbül ötme bülbül/ Derdi derde katma bülbül / Benim derdim bana yeter / Bir dert de sen satma bülbül!”
AŞIK VEYSEL

 



gül goncaya durdu….

sen bir gül olsaydın
ben bülbül olurdum
dolanır dururdum başında
üşüdüğünde kanatlarımla sarardım
gözyaşı olur akardım kopardıklarında
kaybettiğimde,
bıkıp usanmadan arardım
dağlara, taşlara, kuşlara, ağaçlara,
dünya döndükçe seni sorardım

sen yağmur olsaydın
ben bulut olurdum
şimşek olur çakardım
tufan olur fırtınalar koparırdım
dalga olur savrulurdum derya – deniz
ateş olup yakardım dünyayı
dokunduklarında sana

sen bir gül olsaydın
meltem olur yaprağını okşardım
rüzgar olur ardınsıra koşardım
seninle güler, seninle ağlardım
seninle ölür, seninle yaşardım
ecel geldiğinde ömrümü bağışlardım


gül goncaya durdu
geldi geçti baharlar
buram buram bir ayrılık
toprak sardı, her seferinde çileyi
toprak yârdı,toprak candı
ölümde toprak vardı
buram buram ayrılık
gül goncaya durdu
döndü güneşe filiz
bülbüle ferman dikene sitem vardı
sinede ümit
dolu vursa bağlar ağlar
bahçevan kesse bülbül ağlar
diken diken içim yanar
gül goncasına titrer
baharını bekler
bülbül seheri…
bülbül firari
acılar misafir..
ümitler yerli
kimsecikler bilmez
gülün halini
gül goncaya durdu
bu bir kıyam değmeyin

gülün ömrü az
kokusu ibadet,mevsimi yaz
yaprağına cemre düşse
incinir…
gül, bahçende incidir
her kışın ölür, baharda doğar gül
gül goncaya durdu
sükûti bülbül
bu bir dönüş aslına gül
S.ALGAN
ÇİLELİ BÜLBÜLÜN VEFASIZ GÜLE AŞKIEllerle o zevk etdi ben âteşlere yandım
Çektim o kadar cevr ü cefâsın ki usandım
Derlerdi kabûl etmez idim, şimdi inandım
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!


Senden güzelim çare bana kat’-ı emeldir
Etsen dahi
ülfet diyemem ellerle haleldir
Ağyâr ile gezsen de gücenmem ki meseldir
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!


Gördüm açılırken bu seher goncayı
hâre
Sordum n’ola bu
cevr ü cefâ bülbül-i zâre
Bir âh çekip hasret ile dedi ne çâre
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!
Gönül Bülbülü
dostluk nedir blmeyen
aşk bağında gezmeyen
bir gül bile dikmeyen

sahrada kum çölüdür
yaşayan bir ölüdür
Gül gülüşlü sevgili
gönlümün bülbülüdür

Güzelliği görmeyen

Bîgâne-edadır bilir ol âfeti herkes
Ümmid-i visal eyleme andan emelin kes
Beyhûde yere âh u figân eyleme Nevres
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül…

Gül edebiyatımızda sevgilinin yerine kullanılan bir mazmundur.(Kalıplaşmış söz) Rengi, kokusu ve tazeliğiyle; al yanaklı, kiraz dudaklı, yeşil elbiseler içindeki güzel kokulu sevgiliye benzetilir. Gülü seven ise ufak tefek boyu ile bülbüldür. Bülbülün dili güzel kullanması (güzel ses çıkarması) ve sürekli sevgilinin yanından ayrılmayıp çapkınlık yapması nedeniyle, gül de gönlünü o kadar güzel kuş dururken ister istemez buna kaptırmıştır. Gül ve bülbül edebiyatta aşkın sembolüdür. Şâirlerimizin çoğu bunlarla aşkını dile getirir ve şâirlerin hepsi aslında birer bülbüldür. Gülün yaprağı, dalı, fidanı ve kokusu güzeldir. Bülbül, sabah rüzgarı (saba) ile gülün yanına gider ve başlar güzel sesi ile onu övmeye ve ona olan aşkını dile getirmeye. Gül de ona karşılık vererek yavaş yavaş uyanarak gülümsemeye (açmaya) başlar. Bülbülün sabahları çok ötmesinin nedeni herhalde aşkına az da olsa bu gülümsemeyle karşılık bulmasıdır.
Edebiyatta sevgilinin acı ve ıstırap vermesi başta gelen özelliğidir. Zulüm ve eziyette onun
Sınırı yoktur. Gönlü taştır âşıka yâr olmaz, merhametsizdir. Kan içmekten zevk alır. Gül bunu bildiği için zavallı yanık sesli bülbüle eziyet eder. Onun kanını içer. Sivri ve binlerce dikeniyle bu âşığı ayaklarını kanatır ve kanını içer. Hatta gül, renginin kırmızı olmasını bu içtiği kana borçludur. Bülbül güzel sesi ile aşkı en güzel şekilde anlattığı için insanlar bundan faydalanmak istemiş ve tuzağa düşürülen çılgın âşık kendisini demir parmaklıklar arasında buluvermiştir. Daha önce sevgilisinin az yüz vermesine bir de bu ayrılık eklenince kafeste daha dertli ve güzel ötmeye başlamıştır. Ne çekmişse dilinden çekmiştir. Ah vatanım, vah vatanım diyerek ötmesinin altında sevgilisinden ayrı olması yatmaktadır. Bütün büyük aşklar gibi, gül ile bülbülün aşkı da birbirine kavuşamadan bu fani dünyada ayrı olarak noktalanır. Tıpkı Mecnun’un Leylâ’ya, Kerem’in Aslı’ya, Ferhat’ın Şirin’e kavuşamayıp aşk ateşleri içinde ölmeleri gibi. Gül, güzel ve çekici olmasına rağmen çok çabuk solar ve ölür. Aşık da çok çile çektiği için hayatı tadını alamadan ömrü çabucak geçer.
Kırmızı gül Tekke Edebiyatı’nda aynı zamanda Peygamberimizi de çağrıştırır. Gül, kokusunu Peygamberimizden aldığı da söylenmektedir. Gerek Klâsik (Divan) Edebiyat’ta gerekse Halk Edebiyatı’nda gerekse Tekke Edebiyatı’nda “gül” en çok sözü edilen çiçektir.
Bahar mevsiminin diğer adı “Gül Mevsimi, Aşk Mevsimi”dir. Bahar; insanların ve tabiattaki diğer canlıların birleştiği ve yeni bir hayata başladığı mevsimdir. Herkesin zevk aldığı bu mevsimde bülbül mutsuz ve umutsuzdur. Bülbül hiçbir zaman güle olan aşkı kadar karşılık alamamıştır ve alamayacaktır. Gül karşılık verse aşk biter. Sevgi yok olur. Güzel şiirler yazılamaz. Sevgili bunun için aşığa karşılık vermez, başkalarıyla çıkarak ona ıstırap vermeye, çile çektirmeye devam eder.
Edebiyatımızda Gül ile Bülbül’ün aşklarını en güzel anlatanlardan biri de Osman Nevres’dir. Şairin Sakız adasındaki on yedi yaşında, taze yeni parlayan ince uzun boylu, çocukluk aşkı Rum kızının sonradan hayaliyle yanıp tutuştuğu zamanda yazdığı söylenen yalın ve duru bir anlatımda gönlü yaralıyken kaleme aldığı şiirini şu dörtlükler bu edebiyatımızın yüzyıllardır işlenen hayali aşkı en güzel anlatıyor herhalde:


Senden bilirim yok bana bir fâide ey gül
Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
Etsem de
abes

dir sitem-i hâre tahammül
Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül!

 

 

 



Gül civârına dâim konar bülbül,
Âh-u feryâd eder de yanar bülbül,

Reklamlar

One thought on “GÜL ve BÜLBÜL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s