Ve yüreğim gitme zamanı….


https://yakazaa.files.wordpress.com/2010/04/95179-b-349951-hareketli_g25c325bcl.gif?w=584 
bir-el-tutki-oda-seni-tutsun
Ve yüreğim  gitme zamanı….
Dinle beni yüreğim…
sadece ve sessizce dinle….
ve selam et yüreğim…
sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et. ……..
 

Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz…bir haykırışla…
umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere…..
biz sevdanın esiriydik yüreğim….
biz aşk askeriydik…

Şimdi bir köşede bükükse boynumuz…
ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim….
bu yolda acının adını GÜL koyduk biz….
zehirin adını BAL koyduk biz….
itselerde, herkesi DOST bildik biz….
bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz…

Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı..
yüreğim kışın bahar olma zamanı….
hadi bir umut yine…
kalkalım ayağa..
hadi silelim gözyaşlarımızı…

      

kimse görmesin bilmesin ağladığımızı…
dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim….
vede bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı..
onları dost seçtik biz kendimize…
çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar…

vede ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar…
örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı….
saklasın bizim gözyaşlarımızı…..
elimizi kaldırdık ya semaya biz….
UNUTMA yüreğim biz istedik AŞIK olmayı RABBİMİZDEN
biz istedik dertleri can-ı gönülden…
gelsin dedik…
sevginin fedakarlığı olacakdı elbet….

Yüreğim AŞIKLAR için burası sadece bir gölgelikti..
yani okadar kısaydı..
O yüzden AŞIKLAR buraya hiç kıymet vermediler….
kimseyi incitmediler..
değmezdiki zaten bir gölgelikdi bura onlar için…
onların yurdu AŞIKLAR DİYARIYDI…..

ne kadar uzağız dimi yüreğim oraya..
gayret yüreğim…gayret ve az sabret yüreğim….
kapı kapı dolaşma zamanı şimdi…
sevginin sahibini anlatmak için…

kovulsakda anlatma zamanı yüreğim aşkın sahibini tanıtmak için…
anlatalım haykıralım ve yanalım yüreğim…
nereye gidiyor bu insanlar diye….
ağlayalım yüreğim ağlayalım…
bize sevgiyi öğretmişti RABBİM….
sevgiyi tanımamız için bize anne baba eş dost göndermişti…..
ama bunlar araçtı yüreğim…
basamak basamak HAKKA ulaşmak için….
sevmekti yüreğim sadece onun için….

Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz….
savrulduk heryere..
kaybettik benliğimizi..
unuttuk nerden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi….
ve şimdi yüreğim….
hatırlama ve hatırlatma zamanı…

 

gözler sahtelikleri gördü hep..
eller sahteye uzandı hep…
kaç el yetim başını okşuyor yüreğim…
kaç el bir gözyaşı siliyor….
oysaki bu eller bize yüreklere dokunmak için verilmişti…

ve kaçımız şimdi gerçekleri görüyor..
kaçımız işine geleni görüyor….
oysa yüreğim bu gözler hakkı görmek için verilmemişmiydi…..
ve kaçımızın kulağında sevgi sözcükleri çınlıyor….
kaçımız iyi şeyler duyuyoruz..
oysa bunların hepsi bize bir duyguyu büsbütün yaşamak için verilmişti….

AŞK…
işte ozaman göz onu görürdü,kulak onu duyardı,ayak ona varırdı,el ona uzanırdı……

Hasret yükünü sırtlayarak çok yollar aldık…
gözyaşlarımızı gönlümüze akıttık…
ve yüreğim senle beraber kanadak,acıtıldık,incitildik,itildik……
varsın yapsınlar yüreğim….
biz burda kalıcı değiliz…
varsın yapsınlar yüreğim biz lanet edici değiliz….
her şeyi gören her şeyi görüyo yüreğim…
sen üzülme…mahzun olma….

Umut hayalimiz olsun..

sevdamız sermayemiz olsun…
gözlerimiz ışığımız olsun…
sözümüz özümüz olsun…
halimiz aşkımız olsun…
benliğimiz HAK ESİRİ olsun…..
güneşimiz rüyamız olsun….
ve bir gün öldüğümüzde ADIMIZ AŞIK KONSUN…..

hep diyorum ve hep diyeceğim yüreğim sanma AŞK kolay değildir….
AŞIKLAR DİYARINA varmak kolay değildir…
bedelde herşeyi ister….
AŞIKLAR kendilerini düşünmezlerdi kendileri yoktiki zaten onlar hiç buraya ait olmadılarki….
onların yaşadığı acıları yaşamadan bu yolda sana yol yok yüreğim..
yol yok…..

ve yüreğim yine gitme zamanı….
dönmeni bekleyen biri var dönecekmisin tekrar …..
umut et dua et yüreğim kavuşacaksın o eski yüreğine yüreğinin eşine ……

ve yüreğim yine gitme zamanı….
EDEBİ METİNLERDEN ….
NOT:
Tüm aramalarıma rağmen yazarını bulamadım.
ALLAH (cc) kendisinden razı olsun
Kalsınsağlıcakla.

İçimizden Birileri


Sarı Gül Resimleri

Onlar ikindi vakti tek ayakları uyuşmuş şekilde ortalıkta seke seke dolaşır,sorsanız çorba içtim derler.

Nasıl bir çorba insanın ayağını uyuşturur ki?

Onlar belediye otobüsünü kapısının solunda durur ve ”sünnettir” diye sağdan binenlere sürekli yol veririler.

En son bindikleri için de ayakta kalırlar ama olsun,

Onlar akşam namazı kılındıktan sonra herkesin dışarı çıkmasına rağmen caminin içinde kalırlar.

Pek çok zaman ”caminin içinde uyumayın kardeşim!” uyarısı aldıkları olmuştur.

Onlar bir yolculuğa çıkacakları zaman hemen gözlerini yumarlar,yanına oturanlar da ”Vay be ,eleman kafayı koyduğu gibi uyudu!”derler.

Onlar savaş çıkacağını duysalar bakkaldan bol miktarda çay ve sigara alırlar.

Onları misafir ettiğinizde,bir köşede oturup battaniyeyi başlarına çekerek gizli işler çevirebilirler.

Ne yapıyorsun sen,dendiğinde de”Gözüm ağrıyor vicks çekiyorum”derler,

Onlar bayram seyran olmadığı halde birbirlerinin elini öperler ve asla büyük küçük ayırt etmezler…

Onlar İsviçreli bilim adamlarının her gün bulduğu diş fırçalarına inat,ceplerinden misvaklarını eksik etmezler. .

Onlar her yıl tatillerini köylerinde geçirirler.

Tatil dönüşü ”Ooo,ne güzel yanmışsın Hikmet!

Sırrını bize de söylesene..”diyenlere

 ”Hizmet Nimettir kurban” diye cevap verirler.

Onlar doktorların ”Kesinlikle başkasıyla aynı kaptan yemek yemeyin!”

ihtarına kulak asmadan,yirmi kişi aynı kaptan yemek yerler.

Üstelik hiçbirinin hasta olduğu da görülmemiştir.

Tam tersine tedavi olan sayısı şaşırtıcı boyuttadır.

Tıp dünyası hala bu duruma bir anlam verememiştir. .

Onlar her seferinde ”Bu sefer duşa girip hemen yatacağım..”

demelerine rağmen köyün çay ocağına girince muhabbete kapılıp saati unuturlar. .

Onlar senelerdir ellerinde kumanda,televizyon karşısında

”Bizim kanalımız çıkacak” diye beklerler.

Az kaldı galiba…

-Onlar zahiren yalnız gözükselerde asla yalnız dolaşmazlar.Hatta bazılarının otobüse binerken 15 akbil bastığı dahi görülmüştür.

-Onlar kışın ortasında buz gibi suyun altında banyo yaptıklarından soğuk algınlıklarına karşı bağışıklık kazanmışlardır,üstüne bir de çorba içtiler mi,en baba yiğit virüs bile vız gelir.

-Onlar hala oran,orantı ve musluk problemi çözerler.

Kafalarına takılan soru şudur:

”Köyümüzde beş bin adam var,nerden baksan elli-altmış kadar da musluk…

Bu adamlar beş vakit abdest alıyorlar.

Bu kadar musluk bu kadar adama nasıl yetiyor?”

Yetiyor işte…

-Onlar etliye sütlüye pek karışmaz.

En karışık dönemlerde herkes

 ”Hepimiz şuyuz,hepimiz bilmem kimiz!”

diye slogan atarken,onlar hep bir ağızdan

”Hepimiz pişmanız” derler…

Menzil Net’ten alıntı.

Hoşgeldin Ya Resulallah..


 

Hoşgeldin ya Resûlallah; aramıza, evimize, gönlümüze hoş geldin. Dünyamıza, çağımıza, bağımıza hoş geldin! Bir nur halesi gibi ezelden beri yürüyüp geldin; kâinatı şenlendirdin, varlıkları bereketlendirdin, kavimleri feyizlendirdin, ümmetini nurlandırdın, günahkârları umutlandırdın!

Çünkü sen kâinatın baş tacısın, mevcudatın sebebisin, insanların efendisisin!

Çünkü sen öyle bir nursun ki, kâinat kitabının kâtibinin kaleminin mürekkebisin. Sen âlemin hem çekirdeği, hem meyvesisin! Sen mevcudâtın ruhusun, kâinatın vicdanısın, dünyanın aklısın!

Biz sana gelemedik ya Resûlallah. Ama sen bize hep geldin. Hep geleceksin. Bize gelmekten hiç bıkmadın, bıkmayacaksın. Nitekim Kur’ân seni bize, “Sizden birisi… Size çok düşkün, çok şefkatli ve çok merhametli” diye tanıtıyor.

Ya Resûlallah! Ne esef vericidir ki, biz, sana düşkün olamadık! Biz, seni bilemedik! Biz, sana gelemedik!

Bizim yüzümüz yok sana gelmeye! Biz haddimizi çok aştık çünkü!

Biz kendi nefsimize düştük! Biz kendi kuyumuza düştük!

Bizim yüzümüz olmasa da, sen dünya dolusu rahmetle geldin!

Biz günahkâr olduk; sen müjdeyle geldin.

Biz isyankâr olduk; sen afla geldin.

Biz zulümkâr olduk; sen mürüvvetle geldin!

Geldiğinden beri ufkumuz aydınlık bizim artık Elhamdülillah. Karanlık mecâzî oldu, aydınlık hakîkat artık. O gün bu gündür karanlık geçici, aydınlık ebedî; karanlık yüzeysel, aydınlık özde; karanlık hayâlî, aydınlık gerçek. Hakîkat güneşi bütün kâinâtın semâsında bu gün. Her taraf nurlu, her taraf aydınlık.

Ya Resulallah! Senin kutlu ismin ve getirdiğin nûr doğudan batıya her yere ulaştı, her yeri zaptetti bugün. Devir senin devrin, zaman senin zamanın. Çağa hâkim olan sensin.İnsanlığı ayakta tutan sensin.

Senin (asm) aramıza, kalbimize, dünyamıza gelişini bir kez daha tebrik ediyoruz ya Resulallah. Sana (asm) ve Senin âl ve ashabına kâinâtın zerreleri sayısınca salât ve selâm olsun.

Efendimiz geldiğinde kâinât ve kâinâtın her bir zerresi görülmemiş bir sevince gark oldu. Karanlıklar bir anda nûrla yırtıldı, doğudan batıya her yer nûrla doldu. Putlar devrildi. Bin yıldan beri yanan Mecûsî ateşi söndü. Kutsanan Save Gölü bir anda kurudu. İrân’da Kisrâ’nın sarayının on dört sütunu çatır çatır yıkıldı. Gökten bir yıldız doğdu ve yıldızlar salkım saçak yere doğru eğildiler.

O an, kâinâta şân ve şeref veren Kâinâtın Efendisi ve dünyanın ve âhiretin Güneşi Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm dünyaya geldi. . .

_____________________
Dervisler .net ten alintidir

Bi_iznillah //

EN BÜYÜK YAR’e:


YA RAB SANA HAVALE KULA ZULM EDEN BAŞLAR
SUSTURULSA DA DİLİM SUSTURULMAZ Kİ YAŞLAR
GÜNDÜZ GÜNEŞ ÜŞÜTÜR GECE YANGINLAR BAŞLAR
BENİ SEVDAYA HİCRAN AŞKLARA YÂR KIL RABBİM……


Ey Gül Yüzlü Sevdiğim, Gül yetimi yüreğimin sana bir maruzatı var;
Bir gün senin isminle yanaştı bir yabancı yanıma kadar,

 “Gül kokusu getirdim “ dedi mutaf diyarından sana…

Ve o anda ALLAH  biliyor ya; yıkıldım ayaklarıma…

Seherlerde mübarek gül kokunu kokladığım, sevgini yüreğime damıttığım anın hükmünden bu yana çıkmıyor aklımdan o kutlu sevdan…”

Göz yaşlarımın duru durağı yok bilesin.

Oysa bu hasreti zincirlemeyi ne çok isterdim…

Ama özlemin biterse ben de biterim YAR….

Ezanlara beş vardı, benim gönlüm sana akardı, Tüm sevdalarım şaha kalkmış, isyanlardaydı.

Serçelerin ötüşleri ile kendimi avuturken, selamımı meleklerle saldım yollarına, …

Ulaştı mı kutlu divanına?
Can denizinin dalgası kıyılarıma vuruyor şimdi…

Ne yıldız ne güneş, bana çare değildir. Ben ufkuma doğan ebedi güneşimin harında kavruluyorum an be an..

Başka ne istenir ki EN BÜYÜK YAR’dan…
Ey GÜL KOKULUM; sar beni şefkatinle…

sana öksüzüm, sana yetimim, sana kimsesizim,….

“İhvan” demiştin ya sen asırlar önce, ashabına…

“Kardeşlerimi öyle çok özledim ki” demiştin henüz seni bilmeyen gönülleri kast ederek..

Biz bilmiyorduk ama sen bizi biliyordun…

Çünkü top yekün zamanın ve mekanın peygamberiydin…

Sendeki bu Hasreti dindiremeyen ashab ta, gıpta etmişti bizlere o gün… Şimdi soruyorum büyük bir umutla sürekli nefsime.

‘Kardeş olmak nasip olacak mı acaba bizlere …

Alnında secde nişanıyla Ak bahtlı olmaya layık mıyım ben de ‘ diye….

Özledim, özledim, çok özledim seni YAR!
Sevdana talip olmuşum, Kevser havuzunun yanında buluşmaya kaç var…

Umut bu benimkisi..

İnancımdan doğan umudum.

Hani sen demiştin ya ‘Mümin umutsuz olmaz’..

O yüzden sabrımı çile yapıp sarıyorum kollarıma, giydiğim bu divanelik gömleğiyle beraber..,

Nefsimin temizlenmesi ve o ilahi nurun yansıması için başka kime yönlendirsem Kalbimi Ey Resulüm.

Senden başka kimim var…

Ey El-Emin, Sen ki ”Çocuk kokusu, cennet kokusu” demiştin ya koklarken kuzunun kuzusunu, Bu yüzden bebeğimi kokladıkça cennetteki kokunu duyuyorum diye her fırsatta, daha sıkı sarılıyorum yavruma.

Denizlerde su çok olsa da bardağın kadar olacak nasibin denir ama,

 Ey GÜL KOKULUM,

cüretimi bağışla talibim ben şimdi daha fazlasına! …
Sen ki cihana gelişinle Badiye Yaylasını bolluk ve berekete kavuşturan, “İstikbalin Şanlı Sultanı”.

 Bu yüzden mi seni andıkça göz yaşlarımın bereketinde boğuluyorum…

Şimdilerde yürek bahçemde açan güllere dikenler dolanır oldu.

Çok şükür Rabbim, tövbem olan nedametimle Rü’yetine talip olduğumdan beridir ki, temizlemek zor değil bilirim ancak; ellerimdeki bu kan şefaatçi olur mu bana yarın huzur-u mahşerde….
Ben sevdayı sende tattım Ey Gül Kokulum…

Sende öğrendim mum olup eriyişin mucizevi artımını…..

Şimdi bu küçük gibi görünen şeylerdeki sevindiren ve ağlatan manzaranın büyüsündeyim…

Peteklerden damla damla sızan bal gibi sözlerinle, istikbalimi seninle şekillendirdim..

Ruhum seninle tatlandı artık.

Sen “merhamet ancak cehennemlik kimselerde bulunmaz” dedin ya ben bununla öğrendim nefrete meylettikçe yüreklerin nasıl cendereyle sıkıldığını, bununla öğrendim kine mağlup oldukça suretlerin nasıl karardığını…bununla öğrendim nefislerin adi bahanelerinin kulu nasıl perişan ettiğini…

Nitekim cehenneme odun da lazımmış.

RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK

ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR

 DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA…

Külli sevda dururken cüzi sevdayla neden yetineyim
Aç gözlülüğümü bağışla Rabbim
Ben bu sevdaya talibim…………/..
S.Yakıcı

 

Bilvanis.net ten alintidir

aynilesme

“Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed” (sav)


Sen yüce bir bir ahlak üzeresin” (Kalem/4)

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik (Enbiya /107)

Ben güzel ahlâk’ı tamamlamakiçin gönderildim.

Senin şânını ve adını yüceltmedik mi? (İnşirah/4)

”O ‘nun adı kelime-i Tevhid de, Kelime-i Şehadet te, Ezanda, Kamette, Namazda Tahıyyat okurken teşehhüdde, Kuran’ı Kerimde ki pek çok ayette Allah’ın (c.c) ismi ile beraber hep zikredildi.

”Muhakkak ki sana bey’at edenler, ancak Allah’a bey’at etmektedirler (Feth/10)

” Andolsun ki Resulullah’ta sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel örnekler vardır (Azhap/21)

Yüz’lerce Sala’at ve Güllerce Selâm
“Zayi olmaz gül temennâsıyla vermek hâre su”-Fuzuli

Gül yüzü buluşma yeridir,
En temel kavuşmalar gül yüzünde gerçekleşir.
Çünkü gül yüzler bakışı aşka dönüştürür.
Bakış ki, aşıkın maşuka dönüşüdür;
İlk tanışma ve son ayrılıktır.
Sonra mayelenir bakış;
Bakış aşk olur, bakış vuslat olur.
Aşık ve maşuk tanışmaktan öte geçerler,
Geri döner ve sanki birbirlerini hatırlamış olurlar.
İlk bakışma sonsuz beklemelerin durulduğu bir göl olur.
Güzellik gül yaprağında beklemiştir aşkı.
Aşk gül yüzünde güzelle buluşur.
Aşk gül tenlerde görünür kılar kendini.
Ve güzellik aşkın bakışında seyre dalar kendini.

O yüzden, gülden yüz çeviremeyiz.
Güle uzak duramayız.
Aşk ateşi örseler yüreğimizi.
Kızıl kanlar gibi dolaşır tenimizi aşk.
Ve kızıl utançlarla alevlenir yüzümüz
Güle döneriz, Sevgili’ye döneriz.
Sevgili yüzü olmadan edemeyiz.

Meğer gül, yüzüne Nazar Eden olduğu için gül’müş.
Herşeyi ve herkesi Varedenin teveccühüyle gülmüş.
Önce Teveccüh Eden varmış.
Yokluğa yönelmiş Ebedi Güzellik Sahibi.
Bilinmek dilemiş, sevilmek irade etmiş.
Gizliden açığa çıkmış “Mahfi Hazine”
Hiçlik şafağı kızıla boyanmış.
Varlık güzel yüzlü bir gül olmuş.
Varedilen her şey bir gül yüzünde taçlanmış.

Yoksa biz dikenler idik,
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Varlık gülşeninde bir gül yüzünde ihyalandık.
Ab-ı hayat öylece dolandı yüreğimizi,
Tenimizde öylece kızıl utanç gülleri açtı.
Edebi, iffeti gül yüzünde belledik,
Tebessümü gül yaprağından dudağımıza devşirdik.
Gülün son yaprağının sonrasına hayranlığımızı ekledik.
Beğenimizle kuşattık gülü;
Aşklarımızı gül yanağına devirdik.
Gülün yüzünde güldük, güle baktık güle yazdık.
Güller olduk, güldük.
Güller açıldı, güle döndük.
Gül yüzünde varedilen herşeyle yüzleştik.
Varedilmişler gül yüzünden gün yüzüne çıktı.
Öylece, gülün yüzünde buluştuk.
Gül yüzünden tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi oraya çağırdık.
Herşeyi elimize aldık, herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık.
Bildik ki,
Aslında biz sadece gül yüzünden vardık.

Ebedî Sevgili’nin teveccühüdür gülü güldüren.
Kalbimize aşkı salan Sevgili’nin nazarıdır.
Ki bu kalb Sevgili’nin vechesinden başkasına dönmez.
“Batan şeyleri sevmez”
Yitip gidenlere gönül vermez.
O’nun vechinden başkasına kanmaz aşk.
Aşk O’nun teveccühü ile var oldu.
Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği O halkeyledi.
Aşıkların bakışlarında sevgiyi O tasvir eyledi.

Ve güzellerin en güzelini Mahbubu eyledi.
O’na muhabbet eyledi, O’nu Muhammed eyledi.
Ebedi teveccühünü O’nun vechinde kristalleştirdi.
Cümle halka O’nun yüzünü gül eyledi.
Değil mi ki, önceleri hiçbirşey yoktu
Ve illâ O’nun ebedi teveccühü vardı.
Değil mi ki, varedilmişler O’nun yönelmesiyle
Varlığa yüz buldu.
Öyleyse bu varlık gülşenine önce O Mahbub’un gül yüzü düştü.

Biz dikenlerdik aslında.
Yalnız bir gül hatırına bu bahçeye vardık.
Gül-ü Muhammed’in (sav) yüzünde buluştuk.
Gül-ü Muhammed (sav) yüzünde tanış olduk.
Sonra herkesi ve herşeyi yüreğimize çağırdık.
Herşeyi elimize aldık. Herkese elimizi verdik.
Gülün yüzüne vardık
Gül yüzünden var olduk.

Sevgili’nin teveccühünü yüzüne devşiren Gül’e,
Yüzümüzü Sevgili’nin vechine çeviren Gül’e
Güllerce salât, yüz’lerce selâm ettik.
Dr.Senai DEMİRCİ

Su Kasidesi (Fuzûlî )


Tam boyutlu görseli gösterTam boyutlu görseli göster

Ey göz, gönlümdeki ateşlere gözyaşlarından su serpme
Çünkü, böylesine tutuşan ateşlere su fayda etmez.

Bilmiyorum, dönen gökkubbe mi su rengindedir,
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamış?

Kılıç gibi bakışlarının etkisiyle gönlüm parça parça olsa şaşma,
Çünkü; su duvardan aka aka yarıklar oluştururur.

Yaralı gönül, senin ok atışlarına benzeyen kirpiklerinin sözünü korkarak söyler,
Yarası olanlar da suyu yavaş yavaş ve ihtiyatla içer.

Bahçıvan boşuna yorulmasın ve gül bahçesini sele versin,
Çünkü bin gül bahçesini sulasa senin yüzün gibi bir gülün açılmasına olanak yoktur.

Gül isteyerek dikenine su vermek boşuna değildir,
Senin yanağını anarak kirpiklerim ıslansa ne olur?

Gam gününde hastaya gönülden kılıç gibi keskin bakışlarını esirgeme;
Çünkü karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

Gönül, sevgilinin oka benzeyen kirpiklerini arzula ve ondan ayrı olduğum zaman hasretimi dindir.
Susuzum, bu aşk sahrasında bir kez de benim için su ara.

Ben şiddetle dudağını arzuluyorum, sofularsa Kevser istiyorlar,
Tabii, sarhoşa şarap, ayıklara da su içmek hoş gelir.

Su, durmadan sevgilinin cennet bahçesine dönmüş yurduna doğru akıp gidiyor,
Galiba o da, o selvi boylu güzele aşık olmuş.

Toprak olup sevgilininin yurduna giden suyun önünü kesmeliyim,
Çünkü su benim rakibim olmuştur, onu oraya gitmesini önlemeliyim.

Dostlarım, onun elini öpmek arzusuyla ölürsem,
Toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.

Selvi, kumrunun yalvarmasına inatla karşı çıkıyor,
Su, selvinin çevresinde dolanıp yalvarsın da onu bu inatçılıktan vazgeçirsin.

Gülün budağı güle renk vermek için hile ile bülbülün kanını içmek istiyor,
Su gülün gövdesine yürüyüp yalvarsın da, zavallı bülbülü kurtarsın.

Su olmazı oldurmuş, Hazreti peygamberin yoluna girerek,
tertemiz doğasını insanlık alemine göstermiştir.

İnsanların ulusu Muhammed, seçkinlik incisinin denizidir ki;
Onun mucizeleri kötülerin ateşine su serpip söndürmektedir.

Kızgın bir günde Muhammed’in yanındakilere parmağından su verdiğini,
Kim işitse hayret eder ve şaşırır.

Muhammed’e gönül veren, onun dostu olan yılan zehri içse hayat suyu olur,
Onun düşmanları ise tatlı su içse yılan zehiri olur.

Ömürler süren yıllardır ki, su başını taştan taşa vurarak bir avare gibi gezer,
Bütün amacı peygamberin mezarına ulaşabilmektir.

Cehennem korkusu yanık gönlüme gam ateşi salmıştır,
Fakat, peygamberin ihsanının bulutunun su serperek o ateşi söndüreceğini umuyorum.

Fuzuli’nin sözleri, seni övmenin bereketiyle nisan yağmurundan düşüp büyük incilere dönen
o yağmur damlaları gibi inci olmuştur.

Umduğum şudur; kıyamet gününde yüzünü görmekten yoksun olmayayım,
ve sana kavuşmakla hasretimin yangınını söndürmüşcesine su içmiş gibi olup serinleyeyim.

Fuzûlî

Hz.Muhammed (s.a.v.) Alemlere Rahmettir


Hz.Muhammed SAV hatlı Kırmızı Gül

Kutlu doğum;

 Yeryüzüne dağılmış bir buçuk milyar Müslümanın, kâinatın, yüzüsuyu hürmetine yaratıldığına inandığı bir peygamberin doğumudur.

Kutlu doğum aynı zamanda, tasvvuf erbabının; nuru, bir anlamda ruhu ve manası ilk olarak, her şeyden ve her varlıktan önce yaratılan; ete kemiğe bürünmüş eşref varlık diye ifade ettiği yüce insanın doğumudur.

Şair ve mütefekkir Necip Fazıl’ın,

 “Büyüklüğünü anlatmak için Allah deme de, ne dersen de!”

 ve

 “O ki, o yüzden varız!”

diye ifade ettiği bir peygamberin bütün insanlık için müjde ve şefaat olan doğumudur.

Hz. Muhammed (s.a.v.), ideal insanın, olması gereken insanın temsilcisidir, modelidir.

Bütün insanî faziletleri nefsinde toplayan, hiçbir insanın olamayacağı kadar insanî kusurlardan uzak bir şahsiyettir.

Böyle olduğu içindir ki, Allah (c.c.) onu bütün insanlığa ahlak ve fazilet örneği olarak göstermiştir

(Ahzab s. 21).

O, ahlakın somutlaşmış hâlidir.

Bunun en önemli göstergesi dürüstlüğü, hakşinaslığı ve güvenilir olmasıdır. Bu doğum, gökkubbe altında bir benzerine bir daha şahit olunamayacak ilk ve son doğumdur.

Yeryüzünde onun dışında hiçbir insan ve peygamber onun kadar kâinatın Yaratıcısının müjde ve iltifatlarına mazhar olmamıştır.

 Yine hiçbir insan ve peygamber Yüce Yaratıcının katında

 O’nun kadar izzet ve itibar sahibi kılınmamıştır.

 Bu yüzden yalnız O, bütün âlemlere rahmettir; bütün insanların ve cinlerin peygamberidir.

Yalnız O, hem dünyanın hem ahiretin efendisidir; bütün peygamberlerin sonuncusudur.

O, Yüce Allah (cc) tarafından Mirac’la ödüllendirilen, en üstün payelere, şereflere, mazhariyetlere layık görülen tek insan ve tek peygamberdir.

PEYGAMBERİN GÜZEL SIFATLARI

Hz. Muhammed (s.a.v.); şefkat, merhamet, cömertlik, hoşgörü…

 gibi, bilinen, tanınan her türlü erdemin de en yetkin temsilcisiydi.

 Yine Allah (c.c.) ve mü’minler tarafından yüzyıllardır sadece onun şanını, şerefini, seçkinliğini ifade etmek için kullanılan, bundan sonra da hep kullanılacak olan birçok sıfat ve pâye vardır.

Rahmeten li’l-âlemîn

(âlemlere rahmet olan),

Hâtemü’n-nebiyyîn

(peygamberlerin sonuncusu),

Sultanü’l-enbiya

(peygamberlerin sultanı),

 Seyyidü’l- mürselîn

 (bütün peygamberlerin efendisi),

 Seyyidü’l- kevneyn

 (dünya ve ahiretin efendisi),

Resûlü’s- sekaleyn

(insanların ve cinlerin peygamberi),

 Kân-ı irfan (irfan kaynağı),

Kân-ı kerem (cömertlik pınarı)

bu sıfat ve payelerdendir.

Birçok kimse, peygamberimiz

Hz. Muhammed’in adı anıldığı zaman söylenen “Sallallahü aleyhi vesellem” (Allah’ın rahmeti ve esenliği o peygambere olsun)

şeklindeki kısa dua ifadesini; keyfî, geleneklerden kaynaklanan bir kalıp söz sanırlar.

Halbuki bu ifade, Yüce Allah’ın kitabında yer alan bir emirdir.

 Bu emir mealen şöyledir:

 “Muhakkak ki Allah ve melekler, peygambere salât ederler (onun için iyilik ve rahmet dilerler), o halde ey inananlar siz de ona rahmet ve en samimi şekilde esenlik dileyin”

(Ahzab s. 56).

Beş vakit namazda okuduğumuz,

 “Her türlü iyilik ve ibadet yalnız Allah içindir.

 Ey peygamber, Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bize ve Allah’ın iyi kullarına…”

anlamındaki et-Tehiyyatü duası, Mirac’da Allah ile peygamber arasında teati edilen sözlerin bir ifadesidir.

Merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu, peygamberimiz (sav) için yazılmış en güzel naatlardan biri olan

 “Ebediyen Sevecek Can Onu Canan Olarak” adlı naat’ının bir beytinde

 Hz. Peygamberi yücelten ayetlere şu göndermeyi yapmıştır:

Yeter ayetleri Kur’an’ın eğer lazımsa
Rif’at-ı zatının ilamına burhan olarak

Hz. Muhammed (sav), bütün zorluklarına rağmen peygamberlik görevini kusursuz ifa eden; sonuçta ortaya çıkan muhteşem başarıyı yaşarken gören en büyük peygamberdir.

 Davasına bağlılığı, sabır ve sebatı, bağışlayıcılğı ve engin merhameti, tevazuu vb. gibi insanların bir türlü kemaline eremediği değerleri kusursuz temsil etmiş ve benzerine rastlanmayacak gerçek bir model oluşturmuş tek insan ve peygamberdir.

Oturması kalkması, yemesi, içmesi, yürümesi, gülmesi gibi günlük hayatındaki her davranışı ümmetine ve tüm insanlığa kemal örneği olarak gösterilen yegâne insandır.

Yaşadığımız şu dünyada ondan başka hiç kimseye ona gösterilen hürmet ve bağlılık gösterilmemiştir.

 Asr-ı saadette birçok sahabi, ona bağlılığın ve onun için fedakârlığın her türlü takdir ve hayranlığı hak eden örneklerini vermişlerdir.

O’NA DUYULAN SEVGİ

Hz. Ebu Bekir, İslamla çok geç şereflenen babası peygamberimizin huzurunda aşkla kelime-i şahadet getirirken sevincinden değil üzüntüsünden ağlıyordu.

Orada bulunanlar hayret edip sordular:

“Ey Ebu Bekir, bu nasıl şey, sevineceğin bir günde gözyaşı döküyorsun?” Cevap eşine az rastlanır bir fedakârlığın ifadesidir:

“Ben isterdim ki şu anda şahadet getiren benim babam değil, peygamberimzin amcası Ebu Talip olsun…

Onun, amcasının Müslüman olmasını ne kadar büyük bir iştiyakla arzu ettğini bilmiyor musunuz?

İşte şu anda bu olmadığı, peygamber bu sevinci yaşayamadığı için ağlıyorum…”


Uhud savaşında müşrikler, esir aldıkları Zeyd bin Desene’yi öldürmeye karar verdiler. Ölüm cezasını uygulayacak olan Ebu Süfyan, Zeyd bin Desene’ye sordu:

“Şu anda senin yerinde Muhammed’in olmasını, sen de sağ salim çoluk çocuğunun arasına dönmeyi ne kadar isterdin değil mi?”

Hz. Zeyd, bir insanın bir insana bağlılığının tarihte çok az rastlanacak bir örneği olan şu cevabı verdi:

 “Muhammed (sav)’in burada değil benim yerime idam edilmesine, benim kurtulmam için ayağına bir diken batmasına bile vallahi razı olmam!”

Bu cevap üzerine Ebu Süfyan, “Vallahi ben dünyada arkadaşları tarafından Muhammed kadar sevilen birini görmedim…”

demekten kendini alamadı.

YAZILAN GÜZELLEMELER

Yine yaşadığımız şu dünyada hiç kimseye ona duyulan takdir ve hayranlık duyulmamıştır.

Asr-ı saadetten bu yana bütün İslam âleminde onu övmek, yüceltmek için birbirinden güzel mevlitler, naat’lar yazılmıştır.

13. yüzyılda yaşamış Mısırlı şair el- Busirî’nin “Kaside-i Bürde”si, Hz. Muhammed (sav)’i en iyi metheden ve en çok tanınan, birçok dile çevrilen eserlerden biridir.

Bu ünlü eserin bir beyti mealen şöyledir:

“Onun mübarek kemiklerine temas eden toprağa denk hiçbir güzel koku bulunmaz. Ne saadet onu koklayana ve öpene!”

yazının devamı için asagidaki linki tiklatin lutfen

http://yenisafak.com.tr/yorum/?i=181484

İSMAİL ÖZCAN
Eğitimci – Yazar

Yeni Safak Gazetesinden alintidir