'Tasavvuf' kategorisi için arşiv

Şeb-i Arus, 2007 Mevlana yılı..

“Ben, canım var oldukça Kur’an’ın, hâdimiyim
Hazret-i Muhammed’in kademinin türabıyım

Kim bundan gayri bir şey naklederse benden
Biline ki, o sözden de, söyleyenden de bîzârım”
Efendim, Mevlâm! Ben eskiden işlenmiş günahlara, geçmişte yaptıklarıma tevbe ederim. Telef olmuş, yok olup gitmiş bir âşıkın özrünü kabul etmez misin?

Benim pişmanlığım, her ne kadar senin bol kereminden, merhametinden kendi varlığıma yönelmek ve cömertliğini incitmekse de, efendim, Allah’ım beni affet, beni affet, beni affet! 6

Ben, tevbeyi ne yapayım? Nasıl tevbe edeyim ki, benim tevbem senin sayendedir, senin lütfundadır. Huzurunda tevbeden daha büyük bir günah olmaz! Senin büyüklüğüne layık tevbe nerede?Böyle tevbeyi kim yapabilir? 7

Daha ne kadar zaman, işsiz güçsüz nefsinin oyuncağı olacak bedava onun angaryasını çekeceksin?Daha ne kadar zaman develer gibi, diken başları yiyeceksin?
Daha niceye dek, ekmek ve para peşinde koşacaksın?
Ey kâfir oğlu kâfir, imana gel artık! 8

Ey öğüt kabul etmeyen, azıcığını söylüyorum sana., bu azıcığı duy da bil ki ben biliyorum.
Gördüğün rüyaları ve başına gelecek işleri düşünmemek için kendini ölü ve kör ettin!
Ne vakte dek kaçaksın? İşte hileler düzen anlayışının körlüğü, önüne geldi, çattı!
Tövbe kapısı kıyamete kadar açıktır.
Kendine gel, bundan böyle çekin artık., çünkü. Allah keremiyle tövbe kapısı, kıyamete kadar açıktır. 9

Ey her ağacın, her bağın, her otun yeşilliği, tazelik ve baharı! Ey benim devletim, bahtım, yüceliğim… Ey yalnızlığım, ey semâ’im, ey ihlasım ve riyâm.. Gel, gel ki sensiz sen olmadıkça bütün bunların hepsi sevdadan ibarettir.

Eğer sen, bu hakikat diyarından, bu mana meyhanesinden bir koku alamıyorsan, gelme buraya gelme. Eğer benlikten kurtulamıyor, isteklerinden soyunamıyorsan bu aşk nehrine dalma. Ötelerde bulunan bir yön var ya, bütün yönler oradan geliyor, orada kal, bu tarafa gelme. 10

Kalkın ey âşıklar, göklere doğru yükselelim.
Şu yaşadığımız dünyayı gördük, anladık; bir de gideceğimiz öteki dünyaya varalım! 13

Aşk Burakı, Vahiy Meleğinin gayreti, kılavuzluğu olmadıkça,
Hz. Muhammed gibi, nasıl olur da o en yüksek makama yükselebilirsin?
Sen, tutuyor, fânî varlıklara güveniyorsun, sığınağı olmayanlara sığınıyorsun.
Devlet ve ikbâl sahibi padişahlar padişahına nasıl sığınacaksın? 14

Gel, gel de birbirimizin kadrini kıymetini bilelim.
Belli olmaz, bakarsın birbirimizden ansızın ayrılabiliriz.
Mademki Peygamberimiz “Mümin müminin aynasıdır” diye buyurdu, ne diye aynadan yüz çeviriyoruz. Garazlar, kinler dostluğu karartır, gönlü yaralar.
Ne diye garazları gönlümüzden söküp atmıyoruz? 15

Gel aramıza gir. Biz, Hak âşıklarıyız, gel aramıza katıl da sana da aşk bahçesinin kapısını açalım.. Sen, su gibisin, fakat çukurda kalmışsın, mahpussun.
Kendine bir yol aç da bize katıl, çünkü biz Hakk’a doğru akan bir seliz, sel! 16

 Gerçek boyutundan [ 780 x 320 ] 91% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız

“Sen değerinle ve düşüncenle iki aleme bedelsin.
Ama ne yapayım ki kendi değerini bilmiyorsun.

Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir.”

Ey Hakk’ın kitabının kopyası olan sen
Ey padişahın güzelliğine ayna olan sen,
Alemde senin dışında olan bir şey yoktur.
Ne istiyorsan kendinden iste, kendinden ara…
Ne arıyorsan sensin, sen..

Şefkat-u Merhamette Güneş Gibi Ol.
Başkalarının Kusurunu Örtmekte Gece Gibi Ol.
Sehavet-u Cömertlikte Akarsu Gibi Ol.
Hiddet-u Asabiyette Ölü Gibi Ol.
Tevazu-u Mahviyette Toprak Gibi Ol.
Ya Olduğun Gibi Görün Ya Göründüğün Gibi Ol…

 Gerçek boyutundan [ 2039 x 1218 ] 35% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız

Her şey zıddı ile belirir ve ortaya çıkar.Yüce Allah insanların içinde her fitrata sahip olanın belli olması için, insanda melekle, hayvanlığı bir araya getirmiştir.

Çünkü eşya zıddı ile belli olur; sıcaklık-soğukluk, yükseklik-alçaklık gibi ve zıddı olmayan bir şeyi târif etmek imkânsızlaşır.

Meselâ; Adem’in karşısında İblîs, Mûsâ’nınkin de Firavun, İbrahim’in karşısında Nemrut, Mustafa’nınkinde Ebu Cehil’in olması gibi.

Emir, emre muhatap olanın, hoşlanmadığı bir şeyi yapmasını istemektir.

Yoksa aç bir kimseye ‘Helva ve şeker ye’ demek emir değil ikram olur. Yasaklama da insanın yapmak istediği şeye yöneliktir, hoşlanmadığı şeye değil.

Meselâ; insana taş ve diken yeme! denmesi doğru olmaz.
Dense bile bu bir yasaklama olmaz.
Bir hayrın işlenmesi veya bir kötülükten sakındırılması için öncelikle kötülüğe meyleden bir nefsin bulunması gerekir.

Birinci sınıf varlık türü, sırf akıldan ibaret olan meleklerdir ki,
onların yaratılışı ibadet ve itaati gerektirir.

İkincisi, hayvanlar sınıfıdır ki bunlar sırf şehvettir.
Kendilerini kötülükten alıkoyacak akılları yoktur, dolayısıyla sorumlulukları da yoktur.

Üçüncü olarak akıl ve şehvetten oluşan zavallı insan kalır.
Yarısı melek, yarısı hayvan; yarısı yılan, yarısı balıktır.
Balık olan kısmı onu suya doğru çekiyor,
yılan olan tarafı ise toprağa.
Bunlar birbirleriyle keşmekeş içinde kavga etmektedirler.

Aklı, şehvetine galip gelen, meleklerden daha yüksek;
Şehveti, aklına galip olanlar ise hayvanlardan daha aşağıdır.

Mesnevi; Ab-ı hayattı 200’li yılların susuz insanlarına…

Mesnevi; Eminlikti. Kendini hiçlikler içerisinde iğreti hisseden insanlara…

Mesnevi; Işıktı karanlıklarda kaybolanlara…

Mesnevi; Ümitti yarınlara solgun bakanlara…

Mesnevi Gıda idi; sevgisiz kalıp zayıf düşen naiflere.

“Bana zayıf maneviyatınla bakma.
Sana gece olan bana gündüz.
Sana zindan olan, bana bağ bahçe.
Sana matem olan benim için düğün ve davuldur”

Ölümümüzden sonra bizi yerde arama;
Bizim mezarımız, ariflerin gönüllerindedir..

semazen.net’ten derlemedir, resimler de netten

ŞEB-İ ARUS

 Gerçek boyutundan [ 800 x 535 ] 89% oranında küçültüldü - Tam boy görmek için tıklayınız

Mevlânâ’nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur’an okumak ve Aynü’l-Cem’ yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda “Leyletü’l-Arûs” da denilir.Şeb, Farsça; Leyle, Arapça “gece” demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.

Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü “Hakk’a vuslat”, “Düğün günü” saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)

Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273′de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir.

Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.

Mevlânâ, “Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir. Bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur” der.

Yine Rabbine, “Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm” şeklinde seslenir.

Böylelikle ölüme bir başka açı kazandırır (Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlânâ Celâleddin, 180-181).

Gerçekte iki türlü ölüm vardır.

Birincisi, nefsi (egoyu) feda ederek oluşan “manevî ölüm”.

Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)’in “Ölmeden evvel ölünüz” emrince “Hak’ta yok olmak” anlamındadır.

Bu ölüme, “ilk vuslat” adını da verebiliriz.

İkinci ölüm ise, “fizikî ölüm”dür.

Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an “vuslat gecesi” olarak isimlendiriliyor

(Feyzi Halıcı, Mevlânâ Sevgisi, 20).

Mevlânâ’da Vuslat Anlayışı

Mevlânâ, “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der.

Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur’an-ı Kerim’in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür:

“Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz” (el-Ankebût, 29/57).

Âyette geçen “dönmek” kelimesi, Allah’a kavuşulacağını, “vuslatı” açık bir ifadeyle “müjdelemekte”dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul eder.

Mevlânâ’nın ölüm anlayışına gelince; “Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah’a, vuslatın yolu ölümden geçmektedir” tarifiyle zemin kazanır ve Mevlânâ’da ölüm, “Mutlak ve ölümsüz Varlık’a veya diğer ifadeyle “asla” bir rücû hareketi ile” zirveye ulaşır.

Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle “Allah’a dönüş” olarak telâkki eder.

Bir başka ifadeyle ölüm, “Cismin ortadan kalkması değil, Allah’a doğru uçmasıdır.”

Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:

“Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için”

(Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).

“Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır.”

(Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).

“Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş”

(Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).

Abdülmelik ERDOGAN

_-_______________________

Nasihatler Netten alintidir

MuHaCiR

Kısa… Kısa…

.32b462eed6.gif..

Eğer hayatında, anlayışın azalıyor, sana davrananlara merhamet yerine kabalıkla, gazapla karşılık veriyorsan, mümin kardeşlerine karşı isyankâr bir halde tutum sergiliyorsan iyi bil ki bu işlediğin günahlar sebebi ile olmaktadır; sendeki bu katılık günahlarının katılığıdır. Çünkü kalbinde bir isyan yarası açmışsın demektir.

Günaha girdiğini anlayınca tövbe eder.

Çünkü kul, bu günahkâr haliyle kuldur.

Önemli olan günahın farkına varabilmektir.

Tamamı için;

Günah ve Tövbe
MEHMET ILDIRAR

veya

www.menzil net

garra

İstikametin sonu …

 153351brg9.jpg

Tasavvuf, bütün benliği ile Allah yoluna bağlanmaktır. Bu yol, sünnet-i seniyyeye uymaktan başka bir şey değildir. Her şeyi ile dinin hizmetçisidir; dinin geçek yönünün anlaşılmasına ve gerçek hâliyle yaşanmasına hizmet eder. Bütün zevkler, vecdler, keşifler, kerametler, hâller, sadece dinin anlaşılmasına destek ve güzelce yaşanmasına birer delil yapılmalıdır. Bu yolda böyle şeyler istenmez, beklenmez, düşünülmez. Ancak bir hikmet gereği verilirse, edeplice alınmalı, mahcup olarak tevazu ile kabul edilmelidir. Bu şeyler övünmeye değil, şükre sebep yapılmalı; nefsin keyfine değil, dinin inkişaf ve hizmetine vesile edilmelidir.

İstikameti ve tek hedefi Allah rızası olan kimsenin, sünnet üzere güzel kulluk ve hizmet etmekten başka bir arayışı varsa, aldanmıştır. Niyetini kontrol edip gidişatını düzeltmezse, sonuç Allah’a değil, ateşe gider.

Allah rızasını elde etmek için, bir farzı yapmak, binlerce sünnet ve nafileden önde gelir. Amelde önem sırasını karıştırmak, haram ve farzları hafife alıp, nafile hükmündeki işlere dalmak, şeytanın bir hilesidir.

İstikamet, niyet ve amelde Yüce Allah’ın çizdiği yolda gitmektir. Yoksa, bütün sevgiler, beklentiler ve işler azap sebebi olur. Bu tehlikeden kurtulmanın en emniyetli yolu, her işinde Kur’an ve sünneti rehber etmek, onu rehber edenlerin izinden gitmektir. Dinimiz, bize her işte dengeyi öğretmiştir. Yeter ki, bu ölçüleri öğrenelim.

Yüce Allah’tan gayri her şey, Allah için sevilirse güzeldir. Bir peygamber veya veli, ancak Allah için sevilir. Yüce Allah, amelde olduğu gibi, niyet ve sevgide de istikamet üzere olmamızı emrediyor. En büyük keramet, bu istikamet üzere dünya hayatını yaşamak ve tamamlamaktır.

İstikametin sonu, Allah rızası ve cennettir. Bundan öte bir devlet ve saadet yoktur.
bluerosebarqf3.gif
Duamız şudur:

Ey Rabbimiz! Bizleri hak yoluna ulaştırdıktan sonra, istikametten ayırma. Kalplerimizi rızandan kaydırma. Bize tarafından bir rahmet ihsan et, kalbimizi dininde sabit tut. Sen çok acıyan ve çok ihsan edensin.

Kitap Adı: Arifler Yolunun Edepleri
Kitap Yazarı: S.Muhammed Saki Haşimi

_______________

Bilvanis.NeT ten alintidir.

uykucu

Hizmet Sabır ve Cesaret İster


16074bjk201oh2bg.gif
Allah yolunda çekilen çilelerin karşılığı cennet ve ilahi rızadır. Hizmet esnasında önümüze çıkan zorluklar, daha fazla sabır gösterip sevap kazanmamız içindir. Kolay elde edilen şeyler kalıcı olmaz. Hak yolunda koşan bir insanın en büyük hizmeti kendisinedir. Hizmetteki ilk fayda hizmet edene aittir. Bunun için Allah rızası için yola çıkan bir kimse, bu yolda bütün çileleri baştan kabul etmelidir.

gul_07.jpg
Halkın çilesini çekmek bütün peygamberlerin en başta gelen sünnetidir. Onlar, Allah rızası için hayatları boyunca halkın içinde olmuşlar, dertleri ile dertlenmişler, onların zahmet ve yükünü çekmişlerdir. Peygamberlerin sultanı Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, yeri Arş-ı A’la ve cennet iken yeryüzündeki insanların arasında zahmet çekmeyi tercih etmişti. Onun insanlar tarafından yerli yersiz rahatsız edildiği gören amcası Abbas (r.a) bir gün Efendimizin huzuruna gelip:

-Ya Rasulellah! Görüyorum ki şu insanlar size çok eziyet veriyorlar, çıkardıkları tozlar zat-ı alinizi rahatsız ediyor. Kendinize yüksekçe özel bir yer yaptırsanız da onlarla oradan konuşsanız! diye üzüntüsünü dile getirdi. Hz. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in cevabı şu oldu:

ondan.gif
-Hayır! Allah beni içlerinden alıp huzuruna kavuşturana kadar onların arasında duracağım. Varsın ökçelerime bassınlar, elbiselerimi çeksinler, bir şey olmaz.”141

Arifler: “canı değerli olanın dini değersiz olur.” demişlerdir. Yani insanlardan, fakirlikten, kınanmaktan, gelecekten korkarak Yüce Allah’a dostluk ve güzel kulluk yapılamaz. Korkunun çaresi korkmamaktır. Çilenin çaresi, sevgilinin hatırına çileyi sevmektir. Maldan ve candan fedakarlık etmeden sevginin tadı nasıl tadılacak ve cennete nasıl adım atılacaktır?

Seyyid Abdulbaki Hz.leri (k.s) sık sık:
“Korkmayın, eğer illa korkacaksanız Allah’tan korkun.”
diyerek insanlara cesaret vermektedir.

SEYYİD SAKİ EROL

______________________________________

Nasihatler.NeT ten alintidir.

Saki.

ALLAH (cc) razi olsun..

himmet2.gif

yakazaacx8.gif

MÜRŞİDE MUHALEFETİN SONUÇLARI

7a0d269bednp1hn6.gif

Önce şunu belirtelim ki,yap ve yapma şeklindeki emir ifade eden her söz,her zaman kesin hüküm bildirmez,mehakkak yapılması gerekmez. Kur’an ve sünnette geçen her emir de aynı kesinlikte değildir. Bazı emirler,farz hükmündedir,muhakkak yapılması gerekir. Bazı emirler tavsiye niteliğindedir. Bazı emirler teşvik içindir. Bazı emirler de muhatap serbesttir,yaparsa fayda görür,yapmazsa zararı yoktur. Mürşidin emirleri de böyledir. Mürşidin,tek hedefi,kendi nefsi ve müridi üzerinde dinin emirlerini uygulamaktır. Ancak mürşit,müridin terbiyesi ve tedavisi için bazı şeylerin yapılmasını ister,onu baı işlerden de sakındırır. Bu durumda mürşidin muradını iyi anlamalıdır. Kesin emirle,serbest bırakılan işler birbirinden ayrılmalıdır.

Terbiye işinde,hüküm mürşide aittir. Hareket şeklini o belirler. Kalp hastalığına teşhisi o koyar,reçeteyi o yazar. Artık bundan sonra iş hastaya kalır. İyi olmak isteyen hastaya,doktoruna muhalefet değil,muhabbetle itaat düşer. Terbiye işinde mürşidine uymayıp kendi bildiğine giden mürit şekil olarak çarpılmaz,ancak,ahlak olarak çarpık halde kalır; manevi hastalıkları iyileşmez,derdi bitmez,yüzü gülmez,kendine gelemez. İstenen şeyi gücü kadar yapan kimsenin yapamadıkları affedilir,zayıf kaldığı noktada desteklenir,noksanı tamamlanır. Müridin,mürşidinin emirlerine karşı nasıl davranacağını şu hadis-i şerif çok güzel ifade etmektedir. Hz.Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor:

“Rasulullah (s.a.v) bize bir hutbe verdi. Hutbesinde buyurdu ki:

“Ey insanlar! Allahu Teala size haccı farz kıldı,haccediniz.” O esnada bir adam: “Her sene mi haccedeceğiz,ey Allah’ın Rasulü?” diye sordu. Rasulullah s.a.v,sukut etti,bir cevap vermedi.Adam sorusunu üç defa tekrarladı. Rasulullah s.a.v,adama:

“Eğer evet deseydim her sene haccetmeniz gerekecekti. Siz ise buna güç yetiremeyecektiniz,” buyurdu ve şöyle devam etti:

“Beni kendi halime bırakın,beni size bir şey söylemeye zorlamayın. Sizden öncekiler,ancak peygamberlerine çokça soru sorup aldıkları cevabın tersine hareket etmelerinden dolayı helak oldular. Ben sizden bir şey emrettiğim zaman onu gücünüz yettiği kadar yapınız. Size bir şeyi yasakladığım zaman onu tamamen terk ediniz.” (Müslim)

İnsanı zarara sokan muhalefet,kalple olandır. Bir kimse kendisinen istenen ibadet,amel veya hizmete içinden itiraz ettiği halde,dışından yapıyor gözükse o kimse A”llah katında vebaldedir. Çünkü o kimse Allah için amel etmiyor. Bu durumda olan birisi ya münafıktır ya da gösterişçidir. Nifak da riya da,haramdır. Dinde işten ve ibadetten önce kalbe ve niyete bakılır.

Kalpteki itiraz vesvese türünden ise,onu dille söylemedikçe ve onunla amel etmedikçe,insana zarar vermez. Ancak,haram işlere muhabbet karar dönerse kul mesul olur. Mürşide itiraz da böyledir. Aslında gönülde yer etmeyen ve kalp tarafından benimsenmeyen işler,amele dönüşmez. Her iş önce kalpte oluşur,gönülde olgunlaşır,sonra dışa yansır. İtaat da isyan da kalpte başlar. Bunun için arifler samimi ve terbiye olmak isteyen talebelerinin gönüllerinde saklı meyil ve muhabbetleri dahil dikkate alır kontrol ederler. Şu örnekte olduğu gibi. Mevlana Celaleddin Rumi (k.s) anlatır:

“Mürşidim Şemsüddin Tebrizi (k.s) ile ilk tanıştığım ve terbiyesine girdiğim günlerde idi. Ben o zamanlar rahmetli babam Sultanu’l-Ülema Muhammed Bahaüddin’”in yazmış olduğu kitaplar ile meşgul oluyordum. Onları hiç yanımdan ayırmıyordum. Mürşidim bana o kitaplara bir süre ara vermemi ve kitabı bırakıp kalbe yönelmemi emrettiler. Ben de kabul ettim. Okuduğum kitapları terk ettim. Bir gece rüyamda kendimi Karatayi Medresesinde gördüm. Bir topluluk içindeydim. Önümde babama ait bir kitap vardı. Onu okumakla meşguldüm. Rüyadan uyandığım zaman mürşidim Şems-i Tebrizi’yi bulunduğum odaya girerken gördüm… Hemen ayağa kalktım. Bana:

- Niçin yine kitap okumaya başladın? dedi. Ben,heyecanla:

- Efendim! Ben o kitabı emrettiğiniz günden bu yana terkettim. Emrinize muhalefet etmiş değilim,dedim. Bunun üzerine mürşidim:

- Sen bu gece Karatayi medresesinde halkın içinde o kitabı okuyordun ya! Eğer o fikirle yatmasan rüyana girmezdi. Rüyaların çoğu bir fikir ve zikirdir. Kalbinde okuma fikri olmasa idi rüyana girmezdi,dedi. Hazretin rüyamı keşfetmesine ve kalbimi bu derece kontrol etmesine hayret ettim. Ben de bundan sonra mürşidim hayatta olduğu sürece onun istemediği şeylerle meşgul olmadım.” (Ahmed Eflaki,Ariflerin Menkıbeleri,11,230)

Bu durum aşıkların halidir,sadıkların yoludur. Onlar hayallerine gelen,sürekli gönüllerinden geçen şeylerde bile edebi muhafaza edebilirler; etmeleri istenir. Bizler ise,niyetimizi Allah için güzel yapıp zahiren edebimizi muhafaza edebilirsek yeter. Çünkü irşat kutbu büyük veliler zayıf talebelerinin muhabbetine göre değil,zahiren edebine bakarlar. Niyeti Allah olan ve edebi koruyan kimselere terbiye ve feyiz vermeye devam ederler.

Eğer mürşide muhalefet; gaflet,cehalet veya tembellikten kaynaklanıyorsa,o kimse kalbi zayıf ve hislerine mağlup bir kimsedir. Onun iman noktasında bir şüphesi yoksa,ameldeki kusurlarını düzeltmesi kolaydır. Ancak muhalefet,inat ve ısrara dayanıyorsa ve o kimsede kalp kayması varsa,tehlikenin kenarındadır. Mürşidin: “Şunları yapınız” dediği şeyler,güç nisbetinde yapılmalıdır; Ancak: ” Şunları yapmayın” diye yasak ettiği işleri tamamen terk etmek gerekir. T”erketmeyen,kendi haline terk edilir.

Mesela,mürşit bir talebesine: “kapı komşun olan fakirleri gözet,onları doyur” diye emir verse,emri alan kimse,günde sadece bir ekmekle de olsa komşularını doyursa,emri yerine getirmiş olur. Kimse ona: “niçin fakirlere et yedirmedin,bal şerbeti içirmedin,meyve ikram etmedin” demez. Ancak bu kimse,işgüzarlık yapıp: “efendim,onlara ne yedireyim,et,süt,bal ikram edeyim mi?” dese,bu kendisini sıkıntıya sokmaktan başka bir şey değildir.

Mürşid aynı kimseye: “komşularına yalan söyleme,onlara zulüm yapma,bahçesine çöp atma!” diye başka bir emir verse,bunları tamamen terk etmelidir. İlaç ve ölçü budur.

Gereksiz soru,işi zora sokar. Gücün üstündeki yük,yaşıyanı yorar. Görev istenmez,verilir. “Görev verilince,destek de gelir. Alınan her hizmet,iş ve vazife emanettir. Aldığı görevin hakkını vermeyen kimseye ikinci görev verilmez. E”maneti zayi edenin elinden emanet alınır.

- DİLAVER SELVİ -

(KAYNAKLARIYLA TASAVVUF)

________________________

Nasihatler.NeTten alintidir.

şebefruz

ALLAH (cc) razi olsun..

Sonraki Sayfa »


Yazarlar

Gelen Misafirlerim

  • 205,197 hits

Zamana Direnenmezsin

Ağustos 2008
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031