'Menzil Hikayeleri.' kategorisi için arşiv

MENZİLDEN HABERLER…

ALEM BU İRŞADA KAYITSIZ KALAYAMAYACAK İNŞAALLAH…

16/11/2006 SABAH GAZETESİ HABERİ….1

Tövbe turuna her yıl 500 bin kişi gidiyor

Yeni bir hayata başlamak ya da alkol ve kumardan kurtulmak isteyenler akın akın Adıyaman’daki Menzil dergâhına gidiyor. Durak köyündeki dergâha düzenlenen iki günlük “Tövbe turları” bir lokma bir hırka felsefesiyle geçiyor.

Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı, resmi adı Durak Köyü olan Menzil’e Türkiye’nin her yerinden tövbe turları düzenleniyor. Kimi alkol ve kumardan kurtulup “Allah yolunda” yeni bir hayata başlamak umuduyla, kimi meraktan her yıl 500 bin kişi Menzil Dergâhı’nı ziyaret ediyor, her seçim öncesi siyaset rüzgârının buradan yönlendirildiği iddia ediliyor. Yeni Aktüel muhabirleri, uzun görüşmelerden sonra fotoğraf çekme izni alınabilen Menzil’e girdi ve son olarak İsmailağa cemaatinden Bayram Ali Öztürk’ün öldürülmesiyle adı yeniden gündeme gelen dergâhtaiki gün geçirdi. İşte merak edilen soruların yanıtları:

16/11/2006 SABAH GAZETESİ HABERİ….2

Allah yolunda bir sofu
“Durak Köyü” ya da milyonlarca insanın aşina olduğu adıyla, Nemrut Dağı’nın eteklerindeki “Menzil Dergâhı.” Seyyid (Hz. Muhammed’in soyundan gelen) Erol ailesinin yaşadığı, Anadolu’nun en büyük Nakşibendi cemaati Menzil’e ev sahipliği yapan bu küçük köye, Türkiye’nin her yerinden otobüslerle her yıl ortalama 500 bin insanın tövbe etmek için ya da meraktan geldiği söyleniyor. Dergâh özellikle yeni bir hayata başlamak isteyen alkol ve kumar bağımlılarının”tövbe kapısı” olarak biliniyor. Anlatılanlara bakılırsa, sorunlu eski hayatlarını köyün girişinde bırakan ziyaretçiler, iki günün sonunda “Allah yolunda bir sofu” olarak memleketine dönüyor.

Şifa niyetine pirinç çorbası

Nüfusu ortalama bin civarında olan 130-140 hanelik köyün günlük ziyaretçi sayısı 1000-1500′ün altına düşmüyor. Bu sayı hafta sonunda 10 bine, bayram ve kandillerde 15 bine çıkıyor. Ziyaretçilerin çoğu cumadan gelip cumartesi ikindi namazından sonra “şeyh” Abdülbaki Erol’dan tövbe alıyor, geceyi Menzil’de sohbet ortamında geçirdikten sonra pazar öğlenedoğru dönüyor. Menzile gidip beş kuruş harcamadan dönmek mümkün. Sabah ve ikindi namazından sonra ziyaretçilere günde iki kez pirinç çorbası, yanında da yassı, uzun ve esmer bir ekmek ikram ediliyor. Bu çorbanın içilmesi “şifa niyetine” özellikle tavsiye ediliyor. Gece konaklamak isteyenler köyün yedi bin kişilik camisinin altındaki yatakhanede, yetmezse caminin içinde misafir ediliyor. Konaklayacaklara bir battaniye veriliyor. Ziyaretçiler için binlerce ekmeğin çıkarılmasında, çorbanın kaynatılması ve dağıtılmasında, yatakhanenin hazırlanmasında ya da dergahın öteki günlükişlerinde isteyen ziyaretçiler de gönüllü olarak görev alıyor. Bir lokma, bir hırkanın kesmediği ziyaretçiler için de alternatifler köy meydanında sıralanmış: Pastane, lokanta, lahmacun fırını, bakkal, yumurta ve tatlı satılan açık tezgah. Ancak en çok hediyelik ya da hatıra eşya dükkanları dikkat çekiyor. ‘Mehmetçik’ resimli çakmaklardan ‘Kurtlar Vadisi’ resimli çakmaklara, ilahi CD’lerinden fotoğraf albümlerine kadar her şey mevcut. Ancak en çok rağbet görenler iğneden ipliğe üzerinde “Menzil hatırası” yazılı olanlar.

nasıhatler net ten alıntıdır.

Sultan kurmuş; buyrun sofraya

SOHBET: AHİR ZAMAN

earth4.gif
Seyda hazretleri içinde bulunduğumuz bu devrin ahir

zaman olduğundan sık sık bahseder, deliller getirir; kötülüklerin, günahın arttığını, buna karşılık yapılan iyilik ve ibadetlere kat kat sevap verileceğini müjdelerdi.
Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyaya verdiği kadar kıymet vermiyor. Dünya işinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor.

 Hâl böyle olunca nasıl Allah insandan razı olur? İnsanın yanında değerli şey, Allah’ın (c.c) rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır.

Sahabeler zamanında biri cemaatle namaza yetişemezse matem tutardı.
Evde cenaze varmışçasına üzülürdü.

Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı, işte ahiret ve Allah rızası, aşkı, sevgisi yanlarında bu kadar kıymetliydi.

Tabii ki onlar da Cenab-ı Hakk’ın yanında makbullerdi.

 Bu zamanda insanların birçoğu Allah yolunu terk etmiş

 ve ibadetten habersiz hale gelmiş, geriye kalan ise

ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.
Artık insan da, dünyanın sonuna gelinmiştir,

kıyamet iyice yaklaşmıştır kanaati doğmaya başlıyor.

 Bununla beraber sûrun son nefhasına kadar Allah dostları bulunacak,

 eksik olmayacaktır.

 x

www.menzil.net
garra

_________________

ALLAH (cc) razi olsun hepsinden

Hizmetlerini kabul etsin..

TEVBE ve AKABE BİATI..

Peygamberler peygamberi Hz.Muhammed Mustafa S.A.V, Akabe denilen yerde ashabını toplayarak kendilerinden bir daha içki içmeyeceklerine, kız çocuklarını diri diri gömmeyeceklerine ve diğer günahlardan kaçınacaklarına dair söz alıp geçmiş günahlarını Allah’a affettirdi. Özet olarak “Akabe Biatı” denilen hadise böyle gelişti.

Burada olan tam bir “Tevbe ettirme” hadisesidir. Bir bakıma efendimizin dünyadaki şefaati de denilebilir.

Bu biat ile İslam Tarihine bir not düşülmüştür. Allah’ın, bir sevgili ve dostu aracılığı ile yapılan tevbelerin kesinlikle kabul olunup tevbe edenin koruma altına alınacağanın garantisi verilmiştir. Bu garanti neticesinde Efendimiz “Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz” hadis-i şerifini irad buyurmuşlardır.

Görüldüğü üzere günahlardan sıyrılan ashab gökteki yıldızlar tabir edilen mertebelere ulaşmışlardır.
Peygamber Efendimiz kendisinden sonra ashabına uyulmasını istemiş ve onları birer rehber olarak bırakmıştır. Onların peşlerinden gidenlere ise Tabiin denilmiştir.Tabiin’in peşinden gidenlere ise Tebe-i Tabiin denilmiştir.

Peygamber Efendimiz kendisinden sonra bıraktıklarının arasında en önemli yeri tutan sünnetidir. Onun yaptğını yapmak yapmadığından kaçınmak sünnete uymak demektir.
Onun yaptıklarının içinde en önemlilerinden bir tanesi de tevbedir. “Alimler Peygamber varisleridir” hadisine binaen ondan sonra gelen Efendimizin nesli ve İslam alimleri bu yolu takip etmişler ve “Akabe Biatı” nı yaşatmışlar ve yaşatmaya devam etmektedirler.

Efendimizin soyundan gelen ve 33.kuşak torunu olan Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Hz.leri bu Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı sarılarak hem dedesinin ümmetine sahip çıkmakta hem de yaratılmış tüm mahlukatı tevbe vesilesi ile Allah’a sevgili ve göklere eklenmiş bir yıldız yapmaktadır. Bu durum tamamen AKABE BİATI’nın devamı mahiyetindedir.
Bunu tasdik eden bir sözü Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri şöyle buyurmuşlardır;

-”Bugünün sofisi sahabe gibidir”

Değerli ziyaretçilerimiz, kişinin kendi başına yapacağı tevbe ile bir Allah dostunun yardımı ile yapacağı tevbe arasında çok büyük fark vardır.

Gavs-ı Sani Hz.leri tevbe ettirirken o güne kadar haramlara dalmış veya isyan etmiş olan kul ile Allah’ın arasına arabulucu olarak girmekte nihai barış ve huzur ortamı için tevbe eden ile birlikte Allah’a söz vermektedir.
Bir dostunun kefaletini ve sözünü kabul etmemek Allah’ın şanına yakışmaz. Bu nedenle, kefil olan bu büyük dosta kefil olduğu kişinin terbiyesi ve kurtuluşu için tüm yetkiler verilmektedir. Bu yetkiler sınırsızdır. Bu yetkilerin mürşid tarafından kullanılmasına ise “HİMMET” denilmektedir.

Himmetin sahibi bu büyük zat Allah’ın o kulu kendisinden nasıl geri isteyeceğini bildiği için gereken bütün hassasiyeti göstererek ve elindeki yetkileri kullanarak terbiye etmektedir. Yeri geldiğinde bir anne yeri geldiğinde bir baba veya arkadaş olmaktadır. Bu nedenledir ki sofinin en iyi dostu Mürşididir ve O dosttan sadece hayır gelir.

Mürşidin ervahı (ruhaniyeti) hiçbir zaman sofiden ayrı değildir.Her daim sofinin nefsinin neler fısıldadığını duyup bilmek zorundadır.Eğer duyamasaydı yani Allah-u Teala ona bu yetkiyi vermeseydi o da kişiyi terbiye edemezdi. Bu nedenledir ki sofi mürşidinin her an kendisini gördüğünü ve içinden geçeni duyduğunu bilmelidir. Bu sağlanırsa edeb hasıl olur. Bunların aksi halinde, yani sofinin nefs ve şeytana uyup harama girmesi durumunda Mürşid ikaz eder. Kişi ikazlara itibar etmezse ikazın da dozu artar. Başa gelen bir takım sıkıntılar ve musibetler de bu yüzdendir. Bu durumda sıkıntının sebebini herhangi bir maddede veya x kişide aramamalı doğruca kendi nefsine bakmalıdır.Burada gaye nefsin terbiyesidir.Sadat terbiye olmuş bir nefsi Allah’a teslim etmek ister çünki arada kendi kefaleti ve imzası vardır.Bunun için de ne gerekirse o yapılır ve kul şeytan ve nefse teslim edilmez.

Kul’un can emanetini teslim etme vakti geldiğinde kendisine kefil olan o yüce zat, aldığı emaneti yerine ulaştırmağa kefil olduğundan, Azrail A.S vazife ile geldiğinde sofi ile birlikte Mürşid-i Kamil’i bulur. Sofinin herşeyine kefil olan Gavs Hz.leri imanına da kefildir. Bu durumda Azrail A.S vazifesini en sıkıntısız şekilde yapar.

Değerli ziyaretçilerimiz, buraya kadar anlattıklarımız bir biat ve tevbenin çok kısıtlı anlatımıdır. Böyle büyük bir dünya ve ahiret nimetinden istifade edemeyenlere de Allah’ dan tevbe ve biat kapısını nasib etmesini niyaz ederiz.

Bizlere hakkınızı helal ediniz.
Nasihatler.Net

RABITA İLE İLGİLİ EDEPLER …

 image001cf8.jpg

Mürid, mürşidini Allah ile kendisi arasında güvenilir bir rehber görmelidir. Onun Allah rızasına giden yolda en güzel bir vasıta ve vesile olduğunu unutmamalıdır.

Mürşidin uzaktan feyiz vermesi, kalplere tasarrufta bulunması Allahu Teala’nın kâmil velilere verdiği özel bir yetkidir. Allahu Teala velisini seven ve gönlünü onun gönlündeki nura bağlayan kimseye çok özel ikramlarda bulunmaktadır. Buna uzaklık mani değildir. Bunun örnekleri çoktur.

Mesela, Veysel Karanî Hz.leri Resûlullah (s.a.v) Efendimizi hiç görmediği hâlde muhabbet ve ruhaniyet yoluyla kendisinden özel terbiye ve feyiz almıştır. Efendimiz (s.a.v) onu ashabına anlatmış, ismini vermiş, sıfatlarından bahsetmiştir. Ayrıca Hz. Ömer ile Hz. Ali’ye onu ziyaret etmelerini emretmiş ve onlara şu tavsiyede bulunmuştur:
eller1.jpg
“Onunla karşılaştığınız zaman sizin için istiğfar etmesini isteyin ki Allah sizi affetsin”40 işte bu hâle temiz ruhların tanışması, kaynaşması ve yardımlaşması denir. Zaten rabıta birbirini seven ve özleyen ruhların buluşmasından ibarettir.

Kâmil mürşidin uzaktaki müridinin hâllerini Allah’ın izniyle bilmesi ve görmesi mümkündür. Ancak bu görme ve bilme şekli sınırlıdır. Mürşidin Allahu Teala gibi her şeyi gördüğünü ve bildiğini düşünmek haramdır, şirktir. Mürşiddeki bütün yetkiler, feyiz ve nurlar Allahu Teala’nın ikramıdır.

Şah-ı Nakşibend (k.s) bu görüşün nasıl olduğunu şöyle belirtmiştir:

“Veliler her gördüklerini Cenab-ı Hakk’ın kendilerine ikram ettiği feraset nuru ile görürler. Öyle ki bu nur ile baktıklarında uzak ile yakının bir farkı olmaz.”

Kâmil mürşidin sahip olduğu yüksek ahlak, feyiz ve nurlar onun ruhâniyetinden ayrılmaz. Bu ruhaniyet zaman ve mekân ile bağımlı ve sınırlı değildir. Allahu Teala dilediği kullarına bu ruhaniyet yoluyla pek çok faydalar ulaştırır. İmam-ı Rabbani’nin (k.s) belirttiği gibi; bu faydadan bazen mürşidin de haberi olmayabilir.

zamande0vv51.jpg

Bir mürid, devam ettiği rabıtasında şeyhinin sûretini düşünürken müşahede veya kendinden geçme (gaybet) gibi manevi hâllere ulaşırsa rabıtayı bırakıp gelen hâle yönelmesi gerekir.

Şah-ı Nakşibend (k.s) Hazretlerinin müridlerinden birisi huzurunda rabıta yapıyordu. Bir ara müridde manevi hâl zuhur etti. Fakat mürid hâlâ rabıta ile meşgul olmaya çalışıyordu. Şah-ı Nakşibend (k.s) durumu fark etti, müride hitaben: “Bana rabıtayı bırak, sana gelen hâle yönel!” diye uyardı.41

Mürid, bir vasıta olmadan Cenab-ı Haktan vasıtasız ilim ve feyz alma gücüne ulaşamadıkça daima râbıtaya muhtaçtır. Arada bir vasıta olmadan feyz almaya güç yetirince vasıtanın terk edilmesi gerekir. Zira o hâlde vasıtayla uğraşılacak olursa netice manevi gerilemeye gider. Ancak rabıtanın bırakılacağı zamanı mürid değil, mürşid belirler.

Râbıtada mürşid ile mürid arasına kimse giremez, himmet dağıtamaz. Bana yönel ki seni mürşidle buluşturayım, gibi sözler doğru değildir.

Mürşidin sağlığında ondan başkasına râbıta edilmez. Bu iş ortaklık kabul etmez.

strand_und_meer_129.jpg
Rabıtayı vasıta olmaktan çıkarıp gaye hâline getirmek yanlıştır. Rabıtadan asıl maksat mürşidi düşünmek değil, onda tecelli eden ilahi nur ve rahmeti seyredip Yüce Allah’ı zikretmektir. Vesilelerin maksat kabul edilmeleri doğru değildir. Vesileye muhabbet, Allah sevgisine vesile olursa, kıymetlidir. Yoksa, hayırlı vesile olmaktan çıkar, kalbe perde olur, sahibine zarar verir.

ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ


SEYYİD SAKİ EROL

______________________________

Nasihatler.NeT ten alintidir..

Sofii sen odun cezbesi nedir bilir misin ?

 divblommkc3c2polg4cl9ppcq0.gif

Boyacı yeni sofi markat inşaatında çalışıyor,

 bakıyor ki çalışan herkes de bir cezbe.Kimi bağırıyor kimisi ağlıyor.

Bu da aralarında yeşil sekizli okey taşı gibi kalmış.İçinden diyor ki

“Ben de bunlar gibi bağırayım” ve basıyor narayı.

Arkalardan bir sofi çıkıp bunu yanına gelip; -

“Sofii sen odun cezbesi nedir bilir misin?”

-”Yok kurban bilmem” -”Beline kalası yersen odun cezbesini öğrenirsin.”


Sonraki Sayfa »


Yazarlar

Gelen Misafirlerim

  • 205,198 hits

Zamana Direnenmezsin

Ağustos 2008
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031