'Hz: Muhammed (s a v )' kategorisi için arşiv

Aşk dolu bir Peygamber…………

Kişiliği ve niteliği her ne olursa olsun hiç bir insan O’nun kadar sevilmedi.

Hiçbir faninin ölümü geride kalanları O’nunki kadar yakmadı.

Hiç bir yaratılmış vefatının üzerinden bu kadar uzun zaman geçmesine rağmen hala bu kadar diri ve sevgili olamadı..öyle ki Guinnes’e geçecek biçimde, şu 21.yy de bile dünyada en çok kullanılan erkek ismi O’nun ismi oldu..

Ama O’nun tadını, O’nu yaşayarak almışların,O’ndan geride kaldıkları zaman,içine düştükleri acı ve keder,destansı boyutlara ulaşmıştır..

O, en büyük öğretmen,
en büyük eğitimcidir.
O, en şefkatli baba, en merhametli eştir.
O, en güvenilir insan, en sevilen dosttur.
O, en üstün problem çözücü, en mantıklı uzlaştırıcıdır.

O, Güliahsen; en güzel gül…

Canim Peygamberim……


Başını kumdan cıkar, beni dinle bir nefes Alacaksın Hira’dan, Bedirden, Uhud’dan ses! ~ Benim hasret cölünde nicedir pişti derim Sana binlerce selâm olsun, ey peygamberim..

AŞK Dediğin Beklemektir ..!!

Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili!
Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.
Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!

Aşk; yanmaktır Ey Sevgili!
Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.
Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; “Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..
Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!

Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili!
Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.
Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.
Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!

Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili!

Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.
Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.
Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!

Aşk; bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine EyvALLAH. Bilesin!

Aşk; susmaktır Ey Sevgili!
Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır.
Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin!
Aşk dediğin susup beklemektir,

ve aşk sevdiğinin izinden gitmektir..

 

Peygamber Efendimiz s.a.v

 

Geceler, bir okyanus gibi açılırdı önünde. Senin, geceyi yorumlayarak, ince şarkılarla ve uzak düşlerle zamanı genişlettiğini, ben bilirdim. Ağlardın ve sen ağladıkça dağılırdı karanlık…

Sayısız yıldızların vardı senin. Yıldızlara bakar ağlardın. İnsanlar dağılır, sesler susar; ve sen, gecenin hükümdarı gibi girerdin yalnızlığın ışıklı bahçesine. Geceler, bir okyanus gibi açılırdı önünde. Senin, geceyi yorumlayarak, ince şarkılarla ve uzak düşlerle zamanı genişlettiğini, ben bilirdim. Ağlardın ve sen ağladıkça dağılırdı karanlık.

Senin orada olduğunu, aşkın uzun ve sınırsız balkonundan bana baktığını düşündükçe aşk, sesime uyumlu bir şarkı gibi kolay gelirdi bana. Yaşamak anlamını bulurdu; katlanmak güç olmazdı yaşamın cefalarına. Senin, aşkın ve dayanılmaz ıstırapların gölgesinde gezindiğini, çıldırtan yalnızlığından aşağılara ipler sarkıttığını bilir; o iplere tutunmaya, yanına gelmeye cesaret edemezdim. Ben, senin yalnızlık balkonunu düşlerdim. Şarkılarına eşlik ederdim uzaktan ve ağlardım; bunu kimse bilmezdi. Uzakta dururdum, yanına gelemez ve gözlerine bakamazdım. Gözlerim gözlerine değince öleceğimi sanırdım. Senin hayalinden bile kaçırırdım gözlerimi. Ben, aşkın kıldan ince bir köprü üzerinde yürümek olduğunu bilirdim. Bakışlarına tutunamamaktan, yarı yolda senden ayrı kalmaktan; kelimenin diğer anlamıyla, anlamsız bir ölümle ölmekten korkuyordum. Ve ihtimal ki sen biliyordun bunu, benim mahçup; fakat sadık bir aşık olduğumun farkındaydın.

Bir gün, yalnızlığın ve yıldızlarının yörüngesini bırakıp gittin… Sessizce ve kırgın gittin; kalbinde sınırsız aşkının okyanuslarına dar gelen yolları açmak için. Bahardı… Ve bana şarkı söylemek anlamsız geliyordu. Senin orada olmadığını bilmek, gece yürüyüşlerimi adamakıllı çekilmez kılıyordu. Geceler uzuyordu biteviye; yıldızlara bakamıyordum sensiz. Gittiğin yer meçhulümdü. Uzaklıkların bu kadar zalim olduğunu öğrenecektim. Seni yakınımda bilmenin lezzetini, güvenini düşünecektim yeni baştan. Yüzünü düşleyecektim uzun uzun, ışık bahçesi yüzünü; gözlerimi kaçırdığım gözlerini… Seni mekanından bağımsız düşünmenin imkansızlığını kavrayacaktım. Yitirişin anlamsız boşluğunu, aşkın kanıksanmış yüzünü düşünerek bu baharı yaşamaya çalışacaktım, yaşanabilirse..

Ve bahar gelip geçti zalim rüzgarlar gibi. Bahçendeki yaseminler, leylaklar, erik ve kayısı ağaçları çiçek açtı sensiz. Her bahar senin bakışlarına alışmış kırmızı, pembe ve beyaz yediveren gülleri açtılar yine… Havuzun fıskiyesi, senin yıldızlara bakıp ağladığın gecelerin yokluğunda, yine dönüp durdu, ince ve kederli şırıltılar üreterek.

Sıra sıra bulutlar geçti yalnızlık balkonunun üstünden; serin şafak rüzgarları esti… Uzaklardan, sabaha karşı yapayalnız dinlediğin bülbül sesleri işitildi. Hepsi, hepsi senin yokluğunun farkındaydı sanki… Siyah beyaz bir film ve yavaşlatılmış bir şarkı gibi geçti bütün bahar.

Şimdi uzaklarda, ıstıraplı gece yürüyüşlerine ve ince aşk şarkılarına eşlik edecek yıldızların var mı, bilmiyorum. Geceyi yorumlayıp genişletirken sana eşlik edecek rüzgarların, kırmızı ve beyaz güllerin?.

Oradan, uzaklardan gelen mektupların beni teselli edecek yerde, bıraktığın derin boşluğu büsbütün çoğaltıyor içimde. Mektuplarına dokundukça küçülüyorum. Sen, her zamanki gibi metin ve mutmainsin. Bana yeniden, yeniden sevda dersleri veriyor; aşkın imkansız denizlerine atıyorsun. Şarkımızı bir başka tonda yorumluyorsun her mektubunda.

Bana aşkı, şarkı söylemeyi ve ağlamayı sen öğrettin. Senin sesinde buldum şarkıların en güzel anlamını. Derinliği senin gözlerinde fark ettim. Senin yüzünden devşirdiğim ışıklarla çıktım yollara. Yaşamayı seninle sevdim; senden önce ne varsa buruşturup attım ve dönüp bakmadım bir daha. Yaşamın sensiz sürebileceğini, senden başkasının gözlerine bakabileceğimi düşünmedim hiç. Şimdi uzaklarda olman küllendirmiyor hiçbir şeyi, beni ümitsiz kılmıyor. Mektuplarına, bana öğrettiğin şarkılara ve geçindiğin yollara tutunup yürüyorum.

Dönüp geleceğin günü bekliyorum. Yine oradan yıldızlara bakacağın, ıstırap denizlerinde gezine gezine beni aydınlığına çağıracağın günleri… Yalnız ben değil, ellerinle büyüttüğün ve yüreğinin ışıklarıyla yeşerttiğin her şey seni bekliyor. Ve en son: Yalnızlık balkonunda kırmızı bir gül açtı, seni karşılamak için.

Beni sana, bir tek şiirin anlatacağını düşünüyorum. Dilimde hep onu gezdiriyor ve sınırsız bir özlemle bekliyorum:

Efendimsin cihanda i’tibarım varsa sendendir
Miyan-ı aşıkanda iştiharım varsa sendendir.
Benim feyz-i hayatım hasılı ruh-ı revanımsın
Eğer sermaye-i ömrümde karım varsa sendendir.

 

Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
Ama sen yoktun…
Haber göndermişsin
-Kardeşlerime selam olsun- demişsin…
Seni göremeyen kardeşlerine selam
Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah.

Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
Sen ki dört mevsim açan gül,
Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
İsmi Allah la yazılacak kadar şereflisin.

Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende…
Selam vermeyi çok sevmene rağmen
Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar çalışkandın sen.

Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
Sözüne güvendiği emindin sen

Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.

Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından

Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin…
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.

Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
Gel ey nebi.
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi…
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki…
Ölesine muhtaç…


Sensin kâinatın kalbine insanı koyan.
Sensin insanın kalbine aşkı koyan.
Zerrenin kalbindeki cezbe Senin aşkından.
Yıldızlar arasındaki çekimler Senin aşkınla.
Senin aşkının ateşiyle döner felekler.
Senin aşkının nefesiyle ateşlenir yıldızlar.
Sende vuslata erer bütün aşklar.
Senin lûtfunla buluşur bütün aşıklar.
Sana doğrudur bütün aşklar.
Sana firar eyler bütün aşıklar.
Senin aşkını ödünç almıştır mâşuklar.
Senin hatırına sevilir sevgililer.

Senden başkası kalbimize uzak ve yabancı durur.
Senin aşkınla bana dağlar ve taşlar sevimli olur.
Senden başkası kalbimizi kanatıp diken olur.
Senin aşkınla dikenler gül ile gülistan olur.
Senin nazarına değmek için can da cânân da perişan olur.
Senin nazarın değdiği için inci mercan taçlara layık olur.
Senin aşkınla şarkılar söyler bülbül dilleri güllerin bahçesinde.
Senin aşkınla söze değer dil bülbülleri kelâmının gölgesinde.

***
Cemâlini kalbimize aşina eyle.
Kalbimizi aşkına giriftar eyle.
Aşkının ateşiyle yandır gölgemizi.
Aşkının nefesiyle uyandır nefsimizi.
Aşkının gülşeninde bülbül eyle dillerimizi.
Aşkının bakışına sürme eyle kalplerimizi.
Aşkına âşina eyle nazarımızı.
Aşkınla âşina eyle canânımızı

 

Nazarın kalbe şifâ, sözün hikmet incisi,
Hangi dertli kavuşsa, olur bahtiyar sana!
Misk kervanı kapında karar kılmıştır Senin,
Nebîlerin diliyle, hep övgüler var Sana!…

Ay, güneş, zühre, ülker, nûruna pervanedir.
Âlemde olmak ister, âşıklar civar Sana!…
Senin yolun hep açık, gidişin Allah’adır,
Dağlar ateş kesilse olamaz duvar Sana

Güzelliğin âlemde misli bulunmaz inci,
Ey Gül, hasret çekmede Cennet, o bulvar Sana!
Dedin ki: “Şükreden kul olmak istemem mi ben?”
Rabbin ihsan buyurdu: Hurma, üzüm, nar Sana

Cennetin çiçekleri Senin kokunu taşır,
Benzemeye çalışır, beyazlıkta kar Sana
Güneş güzel yüzünden parlaklık aldı ey Gül,
Acep hayran olmadan, hangi göz bakar Sana?
Aşkının esiridir, ne çöl, ne de dağ tanır;
Bu sevdalı gönüller, su gibi akar Sana!
Varlık bahçesi Senin nurundan yaratıldı,
Hep medyun, hep minnettar, her can, her nigâr Sana!
Tebessümün ayların; zührenin sevincidir,
Nice hasret çekmede, bu bülbül-i zâr Sana!
Güllerin efendisi olmak kolay değildir,
Gıpta etmede ey Gül, binlerce gül-zâr Sana!
Yusuf, Senin dalında çiy tanesidir sanki,
Dîvâne kesilir göz etse, bir nazar Sana!

Fazlının eteğine akıllar erişemez,
Eli kalem tutanlar övgüler yazar Sana!
Hâk-i pâyine sürsem bir kerecik yüzümü,
Bende olan sermaye; hasret, intizâr Sana!
Malûm: GÜL Muhammed remzidir.
Sallallahu Aleyhi ve Sellem

 

 

 

Selam sana nazlı Nebi
Selam sana gözbebeği
Mevla’nın kudretiyle selam

Selam sana nur-i dilara
Selam sana Hakk habibi
Rahman’ın kudretiyle selam

Selam sana Andelib_i Zişan
Selam sana Muhammedi
Cebrail’in yüreğiyle selam
İbrahimce selam sana
Rahimce selam sana
Gafurca selam.

Selam sana ey yetimler padişahı
Selam sana Ahmedi nefesli yar
Eyyupça selam sana
Selam sana ya Habiballah
Selam sana ya Nebiallah
Selam sana ya Resulallah.

Ya Resulallah
Sen, sevmek için istenen
Can, dudakta istenen
Sevda ikliminin en güzel mevsiminin
En güzel çiçeğisin.

Ey Gül, ey Gonca-i Nûr, meftun yaprak, hâr sana.
Sensin gönüller Mâhı, bu yaz, bu bahar Sana
Mûcize saltanatın taşları ayna yapar,
Her ırmak ve her deniz, her leyl-ü nehar Sana

Kalbim kirildi diyenler :(

ALLAH, gönlü kırıklarla beraberdir.

Hadîs-i şerîfte buyurulur:

Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk’a bir ilticâsında:

- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?” dedi.

Allâh Teâlâ buyurdu ki:

- Beni, kalbi kırıkların yanında ara.

Ebû Nuaym, Hilye, II, 364

Kemale Erişmek …

istigfar2.jpg
“Bir kimse istiğfarı dilinden düşürmezse, Allah ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”
(Ebû Davud, Vitr 26)İstiğfar… Bağışlanmayı dilemek… Yapılan yanlışlıkların hiç yapılmamış sayılmasını arzulamak… Bu dileğe dili ve bedeni şahit tutmak… Diliyle affolunmayı dilerken davranışlarla bu dilekteki samimiyeti göstermek…
İnsana kendi ruhundan üfleyerek onu şereflendiren Allah-u Teâlâ ile kulun ilişkisinde dengeyi sağlayan bir fonksiyonu vardır istiğfarın. İstiğfar kulluğun gereğidir; insanın mutlak saltanat sahibini tanıyıp kendi acziyet hududunu çizebilmesinin gereğidir. Kulun Rabbini unutmadığının nişanesidir.
Hatadan berî olmak insan için muhal. Hatasız yaşamayı dilemek, melek olmayı dilemek demektir. Oysa “Canım kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi yok eder, sizin yerinize, günah işledikten sonra Allah’tan af dileyecek bir millet getirir ve onları affederdi.”
(Müslim, Tevbe 11) buyurmuştur Hz. Peygamber.Efendimiz (SAV) Buradan anlaşılıyor ki İslam’a göre insandan beklenen şey, günaha hiç düşmemek değil, günahta ısrar ederek ona dadanmamaktır. Zira bu ısrar insanda potansiyel olarak mevcut olan iyiliğe meyli köreltir, kötülüğü normal görmeye zemin hazırlar ve kişiyi, kendini temize çıkarabilmek için dinin hükümlerini olduğundan farklı yorumlamaya sevk eder. Günahtan/ kötülükten uzak durmaya çalışmanın bile bizatihi hayır olduğunu (Buhari) kavramaktan uzaklaştırır. Böylelikle iyilik yapma fırsatları da birer birer kaçmaya başlar.
İnsan hatasını düzeltebilme, hatalardan yola çıkarak öğrenebilme yeteneği ile yaratılmıştır. Hatayı düzeltebilmek için ise ilk önce bunu istemek, yapılan yanlıştan dolayı pişmanlık duymak gerekir. Bunun da temel şartı doğru ile yanlışın ne olduğu konusunda bilgi ve fikir sahibi olmak, bunların arasını ayırabilme feraset ve basiretini kazanmış olmaktır. Hatanın ne ve nerede olduğu, kimden kaynaklandığı konusunda sağlıklı bir bilgi ve düşünceye ulaşamamış insan ne için bağışlanma dileyecektir? İşte tam bu noktada peygamberlik müessesesinin fonksiyonu önümüze çıkar: İnsanın bütün davranış, fikir ve ahlakının büyük ölçüde kaynağı olan bakış açısı ve düşünce tarzını oluşturma ve yeniden yapılandırmada peygamberler son derece önemli rol üstlenmişlerdir. Kuran ve sünnet, insan davranışına, doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün ayrımında göreceli formattan uzak, ilâhî temele dayalı argümanlar sunmak suretiyle yön verir. “Bize göre” doğru olan ile “dine göre” doğru olan arasındaki ayrımı yapabilmek, olan bitenler ve olması gerekenlerdeki kişisel payımız hakkında farkındalık şuuru geliştirmek sorumlu müslüman olmanın gereğidir.
“Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki O birçoğunu da bağışlar.”
(Şura 42/30) ayeti bize şimdi ve şu anda, gelecekte yaşamak istemediğimiz dünyevî-uhrevî tüm musibetler için önemli bir mesaj vermektedir: Kendi davranışlarımızı kontrol ederek bugün için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmek. Bu açıdan istiğfar, görünürdeki sebeplerin ötesinde bir yerde saklı duran kendi sorumluluklarımızı idrak etmemizi sağlayacak en önemli şuurlanma aracıdır aynı zamanda.
İstiğfar, insanı kibir, şımarıklık ve her nimeti kendinden bilme sarhoşluğundan korur. Önünde eğildikçe insanlığımızın yükseleceği bir kemal kapısı sunar bizlere. Bizi günaha karşı duyarlı ve donanımlı kılar. Bu duyarlılık ve donanım ise dikkati diri tutarak kişiyi günahtan uzaklaştırır. İnsanın Rabbi ile ilişkisinde yeni bir dönüm noktası oluşturur. Bütün varlığın sahibine kendisini emanet edebilmiş olmanın huzuru ile bütün sıkıntılarında O’na sığınarak arınabilmeyi öğretir. Allah’ın sevdikleri arasına girme fırsatı verir. Ancak kendisi için af dileyen insan affedilmenin ne demek olabileceğini kavrar ve insanlara karşı hoşgörü sahibi olur.
Bağışlanma dile(ye)memek ise kendini müstağni görmenin sonucu olabilir ancak.
Kişinin önündeki en büyük engellerden biri de bu büyüklenmeci benlik algısıdır. Nefsin kendini temize çıkarmak için akıl almaz yöntemleri olduğunu da akıldan çıkarmamalı. Bizi kendimizle hesaplaşmaktan uzak tutacak hangi sebebin zihnimizin bize oynadığı oyun/bahane olduğuna dikkat etmeli. Burada mantıkî açıklamaların tuzağına da düşmemek gerekir. Çünkü her hata için geçerli bir neden bulabiliriz. Oysa unutmayalım ki İblis’i şeytanlaştıran şey de “hiçbir kimse” önünde eğilmeyen o mağruriyeti idi.

“Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah’tan kendini bağışlamasını dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulacaktır.”

 

“ESTAĞFIRULLAH EL-AZİYM”

__________

Islam güzeldir  alintidir..
 

Sonraki Sayfa »


Yazarlar

Gelen Misafirlerim

  • 205,198 hits

Zamana Direnenmezsin

Ağustos 2008
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031