Acemi Cesareti İşte…

 

Adıyaman civarındaki turistik yerleri gezmek için yolu menzile düşen bir arkadaş anlatıyor.

Menzile uğradığımızda sabah erkendi.

 Dükkanlardan birine uğradık ve “Şeyh ile görüşmek

istediğimizi” söyledik. Bize “bu saate görüşmenin mümkün olmayacağını ve öğleyi beklememiz

gerektiğini, öğlen Şeyhin camiye teşrif edeceklerini” söylediler.

Biz “bekleyecek vaktimiz olmadığını ve hele bu sıcakta burda kalmak bizim için zor olacağını”

beyan ettiysek te “bunun mümkün olmadığını” tekrar ettiler.

Biz de “Şeyhin evinin nerde olduğunu”

sorduk ve evine gitmeye karar verdik.

Hanelerine giden koridordan geçip merdivenleri tırmanmaya

başladığımızda bizi birisi durdurdu.

“Nereye gittiğimizi” sordu biz de anlattık.

Tebessüm ediverdi ve

“bunun mümkün olmadığını ve Şeyhin istirahat ettiğini “söyledi. Biz ısrar ettik “bu kalabalıkta camide

göremeyiz izin verin de şu an görelim dedik.” Amma görevli olduğunu sandığımız kişi bize müsade

etmedi. “Öğlen camide görüşmemizi tavsiye etti.

” Ben de dedim ki “bu kalabalıkta nasıl görüşeceğiz

o zaman bana bir yer ayarlayacaksınız ki tam Şeyhin arkasında.

” Görevli tebessüm etti ve “eğer hakikatten görüşmek istiyor ve tevbe alacaksanız bunu sağlayabilirim” dedi.

Anlaştık.

Öğlen ezanı okununca ben hemen gidip görevliyi buldum ve beni götürdü tam Şeyhin arkasına o

kalabalık içinde yer ayarlayıp oturttu.

 (Bu arada beni bir gülme aldı tabii, çünkü oraya halifeler, seyyidler

ve alimler otururdu ve kimseyi de oturtmazlardı kendisine hatırlatınca taaccüb etti)

Tabii burda şunu da ilave ediyor ve

“Hani ola ki Şeyh namazı tamamlayamazsa yerine ben geçeceğim…”

Epeyce bir güldüm ve “Acemi cesareti işte dedim.”  Anlamadı amma güldü.

Ben diyor “Şeyh ile görüştüm, halimi hatırımı sordu, elimden tuttu….”

Ballandıra ballandıra anlatışı ve o sevinci görülmeye değerdi doğrusu.

(Haa elimden tuttu dediği de tevbe almış meğer..:))…))

____________________
Bilvanis.Net ten alıntıdır.

Allah (cc) hepsinden razı olsun..

 

Biz Dua Ediyoruz…

 

-Bir sofi geliverdi huzura…


“Sultanım sizin emrinize (tavsiyelerinize) imtisal ettiğim için
şu kişiler bana kızıyor ve beddua ediyorlar…”

dedi ve ağladı..

Yine o muhteşem bakışlar
Dayanılası değil bir eda
Ve şefakkat ile
Muhatabına yöneldi
O böyle baktımı
Ne tasa kalır
Ne de keder
Uçuverir ki dünyadan
Ve avanesinden yana
Ne ki tasa
Ne ki yeis varsa
Diyiverdiler
Ufuklar açan
Dualar ile

Onlar beddua ediyooor, biz ise dua ediyoruz…”

______________________________________________________

Bilvanis.net ten alıntıdır.
SIBYAN

Allah cc hepsinden razı olsun

 

Gelin hep birlikte ağaç dikelim ….


Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Resulullah (as) buyurdular ki; “İki kelime vardır, bunlar dilde hafif, terazide ağır, Rahman’a da sevimlidirler: Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi’l-azîm. (Allah’ım! Seni hamdinle tesbih ederim, Yüce Allah’ım seni tenzih ederim) kelimeleridir.
[Buhari, Daavat, 65]

 

Cennet’de Nasıl Ağaç Dikilir ?
Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki,
- Cennetde ağaç yokdur. Oraya çok ağaç dikiniz!.
- Oraya ağacı nasıl dikelim dediklerinde,
-Tesbîh, tahmîd, temcîd ve tehlîl okuyarak) buyurdu.
Yanî, (Sübhânallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber) diyerek Cennete ağaç dikiniz buyurdu.

Bir hadîs-i şerîfde,
-Bir kimse, Sübhânallahil’azîm ve bihamdihi derse, (onun için) Cennetde bir ağaç fidanı dikilir, buyurdu.


Görülüyor ki, Cennet ağacı, dünyâda harfler ve sesler şeklinde, bu kelimeye yerleşdirilmiş olduğu gibi, Cennetde, bu kemâller ağaç şeklinde bulunmakdadır. Bunun gibi, Cennetde bulunan herşey, dünyâdaki ibâdetlerin, iyi işlerin netîceleridir. Allahü teâlânın kemâllerinden herhangi biri, bu dünyâda, iyi sözlerde ve iyi işlerde yerleşdirilmiş olduğu gibi, bu kemâlât, Cennetde, lezzetler, nimetler perdesi altında meydâna çıkar. Bunun içindir ki, oradaki lezzetleri, nimetleri Allahü teâlâ beğenir. Bunları tadmak, Cennetde sonsuz kalmağa ve Allahü teâlâya kavuşmağa sebeb olur.
***

Bir kul, ibâdet ederken, bu ibâdette bulunan her güzelliği ve iyiliği Allahü teâlâdan bilmelidir! Çünkü, Onun güzel terbiye etmesinden ve ihsânındandır. İbâdette kusûr ve aşağılık bulunursa, bunların hepsi kuldan gelmektedir. Kulun özünde bulunan kötülükden hâsıl olmaktadır. Hiçbir kusûru, aşağılığı Hak teâlâdan bilmemelidir.

 

O makâmda, yalnız iyilik, güzellik ve kemâl vardır. Bunun gibi, bu âlemde bulunan her güzellik ve üstünlük Allahü teâlâdandır. Her kötülük ve aşağılık da, mahlûklardandır. Çünkü mahlûkların aslı, özü ademdir. (Adem) de, her kötülüğün ve aşağılığın başlangıcıdır. (Adem, yokluk demektir.)

 

(Sübhânallahi ve bi-hamdihi) güzel kelimesi, bu iki şeyi açıkca bildirmekdedir. Hak teâlânın tenzîhini ve takdîsini yani Ona yakışmayan aşağılıklardan ve kötülüklerden uzak olduğunu çok güzel bildirmektedir.

 

Bu güzel kelime, şükür yapmağı, hamd etmekle bildirmektedir. Çünkü hamd, her şükrün başıdır. Hak teâlânın güzel sıfatlarına ve işlerine ve bütün ni’metlerine ve büyük ihsânlarına hamd kelimesi ile şükür edilmektedir. Bunun içindir ki, hadîs-i şerîfde, “Bir kimse, bu güzel kelimeyi gündüz veya gece, yüz kerre söylerse, o gün veya o gece, hiç kimse onun kadar sevâb kazanamaz. Ancak onun gibi söyliyen kazanır” buyuruldu. Başkalarının ibâdeti, onunla nasıl bir olabilir ki, o kimse, bu güzel kelimenin son parçası ile, bütün iyiliklerin ve ibâdetlerin şükrünü yapmış olmakdadır. Bu güzel kelimenin baş tarafı ise, ayrıca Hak teâlâyı kötülüklerden ve aşağılıklardan tenzîh ve takdîs etmektedir. O hâlde, bu güzel kelimeyi her gün ve her gece yüz kerre okumalıyız! İnsanları iyi işleri yapmağa, ancak Allahü teâlâ kavuşturur.
***
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Cennetin ağaçları, nehirleri dünyadakilere hiç benzemez. Orada olan herşey, dünyadaki ibadetlerin, iyiliklerin meyveleridir.”

 

Peygamber efendimiz, “Cennette ağaç yoktur. Tesbih, tahmid, temcid ve tehlil okuyarak, Yani -Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vAllahü ekber- diyerek oraya çok ağaç dikiniz” buyurdu. (Müj. m. 302)

 

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
“Allah indinde en kıymetli söz, -Sübhanallahi ve bihamdihi- dir.” [Müslim]

 

“Günde yüz defa -Sübhanallahi ve bihamdihi- diyenin, günahları deniz köpüğü kadar da olsa affedilir.” [Müslim]

 

“Gece ibadet etmek kendine güç gelen veya malını hayra sarfetmekte cimrilik eden yahut düşmanla savaşmaktan korkan, çokça -Sübhanallahi ve bihamdihi- desin. Çünkü bu, Allah yolunda infak edeceği, bir altın dağdan daha kıymetlidir.” [Taberani]

 

“Dilde hafif, terazide ağır ve bağışlayıcı olan Allah indinde en kıymetli iki cümle: -Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahilazim- dir” [Müslim]

 

Mektubattan seçmeler

 

Elimizde böyle bi hazine var değerlendirelim inşallah…Bunu günlük vird haline getirelim. Bizede dua ederseniz RAB’bim c.c bu günahkar kardeşinizi lutfu keremi ile belki ıslah eder af eder inşaAllah.

 

Not:Cennet-i Alâda bu diktigimiz agacların altında Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ile
sohbet halkaları kurup danyadaki kötülükleri unutup güzelliklerden hasbihal etmek hasret gidermek gül kokusunu sinelerimize cekmek temennisi ile.
———————
alkavkaz28

Sabır mı? Tahammül mü?

 Şimdi ağlayan gözyaşıyım artık ve içime akıtan benim Allah ım

Rabbimiz İnsanlardan Nasıl bir Sabır İstiyor? İnsanları karanlıklardan nura çıkaracağı bildirilen Kuran’da

(İbrahim Suresi,1),

emredilen tavırlardan biri “sabretmek”tir.

Kuran’da öğretilen gerçek sabır, sadece zorluklar karşısında değil, aksine hayatın her anında yaşanan bir ahlak özelliğidir.

Gerçek sabır, zorluklarda olduğu kadar rahatlık ve nimet içindeyken de güzel ahlakta kararlılık ve istikrar göstermeyi, bir an olsun bunlardan taviz vermeyerek bir ömür süresince bu ahlakla yaşamayı gerektirir. Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.

 (Mearic Suresi, 5)

 Sabır, Allahın Rızasını Kazanmak İçin Bir Anahtardır Müminler yalnızca için sabrettiklerinden dolayı sabırlarının karşılığında mutlaka somut bir karşılık beklentisi içine girmezler.

Gösterdikleri üstün ahlak neticesinde Rabbimiz’in rızasını kazanacaklarını ummak, onlar için alabilecekleri tüm karşılıkların en güzelidir. “…

 Sabır gösterenleri müjdele.”

(Bakara Suresi, 155)

Kur’an’da “sabredenlerle beraber” olduğunu

(Bakara Suresi, 153)

bildirerek, sabrın müminlere pek çok güzelliğin kapısını açan eşsiz bir anahtar olduğunu bildirmektedir.

 Sabır, Ancak Rızası İçin Gösterilir Bir ömür boyu devam eden gerçek sabrın asıl kaynağı müminlerin ’a olan imanlarıdır. İman eden bir mümin tüm olayların ardında ’ın yarattığı binlerce hayır ve hikmetin gizli olduğunu bilir.

 Rabbimizin kendisi için belirlediği kadere tereddütsüz teslim olur ve rıza gösterir. Bu nedenle sabır mümin için zorlanarak yaşanan bir ahlak özelliği değil, tüm ibadetler gibi gönül rızasıyla ve hoşnutlukla yaşanan ve zevk alınan bir nimettir. “Sabrettiğinize karşılık selam size.

(Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.”

(Rad Suresi, 24

) Toplumda yaşanan yanlış sabır anlayışı:

Tahammül etmek Kuran’da öğretilen sabır anlayışını bilmeyen kimseler sabrı, hiçbir çaba göstermeden, sadece “söylenerek” bekleme şeklinde algılarlar.

 Hatta bu şekilde aciz bir tavır sergilemenin son derece erdemli bir davranış olduğuna da inanırlar. Oysa Katında makbul olan sabır aklın, vicdanın ve maddi manevi tüm imkanların kullanılarak zorlukların ortadan kaldırılmasını teşvik eder.

“… sürekli olan ’salih davranışlar’ ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.”

(Kehf Suresi, 46)

Tahammül Göstermek dünyada azap kaynağı olur Dünyada imtihan gereği kullarını güzelliklerle deneyebileceği gibi zorluklarla da deneyebilir.

Andolsun Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.

 (Bakara Suresi, 155)

’ın zorlukları sabretmek için kaderde yarattığını düşünmeden hoşa gitmeyen durumlara ‘katlanmak’, ‘tahammül etmek’ dünyada da bir azaptır.

Çünkü tahammülün karşılığında bir beklenti içine giren insan, dünyada her zaman bir karşılık bulamayabilir.

Bu durumda hem zorluk içinde geçirdiği zamanı kaybeder hem de karşılığında dünyevi bir mükafat elde edemez.

Dünyevi Çıkarlar uğruna sabredenler, ’ın hoşnutluğundan mahrum kalırlar Yüce zorlukları, sabır gösterenleri ortaya çıkarmak için yaratmaktadır.

Rabbimiz “Yoksa siz, , içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”

 (Al-i İmran Suresi,142)

ayetiyle bu sırrı kullarına bildirmiştir.

 Dünyevi çıkarlar uğruna bir olay karşısında tahammül edenler ’ın hoşnutluğundan ve vaat ettiği cennetten mahrum kalabilirler, ancak ’ın rızasını kazanmayı amaçlayarak sabır gösterenler ’ın izni ile cennete girmeyi umabilirler.

Kaynak: İlmi Mercek

Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?

 

Sus yüreğim sus…Sus…Sadece gidelim,sadece yürüyelim,yapayalnız,tek başımıza…Haydi yüreğim sus ve gidelim…

Gitme vakti gelmedi mi gönlüm?

Sonraki Sayfa »


Yazarlar

Gelen Misafirlerim

  • 205,198 hits

Zamana Direnenmezsin

Ağustos 2008
M T W T F S S
« Jul    
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031