Gönderen: yakaza | Ocak 9, 2009

Cennet Kokulu Cocukları Ne Hale Getirdiler….!

Gazze’nin masum bebekleri, küçücük çocukları.

Günlerdir sizin cennet fotoğraflarınıza bakıyoruz.

 Bakamıyoruz, bakar gibi yapıyoruz.

Yüreğimiz, yüreklerimiz daralıyor.

Daralıyor, sıkışıyor, bitiyoruz. O dağınık saçlarınız. Ecel rüzgârında dalgalanır gibi. Ne güzel saçlarınız var sizin. Ne de güzel, yaşar gibi bakan donuk gözleriniz. Anlamaya çalışıyorum, bize neler anlatıyor, neler fısıldıyorsunuz.

Yüzleriniz ne güzel. Ölümün izleri tutunamaz mı sizin yanaklarınızda?
Siz nasıl bakıyorsunuz öyle? Ne diyorsunuz katılaşmış, katran sürünmüş, pas tutmuş vicdanlara? Zalimin bombalarına, mermilerine en büyük cevap siz misiniz?
Anneleriniz size doyamadan, babalarınız doya doya koklayamadan, nasıl da kayıp gittiniz ellerinden, ellerimizden. Giderken, bütün dünyanın çocuklarını sorulara boğdunuz. Sizin masum yüzlerinize bakarken evde annelerine, babalarına sorup durdular: Çocuklar neden ölüyor anne? Çocukları neden öldürüyorlar?
Cevap veremedi kimse. Boğazlara bir düğüm atıldı. Ne diyecektik? Ne demeliydik?
Ben o güzel yüzlerinize önce cesaret edip, bakamadım. Toplayamadım kendimi. Sonra dayanamadım. Bak dedim, onlar cennet yüzleri. Bir de dağınık saçlarınıza takıldım. Ne güzelmiş şehit bebeklerin saçları. Okşamak isterdim. Cennetten kokular sürünmüştür şimdi onlara diye koklamak isterdim. Yüzüm olur muydu? Elim gider miydi? Suçluyuz hepimiz…

Sonra teselli aradım. Cennette Peygamberimiz okşayacak o saçları, o masum başları. Peygamber şefkati dedim. Düşündüm sonra, Kasım’ı, Abdullah’ı, İbrahim’i okşar gibi okşayacak Gazze’nin cennet çocuklarını. Kim bilir nasıl da oyunlar oynardı, Peygamberim, tutarak ellerinizden. Size elleriyle yemişler verirdi, sizinle yarış ederdi kim bilir. Cennet çocukları, nasıl da özenirlerdi size kim bilir. Sorarlardı sizi, bunlar da kim? Kim böyle İnsanlığın İftihar Tablosu’na arkadaş olanlar? Siz cevap mı verirdiniz: Biz Gazze’nin çocuklarıyız.

Yan yanaydı küçücük kefenlere sarılı bedenlerimiz. El eleydik, sıra sıraydık, ellerdeydik, havalardaydık. Doğrudan geldik biz buraya… Sizin orada bahçeleriniz mi olurdu; adını Gazze mi koyarlardı?
Siz cennetin kapısında annelerinizi babalarınızı almadan gitmez misiniz? Bizi de bekleyin… Bizi de işaret edin…

O masum yüzleriniz, o sıra sıra cennet kundaklarına sarılmış halinizle siz, bize bütün hayatı sorgulatan bakışlarınızla siz, boşuna ölmüş olamazsınız. Anladıklarımızdan, daha büyüktür anlattıklarınız. Siz kurumuş çöllere can veren rahmet damlaları gibi, yüreklere şefkat, merhamet yağdırıyorsunuz. Siz, bilseniz ne çok taşlaşmış kalbi çözdünüz, erittiniz.

Siz, “sadece ben” diyen insanlara, yüreği hatırlattınız. Kanayan bedenlerinizle, vicdanları kanattınız. Kurumuş nice göz pınarına yaş yürüdü, bakarken o bakılamaz gözlerinize… Siz buğday tohumu gibi hatta ondan da öte, bir düşünce toprağın bağrına milyon dirildiniz. Bizi insanlığımıza dirilttiniz.

Eğer ihtiyar dünyamız bir bahar daha yaşayacaksa, taşlaşmış kalplerle gelmez o bahar. Merhamet, şefkat, vicdan gelmeli önce. İnsan dirilecekse, insaniyet dirilmeli önce. Demek size düştü, sizin masumiyetinize düştü bu görev. Size o zalim, o merhametsiz, o kalpsiz adamlar, kadınlar nasıl da kıyıyorlar. Nasıl da utanmıyorlar.. korkmuyorlar.. pişman olmuyorlar… Siz, Gazze’nin cennet çocukları, siz onları teşhir ettiniz.

 Onlara destek verenleri teşhir ettiniz. İnsan hakları, hayvan hakları diyenlerin suskunluğunu, ortadan kayboluşlarını teşhir ettiniz. Nasıl da yakalandılar, masum bakışlarınızda… Bu kadarını ummayan, bu kadarını düşünemeyen, “medeniyet, demokrasi, insan hakları falan filan var artık, böyle vahşetler Nazilerin döneminde kaldı artık” diyenlere, en anlatılamazı anlattınız.
 
Gazze’nin cennet çocukları, kararan vicdanları sarstınız. Dünyaya dalan Müslümanlara, mümin olma şuurunu hatırlattınız. Dağınık saçlarınız ve yaşıyormuş gibi bakan gözleriniz, on günde ne çok şey anlattı bize… Eminim, ahınız, kalmaz düştüğünüz yerde…

Hüseyin gülerce

 

FİLİSTİNİ ÖP YERİME

Açmışsın kanatlarını , uçuyorsun diyardan diyara..
Ey rengini bulutlara vermiş beyaz güvercin!
Ebabillerin yareni ol ve su serp gönlüme..
Bu gece uğrarsan Filistin’e selamımı söyle .
Öp yerime, alnından öp, onurundan öp, şerefinden öp !
O beni tanımaz belki, sorarsa; ” Muhammed (s.a.v) ümmetin çaresiz bir ferdi ” dersin.

Başını sallayıp üzülecektir halime..
“Muhammedin’in ümmeti ne halde?”diyecektir kendi kendine..
Ey diyardan diyara uçan güvercin!
Bu gece konarsan Gazze’nin yüreğine,kadınların akacak olan yaşlarını tut elinle..
Anaların feryadına koş,benim yerime..

Benim yerime öp Gazze’yi alnından,benim yerime öp anaların rahmet saçan kokularından!
Silahların altında gölgelenen çocukların seyrine dal.
Diğer şehirlerin doğacak olan güneşinden bahsetme sakın!
Bir kurşun da sen sıkma oyuncaklarına !
Bu gece uğrarsan Filistin’e yerlerden taş topla tek tek..

Sonra ver çocukların ellerine ve bak zalime uçan her taşa, üzerinde ‘EL-KAHHAR’ yazıyor mu diye ?

Çocuklara bak doya doya ..
Ama önce gözlerine bak..
Gözyaşları kurumuş mu?
Yoksa Şehadete mi nişanlanmış bu minik gözler?
Gözlerinden öp hepsini, benim yerime..
Doyasıya sarıl boş kalmış ellerimin yerine..
Bu gece uğrarsan Cihat erlerine,
ŞEYH YASİN ‘in hatıralarını, en şerefli ölümle yolculanan mücahitlerin yüklendiği acıyı izle!

Öp SABRA ‘Yı alnından benim yerime.
Sokaklarını gez, dolaş..
Şeyh Yasin’i bulursan yapış ellerine eteklerine benim yerime..
“Emanetine sahip çıkamadık” de, af dile suskun dilimin yerine..
Ağla , ağla çok ağla..
Ağlamayı unutan gözlerimin yerine..
Ey kapkaranlık dünyanın bembeyaz güvercini !
Hüzün Peygamberi ‘nin diyarı değil miydi bu dünya?
Şimdi git Kudüs’e Orda ne kadar birikmiş acı varsa topla , at yüzüne bu ümmetin..

Bu gece uğrama başka yere..
Kudüs’e git öp yerime..
Alnından öp,
Onurundan ,
Şerefinden ,
Toprağından,
Nurundan öp !
Benim yerime ..!


Yanıt

  1. inşaallah bizde yoluda vurulanlardan oluruz
    inşaallah çocuklarımız kudüs ırak çeçenya doğu türkistan için büyüyecek RABBİMİZ BİZE DE NASİP EYLER ŞEHADETİ DUA EDİN KARDEŞLER

  2. söyleyecek birşey bulamıyorum ancak bukadar anlatılabir çaresizlik.ALLAH RAZI OLSUN.


Cevap bırak

Sizin cevabınız:

Kategoriler