Haziran, 2008 için arşiv

YÜREKTEN BİTTİM “YA RAB” DİYENE…

 

Usulüne uygun yazılmayan bir dilekçe dahi,
yazıldığı makam ne kadar kıytırık olursa olsun kabul edilmezken, şartlarına riayet edilmeyen dua nasıl tutsun?
Dua, ALLAH’a çıkarılmış davettir.
Dua, insanın acziyet itirafıdır.
Dua, insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir.
Dua, insanın iki ayaklı bir yürek olup tepeden tırnağa ‘istemek’ kesilmesidir.

                                                                             

Dua var gücünü,
olanca çabasını harcayıp bitiren insanın ALLAH’a saldığı “imdat” sayhasıdır.


Yürekten “Bittim Ya Rab!” diyene
“Dayan, yettim kulum!” diyecektir ALLAH.
Var mı biten, gerçekten var gücünü harcayan,
tüm çabasını ortaya koyan ve tükendiği yerde “Bittim ya Rab!” diyen?
Kim o?
Hiç kuşkunuz olmasın ki, onun imdadına yetişilecek “ALLAH’ın yardımı ne zaman?” diyen ve yardımı hak edene “ALLAH’ın yardımı elbet pek yakındır” diyen bulunacaktır.


Kuldan istemenin bile bir âdâbı-erkanı bir usulü varken, ALLAH’tan istemenin bir âdâbı bir usülü olmasın mı?
Ettiğimiz dualar, ALLAH’a gönderdiğimiz mektupsuz zarflara benziyorlar. Zarf var fakat mazruf yok. Bu şu demektir: Ceset var fakat ruh yok, kabuk var fakat öz yok, maske var fakat yüz yok.
Yaşarmayan bir göz, kızarmayan bir yüz, hissetmeyen bir öz, eyleme dönüşmeyen binbir söz ile ALLAH’a yazılan davetiyeler nasıl varsın yerine?
Yanmayan, özlemeyen, sızlamayan, inlemeyen,
duymayan bir yüreğin feryadı mı olur?
Taş kesilmiş aşk fukarası yürekler “dua” gibi muhteşem bir mesajı hangi enerjiyle iletirler adresine? Sesini sahibine dahi duyuramayan, sahibinin sesini duymaktan aciz olan bir yürek, öteleri sarsacak bir sayhayı nasıl koyverir gök kubbeye?

Oysa ki dua, güftesi aşk bestesi mahrumiyet ve ıstırap olan bir özge şarkıdır.


Bu şarkıyı söyleyecek olanın mazlum olması yetmez; kendi mazlumiyeti zalimlerin zulmüne yakıt olmamış biri olmalıdır. Kendi omuzlarını zalimlerin yükselmesi için basamak kılmamış olmalıdır.


Bu şarkıyı terennüm edecek birinin, olanla olması gereken arasındaki farkı iyi bilmesi şarttır.


Eğer bunu bilirse, duayı bir çocuğun annesinden ısrarla isteyişi gibi isteyecek, ilahi kapının eşiğine başını koyarak ısrar edecek, tekrar edecektir; tıpkı her gün onlarca kez okuduğu Fatiha’da olduğu gibi…
Dua, ALLAH’a çıkarılmış bir davetiyedir demiştik. Davet edenin bir adresi, bir aidiyyeti bulunmalıdır ki, icabet edecek olan onu orada bulsun. Bu adres insanın ALLAH karşısındaki esas duruşudur. ALLAH karşısında esas duruşunu bozan, ya da esas duruşu olmayan, davet edip de adresinde bulunmayan sorumsuz gibidir. Kim inanır onun duasında samimi olduğuna?
Diyelim ki adresinde bulundu. Bu kez de, davetine tecelli ve inayetiyle icabet edecek ‘a sunacak bir yüreği olmalı. Mekansız’a yürekten özge mekan olur mu? Deniz dibine dönmüş, çöplükten beter hale gelmiş, eline geçen dünyalığı içine attığı bir mahzene dönmüş bir yüreğe konuk edilir mi O? Tıpkı şairin dediği gibi:


Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak
Padişah konmaz saraya hane mamur olmadan


Kulun gücünün bittiği yerde ALLAH’ın yardımı başlar. Gücünüzün bittiği noktada olup olmadığınızı kontrol ettiniz mi? Eğer hala gücünüz varsa, o bitinceye kadar koşmanızı, soluğunuzun tükendiği noktada hiç ummadığınız bir yerden önünüze kapı açılacağını düşündünüz mü?
Taif dönüşü Muhammed (a.s) son tedbiri de tüketmiş bir halde kan revan içinde doğduğu toprakların varoşlarına gelip dayanmış fakat girememişti. İşte o an gücünün bittiği andı. Gidecek bir kapısı, başvuracak bir dayanak, sığınak, tutamak ve barınağı kalmamıştı.


Aklın tedbirinin bittiği yerde aşkın kollarına bırakmıştı kendisini ve bir dua yapmıştı. Bu dua öyle bir aşkla yapılmıştı ki, doğrudan hedefini bulmuş ve nübüvvet sürecinin gün dönümü olmuştu.
Ufuk İnsan’ın Mekke’ye bakan yamaçlardan birinde yaşlı gözlerle yaptığı, tarihin akışını değiştiren ufuk duayı sizin için tercüme edeyim:
ALLAH’ım!
Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.
Gücümün azaldığını,
insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum!
Ya Erhamerrahimin!
Sensin ezilmişlerin Rabbi!
Sensin benim Rabbim!
Beni kimlerin eline bıraktın?
Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?
Yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı?
Eğer sen bana gücenmedinse,
kesinlikle bunlara aldırmıyorum.
Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır.
Senin nuruna sığınırım,
karanlıkları aydınlatan nuruna…
Gelecek azabın, bana ulaşacak öfkenden
kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.
Sana sığındım, yeter ki razı ol.
Güç ve kuvvet sendendir,
yalnız senden.” (İbn Hişam, Sire II/29-30)

 

mustafa islamoğlu

Allahım…

Allahım…
İlk defa sana yazıyorum…

Yalnızlık, çaresizlik insanı sana yaklaştırırmış ya,
Belki de ilk defa bu kadar çaresiz, yalnız ve sana yakınım…
Sanki yedi kat gök aramızda değil… ve Allahım,
Sen bana sanki şah damarımdan daha da yakınsın…

Allahım…
Kendimi sana bu kadar yakın hissederken,
Hiç sesimi duymayacakmışsın gibi korkuyorum…
Sana layıkıyla iman etsem, hakkıyla kulluk etsem
Hiç korkmazdım Allahım… belki de korkum senden değil
Günahlarımdan kapkara olmuş kalbimi, senin nam-ı celalinle
Nasıl dolduracağımdandır…

Allahım…
Neden, senin varlığını bilip de, bizi devamlı gördüğünü
Her kelamımızı duyduğunu bile bile günah işliyoruz ki…
Neden hep aklımızda sen yerine senden başka her şeyi sokuyoruz ki…
Senin sevgine kalbimizin kapılarını kapatıp, fani şeyleri senden çok seviyoruz ki…

Allahım…
Çaresizim…
Ne olur, seni sevmek için, seni hakkıyla sevebilmek için,
Sana layıkıyla kulluk yapabilmek için feryat eden şu kalbimin sesini duy…
Kalbimin kapılarını sonuna kadar açabilmem için, bana güç ver…
Ve bir an olsun beni nefsimle baş başa bırakma Allahım…
Affet Allahım, affet…

 

Düşünceli gördüm sizi…

Biraz düşünceli gördüm sizi Hayırdır, neler geçiriyorsunuz aklınızdan öyle? Hangi âlemler de geziniyorsunuz sessizce?

Bakıyorum da düş bahçelerinde koşuyorsunuz. Aman dikkat edin ayağınız bir taşa takılıp ta düş- meyiverin “düş” bahçelerinde Düşleriniz bir gün kırılmasın. Kırılırsa parçaları batar yüreğinize Üzülürsünüz sonra.

Düşte görürsün belki düşlediklerini Sonra rüyamda gördüm der, sevdiklerinle paylaşırsın rüyanı. Rüyaya takılır da kurtulamazsan; hayal âlemlerinde yaşarsın. Doğru mu bu sence?

Sanki yine düşünceli gördüm sizi Ben kimim ki? Ben bir hiçim bu dünyada diyorsunuz belki de. Dur bir kendine gel hele.Düşün!.. Bir zamanlar yoktun şu âlem sarayında. Yoktun sen Sıfırdın Fakat Bir Yaratıcı sana kıymet verdi. Değer verdi ki seni böyle güzel yarattı, dünyayı da sana bir han yaptı

Yoktan var edildin. Elbet ALLAH ü Teala’ya zor gelmez bir iş bu. Yaratıcı, seni sıfırdan en güzel seviyeye çıkardı. Sana güzel kabiliyetler, nimetler verdi. Dünyayı bir nimetler sofrası yaptı Kim için: Senin için. Fakat bunlara bakıp ta sakın gurura kapılma. Küçülürsün sonra&

Akıl, kalp, ruh ve latifeler ile süslenildin. Kendinin ne kadar mükemmel bir surette yaratıldığını anlayamıyorsan yanlış anlama; ama bir kendine bak bir de masaya& Kusura bakma seni incitmek için değil bu söylediğim. Ne kadar mucizevî bir şekilde yaratılmış olduğunu göstermek için. Masanın yerinde olmak ister miydin?

Yoksa hayallerin gerçeğe dönüşmediği için mi böyle düşüncelere daldın? Belki de o düşlediklerin senin için hayırlı değildir. Ya da henüz zamanı gelmemiştir

Peki nasıl kurdun o hayallerini ?Bir düşün Öyle kuru kuru olmaz..İstemek ,inanmak,çalışmak ile büyüteceksin hayalini.Sonra dua,ümit,azimle ve hayırlısını isteyerek besleyeceksin emellerini Baktın duaların kabul olmuyor mu?Deme ki kabul olmadı, belki daha güzel bir şekilde Cenab-ı Hak tarafından kabul edildi daha güzel bir alemde *&Veya şöyle düşün ; fiili duanı yapmadın yeterince ya da ALLAH ü Teala sana bu dünyada daha hayırlısını verecek

Nefsi bir muhasebe yap Sonra durmak nedir bilme! Bak dünya bile durmuyor, hızla dönüyor  Durma! Hayra koş, hayrı iste, ümitle bekle&Ümidi kestiğin an bil ki işlerin de ona göre gidecektir Yaratıcını tanı Bil ki O çok merhametlidir Rahmeti sonsuzdur. ALLAH’ın Rahmetine sığın. Ümidini keserek, Rahmetten kaçma! Rahmeti kaçırma!
Hala neler düşünüyorsun öyle? Bu dünyaya niye geldin söyle Hayallere dalmışsın, olmuşsun bir hayalet. Nedir sendeki bu halet Eh artık şu hayali işlerini hallet. Mümin için kırılan hayaller olmalıdır yeni bir gayret*Bundan sonra söyleyeceğin : “ALLAH’ım beni affet” . Öyleyse gayret et,dua et,sabret.

Bitmek bilmeyen düşlerin içinde kaybolmuşsun adeta. Farkında bile değilsin  Biri seni dürtse de uyandırsa nasıl olur? Uyan, geldik son durağa  Hakikat durağındayız. Gel hakikate erelim

Hamd ibadetlerin küçük bir nüshasıdır*Öyleyse şükret elindeki nimetlere. Dünyanın cazibe dar fitnelerinden uzak dur Âlemin deveranına bak; Rabbini tespih et… Peygamber efendimize selam; Rabbine bol bol dua et.

“Dua eden adam anlar ki, Birisi var, onun hatırat-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına medet eder.*”Bana dua edin, size cevap vereyim.(1 )diyor Cenab-ı hakk.

” Ey insan! Madem hakikat böyledir. Gururu ve enâniyeti bırak. Ulûhiyetin dergâhında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hâcâtını, tazarru ve dua lisanıyla ilân et ve abd olduğunu göster. Ve de yüksel*”..’ALLAH bize yeter, O ne güzel vekildir’ (2)

1. Mü’min Sûresi, 40:6

2.Âl-i İmrân Sûresi, 3:173

* Risale-i Nur’dan &

________________________________
İhvanforum dan alıntıdır.

Vefa Ve Sadakat Ile Ilgili Ayetler

RABBİMİZİN BİR MÜSLÜMANDA EN BEĞENDİĞİ İKİ GÜZELLİK:

VEFA ve SADAKAT

 ‘Allah buyurdu ki: “Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır”. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur. (Maide 119)

 Kur’ân’da İsmail’i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir peygamberdi.(Meryem 54)

 (Bunu Allah), sadıklara sadakatlerinden sormak için yaptı. Kâfirler için ise acı verecek bir azab hazırladı.(Ahzab 8)

 Müminlerdendir o erler ki Allah’a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Kimi adağını ödedi (canınıverdi), kimi de beklemektedir.Onlar,ahidlerinihiç değiştirmediler. (Ahzab 23)

 Çünkü Allah sadıklara sadakatleriyle mükafat verecek, dilerse münafıklara da azab edecek veya tevbe nasib edecektir. Şüphe yok ki Allah çok bağışlayıcıdır. Çok merhamet edicidir. (Ahzab 24)

 “Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.” (Saffat 105)

 Onların vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah’ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. (Muhammed 21)

 Herhalde sana bey’at edenler ancak Allah’a bey’at etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir. (fetih 10)

 Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık urumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. (Bakara)

 

Yağmur :(

Yağmur

O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah’a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)

Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (Enam Suresi, 6)

O, gökten su indirendir. Bununla herşeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiştaneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmışsalkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)

Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin.” (Hud Suresi, 52)

Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. (Nahl Suresi, 10)

Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 65)

Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lutfedicidir, herşeyden haberdardır. (Hac Suresi, 63)

Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz Biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz. (Müminun Suresi, 18)

Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)

Ve kendi rahmetinin önünde rüzgarları müjdeciler olarak gönderen O’dur. Biz, gökten tertemiz su indirdik; Onunla ölü bir beldeyi (toprağı) canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için. (Furkan Suresi, 48-49)

(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir. Allah ile beraber başka bir ilah mı? Hayır, onlar sapıklıkta devam eden bir kavimdir. (Neml Suresi, 60)

Andolsun onlara: “Gökten su indirip de ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?” diye soracak olursan, şüphesiz: “Allah” diyecekler. De ki: “Hamd Allah’ındır.” Hayır, onların çoğu akletmiyorlar. (Ankebut Suresi, 63)

Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah’ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)

Görmüyorlar mı; Biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı? (Secde Suresi, 27)

Allah’ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık). (Fatır Suresi, 27)

O’nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüşve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye güç yetirendir. (Fussilet Suresi, 39)

O’dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli’dir, Hamid’dir. (Şura Suresi, 28)

Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. (Kaf Suresi, 9)

__________________

Sonraki Sayfa »


Yazarlar

Gelen Misafirlerim

  • 205,198 hits

Zamana Direnenmezsin

Haziran 2008
M T W T F S S
« May   Jul »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30