Susmak aşkın dilidir” diyen sevgili,

Konuş şimdi kelimelerine ihtiyacım var…

 

 

 

 

 

 

 

“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…”
Rabbimiz yolun sonunu hayreyleye.

 

 

 

Her aşığım diyenaşıkolmaz

Her sevgiden bahseden sâdık olmaz. ilâhi herkes merd bir âşıkolmaz.

Sıradan kalblerde AŞK DERDİbulunmaz..

Keşke düşüncelerde yollar gibi olsa…

Geçip gidebilsek…

Önümden gitme!
Seni takip edemeyebilirim.Arkamdan gelme!Sana yol gösteremeyebilirim.

Yanımda yürü!

Ve sadece dostum ol…

Kaç yalancı yaz geçirdi
BUZ
Kesti gönlüm

Sen hiç kendine küstün mü?
Ben küstüm

 

 

 …yokum…

 
 
 
 

 Her gecenin bir gündüzü olduğuna inananlardan mısın?

bir katre olma, kendini deniz haline getir
madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin

 

beri gel, beri !

 

Hz. Mevlana

 

 

 

    Öfkeler diktik gönlümüzün baş köşesine,

    nefretler ektik kalbimizin temiz bahçesine!

    Unuttuk bizi asıl seveni,

    unuttuk asıl sevmemiz gerekeni.

 

 

O’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.

(En’âm; 59)

 

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

Yaprakta hayat
dalda hayat
gövdede hayat
hayat papatyada
kırda göz alabildiğince
varolmak dediğin nedir ki?
Gölge-m-de hayat

garibim;
ne bir güzel var avutacak gönlümü,
bu şehirde,
ne de bir tanıdık çehre;
bir tren sesi duymaya göreyim,
iki gözüm
iki çeşme.

 

 

 

“Tâkâtimin tükenmek makamına savrulduğu an…
belki birkaç nefes daha sabredebilirim bu bekleyişe…”

Aşk yalnızca vuslat değildir
yokluğuna sabretmektir bazen
her bakışını senet saymıyorum geleceğimize
ben yarı yolda iz bırakmam
yaranın güzeli de varmış anladım
içim kanadıkça büyüyorum
sen bitti say
ben üç nokta koyuyorum…

 
 
 
 
 
 

Umudum tükendi derken…..

” Bir silgi gibi tükendim ben…

Başkalarının yaptıkları hataları silmeye çalıştım;
mürekkeple yazmışlar oysa.

Ben kurşunkalem silgisiydim.

Azaldığımla kaldım… 

 
Aynı güneşin ısıttığı yürekleriz biz.
Tek kişilik hayatlarda çift kişilik ümitleriz biz

 

 

  
Yine hüzünlü bir kasım gecesi…

Soğumuş ince belli bardağımda buz gibi çayım,

İki damla sevgiliye göz yaşım

~ikLimya~
___________
  
 

 

…kendimi arıyorum…

…gören var mı…

Gönderen: yakaza | Şubat 4, 2010

Gözyaşı


Akarsu neredeyse orası yeşerir.
Nerede göz yaşı dökülürse oraya rahmet nâzil olur.
MEVLÂNA Celâleddin-i Rûmî (KS)

Yaratan,rahmetini kahrından üstün saydı,
Ne olurdu hâlimiz,gözyaşı olmasaydı
Necip Fazıl KISAKüREK

Gözünün nurunu geliştirmek isteyen,ALLAH korkusu ile ağlasın.
Hz.Ali (RA)

Korunması lâzım gelen dört şey vardır:
Gözün,dilin,kalbin,hevâ ve hevesin
Abdullah bHübeyk (RahA)

Yol oldur ki,doğru vara,göz oldur ki,Hakkı göre,
Er oldur ki,alçakta dura,yüceden bakan göz değil
Yunus EMRE (KS)

 Gözyaşı,mağfiret için,ALLAH’ın,kullarından istediği istirhamdır
Ali TAYYAR

 Âşık Yunus eder âhı gözyaşı döker günâhı
Yunus EMRE (KS)

 Bir göz ki,olmaya ibret onun nazarında,
Ol düşmanıdır sahibinin baş üzerinde
Eşref-i RÛMÎ

Gözü haramdan korumak,ne güzel şehvet perdesidir.
Hz.Osman (RA)

Gözyaşı yarınki gülmenin,bugünkü müjdecisidir
Ali TAYYAR

 Kalbin gözleri,vücudun gözlerinden daha iyi görür
Reşat Nuri GüNTEKiN

 Kalp,yalnız gözyaşı ile yıkanır ve temizlenir
ibnurrahmi

Gözyaşı imânın kal’asıdır,içi muhafaza eder
Ali TAYYAR

Hepimiz kahkahalarımızı gözyaşımızla ödüyoruz
Peyami SAFA

Göz kalbin hunusidir,gördüğünü hemen kalbe indirir
Ali TAYYAR

Her damla gözyaşı,kalbimizin yıkanıp sıkılmasıdır
Orhan ZiYA

 Bâzen dudakların bitiremediği cümleleri,gözler tamamlar
AHikmet MüFTüOğLU

 En çabuk kuruyan,göz yaşıdır
Çiçero

 Yözyaşı ile yıkanan yüzden,daha temiz yüz olmaz.
Williame SHAKESPEARE

 Kapalı gözler,ruhu seyretmenin en güzel şeklidir.
Victor HUGO

 Akıl başka yerde olunca,gözler kör olur.
PSYRUS

 Göz kendisinden başka her şeyi görür
TFULLER


H i K M E T L E R :

 Gözler,sevgiyi kalbe götüren en hassas merkezlerdir

 Gözlerin hareketi,kalplerde olana delildir

 Göz yaşı,kalpte olan ataşe delildir

 Neye yarar ALLAH için dökülmeyen göz yaşı,
Neye yarar nâmahreme görünen kadın başı

 Nâmahrem yüzüne bakmakla cünüp olan,
gözünü nedâmet yaşları ile guslettirsin

 Göz yaşı,elemin sızıntısı ve sevincin şebnemidir

A T A S ö Z L E R i :

 Taâmın lezzeti tuzundan,
tuz ekmek hakkı bilmeyen,âkibet gözünden olur

 Bir görmek,bin defa okumaktan yeğdir

 Gözü tanede olan kuşun ayağı,tuzaktan kurtulamaz

 Bir göz ağlarken öbür göz gülmez

 Gördüğünü koyup işittiğine gitme

 Göz bir penceredir,gönüle bakar

 Fettân insanın sözünden ziyâde,gözüne bakmalı.

 

Gönderen: yakaza | Şubat 2, 2010

Kula Yakışan, Yüzünü Hakk’a Çevirmektir

Aksemseddin K.S. Hazretleri’nin beyanına göre, ALLAH  dostlarının hallerini, hayatlarını ve menkıbelerini nakletmek, ALLAH ’ın feyzinin celbine, rahmetinin inmesine vesile olur.

Ayrıca anlatılan meseleler gönüllerimizde yer tutar, amellerimize tesir eder ve hayatimizin hayırlı bir yasayışa dönmesine sebep olur.

Esas olan ilâhî rızaya ulaşmak, mafiret-i ilâhîye yönelmektir.

“İlâhi, maksudum sensin, matlubum da senin rızandır” cümlesini,

 Sâdât-i Kiram bunun için her türlü amelde elimize rehber, dilimize zikir, gönlümüze ışık olarak bildirmişlerdir. Böylece,

 “iki kişi ALLAH  için bir araya gelirse, üçüncü ALLAH ’tır.” sözünün manası ortaya çıkar.

 İste bu maksatla bir araya gelenlerin üzerinde ALLAH  Tealâ’nın rahmet ve kudret eli vardır.

Bir misafirliğe gittiğinizde evin sahibi sizi buyur eder, izzet ve ikramda bulunur. ALLAH  Tealâ da kainatın yaratıcısı ve sahibidir. Bu kadar ümmet-i Muhammed, “ey Rabbimiz!” der de, O buyur ey kulum!” demez mi? İste bizim münacaatimiz “buyur ey kulum!” dedirtmek içindir. Sohbetler buna vesiledir.

ALLAH  Tealâ insana bir yüz verdi. O yüz, iki elin parmaklarının birleşmiş halinden daha küçük. Bu dünyaya milyarlarca insan geldi geçti, ama hiçbir zaman bir kimsenin yüzü diğer birinin yüzüne benzemedi. Çünkü yüz, Cemalullah’ın aynası, ilâhî isimlerin ve nakışların ayrı ayrı mühürleridir. ALLAH ’ın mührü nihayetsiz derecede meseleye hükmettiği gibi, kimsenin yüzü diğerine benzemez. Yüz ALLAH ’tan gelen bir mektup gibidir. Bu mektup ALLAH ’ı gösterir. O zaman bu yüzü ALLAH  Tealâ’nın tecelli ve sübhanî kudretine çevirmek gerekir. Tıpkı bütün çiçeklerin yüzünü güneşe çevirdiği gibi.

Bir insanin iki cihan saadetine ulaşabilmesi için, Hakk’ı bilip O’na döndüğü yüzünü zikirle süsleyip nurlandırması, bunun için de bir kâmil bir rehbere başlanması gerekir. O rehber yüzünü ALLAH ’tan ayırmayan bir ay gibi olduğundan zikri hatırlatır. Evliya-i izam o kimselerdir ki, görüldüklerinde ALLAH ’ı hatırlatırlar.

Eğer dostuna baktığında o sana ALLAH ’ı hatırlatıyorsa, hayır kapısını açmış demektir. Aksine bir adam sana siyaseti, gafleti, alış-verisi, düşmanlığı, dedikoduyu hatırlatıyorsa, o adam yüzünü batıla çevirmiştir. Tabii mümine de, yüzü ALLAH’ı hatırlatanlara baktığında onu görüp anlayacak feraset gerekir.

Evet; yüzü her iki tarafa çevirmek de mümkündür. Hülâsa, mürşidin elini tutan Hakk’ı hatırlar. Çünkü mürşid, ALLAH ’ın nuruyla nurlanan bir cemal sahibi olup yüzünü Hak’tan ayırmadığından, yüzünü ona çevirenlere ALLAH ’ın zikrini telkin eder. Bunu söyle de ifade edebiliriz: İnsanin yüzü kâmile bakacak. Ondan Rasulullah A.S.’i görecek. Oradan ALLAH ’ı bilecek. Eğer yüzünü Hak’tan çevirirse, o zaman nefse bakacak, şeytana ram olacak ve dünyada boğulacaktır.
İste bir tane yüzün var. Ne tarafa bakacağını sen seç.

Mehmet Ildırar

Gönderen: yakaza | Şubat 1, 2010

Nefis Muhasebesi Cetveli

 

İnsan hayatı, İslam’la müşerref olduğu zaman bir anlam ifade etmektedir. “İslam ol, kurtul, selamette ol” düsturu, bu gerçekliği dile getirmektedir. Selamette olmak halinin iki yönü vardır. Birincisi, selametin dünyevi yönüdür. Dünyevi açıdan kurtuluş yani selamet, insanın elinden, dilinden, gözünden vesair azalarından ötekine zarar veren bir fiilin sudur etmeyeceği, dünya hayatını bir gönül insanı olarak idame ettireceği manasına gelir. Uhrevi açıdan kurtuluş ise, cennet gibi sonsuz bir mutluluk hayatının kapılarını açarak içeriye girmeyi sağlamaktadır.

İnsanın İslam olması, sadece dilden ibaret bir fiil değildir. Tüm azalara İslam’ı söyletmek, insanın Müslüman olmasının en önemli yansımasıdır. Ayette “iman ettim deyince kurtuluvereceğinizi mi sandınız?” diye anlamlı bir sorunun sorulması, dilden ibaret bir İslam’ın görüntü ve şekil İslam’ı olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan, İslam ile birlikte olmaya başlayınca fiillerini İslamlaştırması gerekmektedir. Bunun için müslümanın nefsiyle mücadelesi hayatının tüm merhalelerinde yerini alacaktır. Her daim yapılacak olan nefis mücadelesi ve muhasebesi, kişiyi İslam olduğunun farkına vardıracaktır. Nefis öyle bir şeydir ki, insan ona teslim olduğu zaman, onu karanlık dehlizlere doğru sürükler, o zaman insan asliyyetini kaybeder, farklı bir zat haline geliverir. Kur’an’ın ifadesiyle “Bel hüm edal = hayvandan da aşağı” oluverir. Onun için Hz.Peygamber (s.a.v.) dualarında, “Beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsimin eline bırakma Ya Rabbi” duasını çokça söylemiştir. İnsan İslamla yoğrulmamış bir nefisle birlikte hayatını idame ettiriyorsa, o, Allah’ın gösterdiği doğrultuda değil, kendisine kötülüğü telkin eden nefsinin istekleri doğrultusunda yaşıyor demektir. Aynı zamanda o, iç huzurundan yoksun, başkalarının da kendisinden zarar gördüğü bir şahsiyet olarak yaşayacaktır. Zararlı insan tabiri böyleleri için en uygun tabirdir.

İnsan yaratılışı itibariyle fücura ve takvaya meyyaldir. Onun fücura yatkınlığı ancak, hayatını nefis muhasebesi ve muhasebe istikamedinde idame etmekle engellenebilir. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v.) “Hesaba çekilmezden önce nefsinizi hesaba çekin” buyurmaktadır. Büyük bir hesab gününe, hazırlanmak için, yaşadığımız her anın muhasebesini, envanterini tutmak… Yirmi dört saatimizin çetelesini tutmak, takkemizi önümüze koyup düşünmek, neler yaptım, neleri yapmamalıyım, neleri yapmaya devam etmeliyim, hangi şeylerde eksiğim var diye. Ve bir gün içinde yapıp etmeye ihtiyacımız olan şeyleri yazmak. Tıpkı işyeri muhasebesi tutar gibi. Alacaklar, borçlar, ödemeler, maliyet vs…

Nefsimize sormak: Bugün namazlara gerekli ehemmiyeti gösterdim mi, namazları vaktinde eda edebildim mi, hangi namazları cemaatle kıldım, bugün Kur’an’dan okumam gereken hizbi okudum mu, bana öngörülen evradu ezkarımı seher vaktinin nur dolu vakitlerinde ifa ettim mi, bugün bir Müslüman kardeşimi ziyaret ettim mi, Allah’ın ve Rasulü’nün gösterdiği doğrultuda bugünümü yaşama noktasında ne kadar başarılı oldum? diye…

Bir ajandamız olmalı ve her gün yatsı namazından geldikten sonra, yapıp ettiklerimizi yazmalıyız. Nakşetmeliyiz yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı, suçlarımızı, kabahatlerimizi. İnsan kendisini başkasından daha iyi bilir. Kendisine yalan söyleyemez, kendisini aldatamaz. Bu ajandamıza kendimiz, kendimizi yazacağımızdan ötürü, doğruca yazarız. Bugün şu eğriliklerim oldu, bugün şu kişileri incittim, bugün bir fakiri öyle sevindirdim ki karşısında ağlayasım geldi, bugün Rasulullah (s.a.v.)’e beş yüz salavat getirdim, bugün kendimi çok hatalı gördüm, akşama kadar tevbe-i istiğfar ettim, diye cesur ve içten yazmalıyız. Ayda bir kere eskileri okumalıyız, ve bugünü okumalıyız. Ne değişiklikler oldu bizde diye. Eğer samimi olursak böyle bir uygulamanın bizi hep iyiye doğru götüreceğinden şüphe yoktur. İnsan muhasebe yaptıkça, iyiye doğru, daha iyiye doğru yol alacaktır. Kendisine güvenmeyen insanlar kendisini hesaba çekmeye cesaret edemez. Kendimizi muhasebe etmeye karar kılmak, o ajandaya az da olsa bir şeyler karalamak, bizim cesur olduğumuzu, az da olsa bir şeyler yapıp ettiğimizi gösterecektir. Ahirette o karalayıp ettiğimiz defterin dahi dile geleceği bir ortamda o yazdıklarımızın bize esasen ne kadar yardımcı olacağını göreceğiz. Haydi hep birlikte hayat dosyamıza güzel şeyler yazmaya…

Sami Büyükkaynak

Altinoluk dergisinden alintidir

Gönderen: yakaza | Ocak 30, 2010

”Seni Seven Torunun, Büşra…”

Bir ”Kutlu Doğum” haftası nedeniyle bir ilk öğretim okulunda, ders içinde, ”Peygamber’e Mektup”yarışması düzenlenmiştir…
Birincilik 9 yaşında bir kız çocuğunundur…
Ödül töreni düzenlenir…
Genç bir öğretmen hanım,birinciliği kazanan mektup elinde,kürsüye gelir,okumaya başlar.

 

 

”Nur yüzlü,gül kokulu Sevgili Peygamberim burada durur devam edemez…
yazan,9 yaşında bir kız çocuğu;okuyan,genç bir hanım;ağlayan,onlarla beraber bütün bir salondur…
Öğretmen hanımisesi titreyerek bir deneme daha yapar,yine okuyamaz…sonra bir deneme daha…
hıçkırıklara boğulur…
 
 
Mektubu bu kez de Genç bir erkek öğretmen alır…
O,yutkuna yutkuna da olsa mektubu okumayı başarır..
 

 

”Nur yüzlü gül kokulu Sevgili Peygamberim!
‘’seni çok ama çok seviyorum o temiz,pak ellerini öpmek i
nşAllah nasip olur senin Nur yüzünü görmek,
Dünya’nın en güzel sözlerini senden dinlemek o gül kokunu
 duymak inşAllah bana ve diğer müslamanlara nasip olur.
sen müslümanlığı yaymak için çabaladın inşAllah biz de
çabalarız ki sen mutlu olasın senin mutlu olman için canımı bile veririm
Cennete girersem ilk işim seni bulmak olur.
Senin o güzel Hadis-i Şerİflerini dinlemek çok hoşuma gidiyor.
Senin o Nurlu ellerini binlerce kez öpüyorum.
Çok iyi bir kişi olursam rüyama girermisin?
Müslamanları oluşturmak için ne kadar çaba sarfettin.
Sorularımla seni sıkıyorsam binlerce kez özür dilerim.
Sen her şeye layıksın.Altı yaşında yetim kaldın.
Bu nasıl bir duygu anlatır mısın?
Seni çok seviyorum.
Ellerinden milyonlarca kez öpüyorum…

 

 ”Seni Seven Torunun, Büşra…”
Gönderen: yakaza | Ocak 28, 2010

Mürşid Hak’kın Kapısıdır..

Şeyh Abdülgani Nablusî k.s. hz. şöyle der:

Bir kimse, ALLAH  a giden yolda kendisine yol gösterecek olan mürşidini Cenab-ı Hakk ın kapılarından bir kapı olarak görmelidir. Yani mürid, ‘benim mürşidim Hakk a giden kapılardan bir kapı, babullahtır’ demelidir.

Şeyh Muhammed Bedrî k.s. hz. de bu manayı şu mısralarla dile getirir:

Sen babullahsın Ya RasulAllah..
Sen Hakkın kapısısın Ya RasulAllah..
Kim o kapıya varır ise
Sen olmadan huzura giremez.

Nasıl Rasul-i Ekrem s.a.v. efendimiz ALLAH  a ulaşmada bir nuranî kapı vazifesi görüyorsa, alimler peygamberlerin varisleridir sırrına göre, mürşid de ALLAH  ın kapılarından bir kapı olmaktadır.

Mevlâna Celaleddin Rumî k.s. hz., kendisinin irşadına vesile olan üstadı Şems-i Tebrizî ks. Hz. için şöyle buyurur:

“Mürşidim Hakk ın kapısıdır. Çünkü Hakka onunla vasıl oldum.”

Mürid, mürşidinden gelen iyiliği ALLAH  ın hidayeti, şer gibi görünen ve nefsini sıkıntıya düşüren şeyleri ALLAH  ın bir imtihanı olarak bilmelidir. Bundan başka, mürid mürşidini ALLAH -u Teala nın esma ve sıfatlarının mazharı olarak görmelidir.

Şunu da bilmelidir ki, mürşid insanı hidayete erdiremez. Rasulullah da dilediğini hidayete erdiremez. İnsanı ancak ALLAH -u Teala hidayete erdirir. Kuran-ı Azimüşşan ın birçok ayetinde bizzat Cenab-ı Rabbülalemin hidayetin ancak kendisinden olacağını açıklıyor. Başka türlü bir tasavvuf anlayışı, yanlış ve haram bir yol olacağından buna dikkat etmek gerekir.

Abdulkadir Geylani ks. hz.nin Mektubat ını şerh eden Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa şöyle der:

Abd (kul), Rabb olmaz. Rabb de abd olmaz. Bu, ilahi bir tecellidir. Nasıl ki Tur da Cenab-ı Hakk bir ağaca tecelli etti, ondan Musa a.s. a hitab etti ve ben senin rabbinim ya Musa dedi; burada ağaç Rabb olmadı. Rabbin ağaç üstündeki tecelliyatı oldu.

Bunun gibi Rabb Teala , insan-ı kamile de tecelli eder. Ağaca tecelli eden ALLAH , peygambere tecelli etmez mi? Ay ın yarılması mucizesinde etti, Davud a.s.ın attığı taşlar Calut u öldürürken tecelli etti:

“Habibim, o taşı Calut’a Davud atmadı. Biz attık.”

ALLAH -u Teala ağaca tecelli ederde, ağaçtan daha kamil olan insana etmez mi? İşte tasavvuf ehli, mürşidini bu çerçevede düşünmeli, kulu Rabb gibi görme tuzağına düşüp, imanını ve amelini zayî etmemelidir.

Mehmet ILDIRAR

 

Bilvanis.net ten alintidir
ALLAH (CC) hizmetlerini makbul etsin amin

Aleyke

83errauf119hg3.jpg

Allah rızasını kazanmak için ameli salihe devam etmesi lâzımdır. Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri yapın. Sen niyetini Allah için yap, gerisi güzel gelir.Allah kuluna kafidir.

Benim Allah’ın rızasından başka bir derdim ve Rasulullah ( a.s)in sünnetini ihyadan başka bir işim yoktur.

Bütün gaye Allah rızasını tahsil olmalıdır. Eğer Allah insandan razı olursa insana dünyayı da, âhreti de nasip eder. Ne kadar iyi şeyler varsa, cennet dahil hepsini ona ihsan eder.
Maksud dünya menfaati değil, âhirettir, Allah sevgisidir. Allah
insanı severse karşılığını daha ziyade âhirette verir. Dünya malı vermiş veya vermemiş hiç mühim değildir.

Allah rızasının karşılığı âhiret mükafatıdır.

Şu bilinmelidir ki Allah-u Teâlâ’nın insanın ibadetine, tââtına asla ihtiyacı yoktur. Hâşâ Rabbül-Âlemin onlarla ne büyük, ne de küçük olur. Yapılan bütün amellerde tek maksud Allah’ın rızasıdır.
Eğer Allah rızasını tahsil etmek nasip olursa, Rabbül-Âlemin onu ebedül ebed maksuduna erdirir, ebedi saadet ihsan eder. Ve nihayet ebedi olarak Cemalullah’a kavuşturur.

Bu Nakşîbendi yolunda olanların tamamı Maksud-i Bizzat içindir. Peygamber (sav) şeriatı içindir.
Nakşîbendi Tarikatında ve diğer tarikatlarda tek gaye, Allah ve Resûlünün sözünden çıkmamak, Peygamberin (sav) şeriatına tam ittiba ederek Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Şu husus bilinmelidir ki, maksud tarikat değil, maksud Allah’ın Zatı, Allah’ın dostluğudur.

Bütün düşünce Allah ve Resûlü’nün emirlerine uyarak maksudunu Allah’ın Zatı yapmaktır. Bu da ancak Allah’ın emirlerine uymakla olur. Allah’ın emirlerinden asla çıkmamaya gayret edilmelidir. Çünkü tek gaye, maksud odur.

Bunların elde etmenin tek yolu kendini çok muhafaza ederek Allah’ın emrine muhalefette bulunmamak, kendinden günah sudur etmemesine dikkat etmektir. İnsanın Allah yolundan, hakikat yolundan çıkmaması lâzımdır.

İşte bunlara titizlikle riayet edilirse Allah rızası o zaman meydana gelir. Rabbül-Âlemin o zaman insandan razı olur. Allah rızası elde edilince insanın bütün işleri hallolmuş olur.

Bütün gayeler, tarikat ve diğer çalışmalardaki bütün gayeler yalnız ve yalnız Allah rızası içindir. Maksudi Bizzat içindir. Maksud Allah’ın Zatı ve talep onun rızasıdır.

Allah rızası, ancak emirlerine tam itaat etmekle, muhalefet etmemekle, nasıl emretmişse harfiyen tatbik etmekle kazanılır. Ve o kazanıldıktan sonra insanda hiçbir noksanlık kalmaz.

Nasıl kalır ki Allah (c.c) ona dost, o da Allah’a (c.c) dost olmuş olur.


 

 

Allah rızasını kazanmak için ameli salihe devam etmesi lâzımdır. Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri yapın. Sen niyetini Allah için yap, gerisi güzel gelir.Allah kuluna kafidir.

Benim Allah’ın rızasından başka bir derdim ve Rasulullah ( a.s)in sünnetini ihyadan başka bir işim yoktur.

Bütün gaye Allah rızasını tahsil olmalıdır. Eğer Allah insandan razı olursa insana dünyayı da, âhreti de nasip eder. Ne kadar iyi şeyler varsa, cennet dahil hepsini ona ihsan eder.
Maksud dünya menfaati değil, âhirettir, Allah sevgisidir. Allah
insanı severse karşılığını daha ziyade âhirette verir. Dünya malı vermiş veya vermemiş hiç mühim değildir.

Allah rızasının karşılığı âhiret mükafatıdır.

Şu bilinmelidir ki Allah-u Teâlâ’nın insanın ibadetine, tââtına asla ihtiyacı yoktur. Hâşâ Rabbül-Âlemin onlarla ne büyük, ne de küçük olur. Yapılan bütün amellerde tek maksud Allah’ın rızasıdır.
Eğer Allah rızasını tahsil etmek nasip olursa, Rabbül-Âlemin onu ebedül ebed maksuduna erdirir, ebedi saadet ihsan eder. Ve nihayet ebedi olarak Cemalullah’a kavuşturur.

Bu Nakşîbendi yolunda olanların tamamı Maksud-i Bizzat içindir. Peygamber (sav) şeriatı içindir.
Nakşîbendi Tarikatında ve diğer tarikatlarda tek gaye, Allah ve Resûlünün sözünden çıkmamak, Peygamberin (sav) şeriatına tam ittiba ederek Allah’ın rızasını kazanmaktır.

Şu husus bilinmelidir ki, maksud tarikat değil, maksud Allah’ın Zatı, Allah’ın dostluğudur.

Bütün düşünce Allah ve Resûlü’nün emirlerine uyarak maksudunu Allah’ın Zatı yapmaktır. Bu da ancak Allah’ın emirlerine uymakla olur. Allah’ın emirlerinden asla çıkmamaya gayret edilmelidir. Çünkü tek gaye, maksud odur.

Bunların elde etmenin tek yolu kendini çok muhafaza ederek Allah’ın emrine muhalefette bulunmamak, kendinden günah sudur etmemesine dikkat etmektir. İnsanın Allah yolundan, hakikat yolundan çıkmaması lâzımdır.

İşte bunlara titizlikle riayet edilirse Allah rızası o zaman meydana gelir. Rabbül-Âlemin o zaman insandan razı olur. Allah rızası elde edilince insanın bütün işleri hallolmuş olur.

Bütün gayeler, tarikat ve diğer çalışmalardaki bütün gayeler yalnız ve yalnız Allah rızası içindir. Maksudi Bizzat içindir. Maksud Allah’ın Zatı ve talep onun rızasıdır.

Allah rızası, ancak emirlerine tam itaat etmekle, muhalefet etmemekle, nasıl emretmişse harfiyen tatbik etmekle kazanılır. Ve o kazanıldıktan sonra insanda hiçbir noksanlık kalmaz.

Nasıl kalır ki Allah (c.c) ona dost, o da Allah’a (c.c) dost olmuş olur.

______________
Nasihatler.net ten alintidir

ALLAH (C C) hizmetlerini makbul etsin

amin

Eski Gönderiler »

Kategoriler